Madenin gölgesindeki yaşam: Su da çocuklar da risk altında 2026-07-29 09:03:16   Nazlıcan Nujin Yıldız    İZMİR – Su kaynağının 400 metre yakınına açılmak istenen madene tepki gösteren ekoloji savunucuları ve köylüler, projenin halk sağlığını, suyu ve ormanları tehdit ettiğini belirterek yaşam alanlarını savunacaklarını söyledi   İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde bağlı Yukarı Kızılca Mahallesi’nde, üç yıl önce yapılan ve halkın mücadelesi sonucunda durdurulan maden arama çalışmaları yeniden gündeme geldi. Volcan Metal Madencilik Sanayi AŞ’nin, Yukarı Kızılca’da 1’inci derece doğa-tarih arkeolojik sit alanında maden arama ruhsatı alması ve sondaj çalışmalarına başlamasına karşı ise köy halkı meydana astıkları pankartlarla tepkilerini göstermeye başladı. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, üç yıl önce YHN Madencilik Şirketi’nin, Ovacık Tabiat Parkı'na 830 metre uzaklıkta açmak istediği kurşun ve çinko ocağı için “ÇED gereklidir” kararı vermişti. Öte yandan Yukarı Kızılca’da yaşayan yurttaşlar yangın tehlikesi gerekçe gösterilerek ormanlık alana sokulmazken, maden şirketi alanda çalışmalarını sürdürmeye ve ağaç katliamına devam ediyor.   Maden arama çalışmalarına tepki gösteren kadınlar, köylerinin sahipsiz olmadığını ifade ederek, madene izin vermeyeceklerini söyledi.   Madenin insan sağlığına zararları   Halkların İklim Zirvesi üyesi Şengül Topyol, Yukarı Kızılca’da yapılan maden faaliyetlerinin insan sağlığına zararlarından bahsederek, “Çinko ve kurşun ağır metal grubuna giriyor ve bunlar insan sağlığını ciddi anlamda tehdit eden maddeler. Üstelik burada yapılması istenen madencilik, su kaynağının 400 metre yukarısında. Yani doğrudan doğruya bu bölgenin içtiği suyu tehdit eder vaziyette. Şimdi bu madenlerin suya karışması sonucunda, hamile kadınlardan başlayarak çocuklar daha doğmamışken bile anne karnında bu etkiye maruz kalabiliyorlar. Çocuklarda zeka geriliği, öğrenme güçlüğü, böbrek problemleri, kemik problemleri gibi pek çok sağlık sorununu beraberinde getiriyor. Hep ekonomik getiri anlamında bu madencilik ön plana çıkarılıyor ama o şekilde de değil. İki hafta önce biz Birgi Köyü’ndeydik. Bir ekoloji paneli yapılmıştı. Orada belgesel çekilmiş. Belgeselde gördük ki 1938'de maden durdurulmuş. Fransızların işlettiği bir maden şirketi. Aradan 88 yıl geçmiş ve halen her yağmurda derelerdeki balıkların tamamı ölüyor. O çevrede otlayan keçiler ölüyor. Tabii insanlarda da yavaş yavaş etkilerini gösteren bir zehirlenme söz konusu olabiliyor. Yani madencilik, bir kere yaptın, çıkardınla biten bir olay değil. Zehirlenme ve kirlenme devam ediyor” dedi.   Maden sadece bulunduğu bölgeyi etkilemiyor   Maden çalışmalarının yapıldığı bölgelere gittiklerini paylaşan Şengül Topyol, “Ödemiş'teki muhtarları da dinledik biz bu madenle ilgili. Diyorlar ki; ‘Biz bu madenden yılda 5 milyar lira kazanacağız. Biz kestane ihraç ediyoruz ve kestaneden yılda zaten 3 milyar lira ihracat kârımız var ama Menderes Ovası kirlendiği zaman yıllarca biz bunun etkilerine maruz kalmak zorunda kalacağız.’ Yine panelde konuşan bir veteriner hekimin söylediğine göre; bölgede 250 bin hayvan var. Bunların süt ürünleri bütün Türkiye'ye yayılıyor. Yani aldığınız peynir de, süt de, yoğurt da Türkiye'nin her tarafına yayılmış olacak. Sadece o bölgeyi etkilemekle de kalmıyor. Madenin böyle bir sıkıntısı var. Ayrıca madenler çok ciddi su tüketiyor. Türkiye su fakiri bir ülke. Su fakiri bir ülkede bu kadar çok suyun tüketilmesi ciddi bir sorun. Mesela şu anda büyük petrol şirketleri Edirne, Hozat ve Silvan arasındaki bölgede kaya gazı çalışmaları yapıyor. Her sondajda 20 bin ton su tüketiliyor. 600 çeşit kimyasal katılıyor bunlara ve bu kimyasallar yeraltı sularına karışıyor. Yeraltındaki su da kirlenmiş oluyor. İnsanlar bu kirlenmeye maruz kalıyorlar” şeklinde konuştu.   ‘Maden nedeniyle tonlarca ağaç kesiliyor’   Vahşi madencilikte yabancı şirketlerin kârın tümünü kendilerine aldığını söyleyen Şengül Topyol, madenin zehrinin ve çöpünün de halka bırakıldığını ifade etti. Bu çalışmalar nedeniyle tonlarca ağacın kesildiğini kaydeden Şengül Topyol, “Dünyada iklim krizi diye bir şey var. Dünya giderek ısınıyor. Ormanların oksijen üretme, karbondioksiti absorbe etme gibi özellikleri var. Onları da ortadan kaldırıyor. Bakın, daha burada maden başlamadan ağaç kesilmeye başlanmış. İlk etapta ağaç kesmeyle başlıyorlar. Türkiye çok yeşil olan bir ülke değil zaten. O kadar çok ormanı olan bir bölge değil. Böylesi zararları var. Neresinden bakarsak bakalım, yerin üstü yerin altından daha zengin. Bizim yerin üstündeki her şeye bütün canlılar olarak ihtiyacımız var. O gıdaya ihtiyacımız var. O suya ihtiyacımız var. Onlara sahip çıkmamız gerekiyor” diye belirtti.   ‘Temiz havamız gidiyor’   Yukarı Kızılca’da yaşayan Saniye Özkan, maden çalışmalarının uzun zamandır devam ettiğini dile getirerek, köy halkının bu çalışmalar karşısında büyük bir tepki gösterdiğini ifade etti. Saniye Özkan, “Maden istemiyoruz. Çoluğumuz çocuğumuz, yaşlılar geliyor burada oturuyor, temiz hava alıyor. Şehirde bunalıyor, geliyor oturuyor. Bizim köyümüz gitti mi ne yaşayacağız biz burada? Hiçbir şey yaşamayacağız yani. Ne demek bu? Hiçbir şeyimiz kalmıyor. Doğal suyumuz var, suyumuz da gidiyor. Biz su içmedikten sonra ne yapalım burada? Nereye gidelim? Bir gelir kaynağımız da orası bizim. Hiçbir kaynağımız yok. Ağacı zaten sormadan kesemezler. Hiç habersiz kesmişler. Kimsenin haberi yok bundan. Bunu kestirenlerin de kim olduğu belli değil. Öyle yapamazlar. Şirketin izin alması gerekiyor. Yapamaz. Bunun muhtarı var, kaymakamı var, hâkimi var, savcısı var. Temiz havamız gidiyor. Çoluğumuz çocuğumuz gidiyor. Ben yıllardan beri bu köydeyim. Yaşlımız da gencimiz de suyumuzu içiyor” diye belirtti.   ‘Köyümüz sahipsiz değil!’   Yukarı Kızılca köyünün sahipsiz olmadığını söyleyen Saniye Özkan, şu ifadelere yer verdi: “Burası hep dolup taşıyor. Ta nerelerden dahi dağcı geliyor. Biz burada kıraathane işletiyoruz. Kahvemiz ağzına kadar taşıyor. Madene hayır diyoruz. Köyümüzün temiz havasını istiyoruz, suyunu istiyoruz, doğasını istiyoruz. Başka bir şey istemiyoruz.”   ‘Su kaynağına yakın bir yere maden açılamaz’   Köyde yaşayan Gülten Rençi de bu köyde doğup büyüdüğünü söyleyerek, “Şu anda da ameliyatlıyım. Sırf köyüme sahip çıkabilmek için buraya geldim. Bu köy İzmir'e en yakın ve doğasıyla en güzel köy. Bu dağlardaki ormanlar, canlılar, özel canlılar... O yüzden bu katliamın durması lazım. Böyle bir şeyin suyumuzu etkilememesi lazım. Bizim çocuklarımıza devredebileceğimiz bir miras bu. Temiz havası, ağacı, yeşili. Bunun bu şekilde olması mümkün değil. Yani yaşanılan bir yere maden açılması kadar ironik bir şey olamaz. Dünyada böyle bir şey yok. Su kaynağına yakın bir yere maden açılamaz. Bu dağda binlerce ağaç var. Binlerce çeşit bitki var. Endemik bitkiler var. Değerli canlılar var. Buna nasıl müsaade ediliyor? Yani bu bir katliam şu anda. Köylü olarak yarın bir gün çocuklarıma, torunlarıma kalmasını istediğim bir yere sahip çıkmaya çalışıyorum. Bunun yetkilileri sadece rant amacıyla hareket ediyor. O dağda devamlı dağ yürüyüşleri yapılıyor. Nereye çıkacak insanlar, madene mi? Burada o kadar güzel destanlar var, öyküler var. Bunların hepsi bitecek. Bu kadar insanın canı, her şeyi burası” sözlerine yer verdi.    ‘Doğamızı kirletmelerine izin vermeyeceğiz’   Köyüne sahip çıkacağını ve maden istemediğini kaydeden Gülten Rençi, bunun bir doğa katliamı olduğunu vurgulayarak, “Bir ağaç kaç yılda yetişiyor? Şu anda o dağda iki yüz yıllık ağaçlar var. Günah değil mi onlara? O yüzden kabul etmiyoruz. Köylü olarak elimizden geldiğince madene hayır diyoruz. Suyumuzu, havamızı, doğamızı kirletmelerine izin vermeyeceğiz. Son anımıza kadar hepimiz biriz. Buraya binlerce insan gelecek. Dışarıdaki insanlar da gelecek. Çünkü bizim köyümüz çok güzel olduğu için dışarıdan çok gelen var. Çok göç alıyor ve bu, buranın doğası ve ağacı yüzünden oluyor. Temiz bir köy, temiz bir hava, temiz bir yaşam istiyoruz” dedi.   Dayanışma çağrısı   Köy sakinlerinden Nedime Özkoçbaş da madene izin vermeyeceklerini dile getirerek şunları söyledi:“Bizim suyumuz çok güzel, köyümüz çok güzel. Doğma büyüme buralıyım. Madene vermek istemiyoruz burayı. Ağaçları kesiyorlar. Biz köyümüzü vermek istemiyoruz. Sonuna kadar mücadele edeceğiz. Tüm herkesin, çevredeki illerin de bize destek olmasını istiyoruz.”