Yol arkadaşları Hüseyin Aykol’u uğurladı 2026-01-02 12:30:59   ANKARA - Özgür Basın emekçisi, gazeteci-yazar Hüseyin Aykol’u yol arkadaşları düzenlenen törenle “Sen özgür basın şehitlerinin yükünü tereddütsüz bir şekilde layıkıyla taşıdın ve bizlere emanet ettin Mamoste Hüseyin" sözleriyle uğurladı.    Yaşamını yitiren Özgür Basın emekçisi, gazeteci-yazar Hüseyin Aykol’un cenazesi, çalışma arkadaşları ve sevenleri tarafından omuzlanarak anma töreninin yapılacağı salona getirildi. Tören salonundaki sahneye konulan tabutun üzerine kırmızı karanfiller bırakıldı, mumlar yakıldı. Tabutun üzerine ayrıca bugünkü manşetinde Hüseyin Aykol’a yer veren ve aynı zamanda çalıştığı gazete olan Yaşam gazetesi de konuldu. Gazete manşetinde, "Basının devrimci öncüsünü kaybettik" ifadeleri yer aldı.   Törene Hüseyin Aykol’un çalışma arkadaşları, ailesi ve sevenleri ile çok sayıda yurttaş, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MGK) üyeleri, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Selman Çiçek, Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (Disk Basın İş) Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu,  Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Tevgera Jinên Azad (TJA) ve DEM Parti’den çok sayıda milletvekili de katıldı.   Salonda öncelikle Hüseyin Aykol’un yaşamını anlatan sinevizyon izletildi.  Daha sonra ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın gönderdiği başsağlığı mesajı DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Özgür Faik Erol tarafından okundu.     ‘Ona veda etmiyorum ama Sadi Şirazi'nin bir şiiriyle sesleniyorum’   Ardından yol arkadaşı ve eşi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Eşbaşkanı Nuray Çevirmen söz aldı. İki ay boyunca kendisiyle hastanedeyken konuştuğunu, mektupları, mesajları tek tek ona tek tek okuduğunu söyleyen Nuray Çevirmen, “Kendisiyle konuşmamızın hekimlerimizin söylediğine göre iyi gelecekti. Bu inançla ne var ne yok onunla sohbet ettim. Karşılık alamasam da onun beni duyduğu inancından şüphe etmedim. Ona veda etmek değil, biz eve döndüğümüzde yine aynı şekilde evin içerisinde olmaya devam edeceğini biliyorum. Özgür Basın çalışanlarına özellikle çok teşekkür etmek istiyorum. Hiç ama hiç yalnız hissettirmediler beni. Kendi kurumuma da ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Her zaman için yanımda oldular. Tüm dostlara, milletvekili arkadaşlarımıza, hepsine ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum. Ona veda etmiyorum ama Sadi Şirazi'nin bir şiiriyle seslenmek istiyorum” diye konuştu.    ‘…Çünkü bu ömrümüzü umut ederek geçirdik’   Nuray Çevirmen, Hüseyin Aykol’a şu şiiri okuyarak veda etti: “Şimdi nasıldır bahçenin hali? Ey bahar meltemi söyle! Çünkü bülbüller divan ediyor. Gamlı, telaşlı böyle. Gül nedir ki senin can alıcı güzelliğinin karşısında? Sen çiçekler içinde dikenler içinde bir gülsün. Ey şifa kaynağı mücevher, hastalarına bir bak. Merhem senin dilinde fakat bizi yaralı bırakıyorsun. Bir ömür daha lazım ölümümüzden sonra. Çünkü bu ömrümüzü sadece umut ederek geçirdik.”   ‘Demokratik toplumu inşa ederek borcumuzu ödeyeceğiz’   DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da  söz aldı. Tuncer Bakırhan, Hüseyin Aykol’un vefatı nedeniyle derin bir üzüntü duyduklarını dile getirerek şunları söyledi: “Yoldaş Hüseyin hepimizin yoldaşıydı. Başta ailesi olmak üzere Kürt halkının ve Türk halkının başı sağ olsun. Mütevazı, emekçi ve disiplinli bir insandı. Bize çok şey öğretti. ‘Kürt halkına borçluyum’ derdi. Bu kadar bedel ödemiş olmasına rağmen böyle söylerdi. Ben de bir Kürt olarak diyorum ki yoldaş Hüseyin, sen kimseye borçlu değilsin; aksine biz sana borçluyuz. Özgürlüğü ve demokratik bir toplumu inşa ederek borcumuzu sana ödeyeceğiz. Söz veriyoruz, sen kalbimizde her zaman yaşayacaksın.”   ‘İnsan soyunun zirvesinde dolaşan kolektif insan örneğidir’   Yoldaşı Aytunç Altay ardından söz alarak, Hüseyin Aykol’un ömrünün mücadele ve işkencelerle geçtiğini ifade etti. Aytunç Altay şu sözleri kullandı: “İşkencenin bir noktasında ‘tamam’ der, ‘ben sizi randevuya götüreceğim’ tabi işkenceci polislerle gider ve orada der ki ‘kordon boyu yürümeliyim ki arkadaşlar beni görsün gelsin’, kordon boyunda yürür tabi kimse yok ve ilk fırsatta kendisini denize atar, yüzme bilmez. Bu, işkence altında onursuzluk ihtimaline karşı bir ölüm tercihidir. Sonradan bunu tabi esprili bir şekilde anlatır. Yüzme bilmediği için birinin kurtarması gerekir ama işkenceci polisler de bilmez ve yurttaşlardan bazıları denize atlayıp onu kurtarır. Yoldaşımız işte böyle biridir. Yoldaşımız bizim hareketimizin Kürt basını içerisindeki enternasyonalist komünist bir temsilcisi olarak elinden geleni yaptı. Şimdi bu yoldaşımız Tıp Fakültesinde okuyordu. 3. sınıfta bıraktı. Siyasala geçti. Siyasalı da 3. sınıfta bıraktı. Bunu belli bir tercih uğruna yaptı. Düzen yaşamını tercih etseydi bugün belki çok ünlü bir profesör olabilirdi. Tıpta bilim adamı olabilirdi. Ameliyatlarda tonla paralar kazanabilirdi. Belki devam etse Merkez Bankası Başkanı olurdu. Bunları tercih etmedi. Bu yoldaşımız başka bir şey tercih etti. Şimdi o tercihi yapanlara düzen şöyle bakıyor; ömrünü heder etmiş, cezaevlerinde, şimdi de parasız, çulsuz bir insan. Oysa biz farklı bakıyoruz ve öyle bakmalıyız. İnsan soyunun zirvesinde dolaşan en nitelikli, özellikle kolektif birey, kolektif insan olmanın en iyi örneklerinden birisidir Hüseyin Hoca. Devrim ve sosyalizm idealleri uğruna onun da bıraktığı boşluğu doldurarak elimizden gelen her şeyi ama her şeyi yapmalıyız.”   ‘Tarihseli bir kişiliktir’   Ardından Hüseyin Aykol’un yol arkadaşı yazar Haydar Ergül, söz aldı. Hüseyin Aykol’un sosyalizme akan 70 yıllık bir yaşamı olduğunu belirten Haydar Ergül, “Amaç ve hedeflerinde istikrarlıdır. Çok sakin gözükür ama sakin bazı nehirler vardır. Çok sakin akar ama gittiği yerleri değiştirir. Gördüğüm o sabrı, amaç ve hedefe kilitlenmiş hâli. En umutsuz anlarda bile umudu açığa çıkarmaya çalışır. Mesela 90'lı yıllarda gazete yerleri bombalanır. Herkes korkar. Ama Hüseyin arkadaş ısrarla orada umudu üretmeye çalışır. Bunun için dedik yok. Toplumsal varlık, özgürlüğe akan sürekli umudu yaratmaya çalışan bir akıştır. Dolayısıyla Hüseyin Aykol aynı zamanda tarihsel bir kişiliktir. Yapma iradesi yüksek olan, halkların birliğine inanan, Türkler, Türkler, halkların birliğine inanan bir kişiliktir. Hüseyin arkadaş bir bellektir, bir hafızadır. Yeni dönemde yeni süreci inşa ederken Hüseyin arkadaşın kişiliğinden hâlâ öğrenecek çok şeyimiz var” diye konuştu.    ‘Mamostemiz, yoldaşımız Hüseyin Hoca’   Özgür Basın emekçileri adına Reyhan Hacıoğlu konuştu.  Reyhan Hacıoğlu, “Mamostemiz, Hüseyin Hocamız, tüm sadeliği ve mütevaziliği ile yaşamımıza ortak olan ve öğreten devrimci sosyalist yoldaşımız… Yaşamın, insan olmanın hakkını verenlerimizin ardından söz kurmak her zaman ağır olur. An gelir; yer ve gök yarılsın diye bağırmak isteriz sesimiz çıkmaz, haykırmak isteriz kelimeler boğazımızda düğümlenir. Bunu en iyi bilenimizsin. Tüm bu gidenlerimizin yükünü layıkıyla taşıyan sana dair söz kurmak çok ağır gelse de; kelimelerimiz, sesimiz boğazımızda düğümlense de, iznin olursa senin bize öğreten yaşamına layık, birkaç cümle kurmak isteriz: Sana yakışır taşıdığın sosyalist yaşamının, özgür basının yükünün ağırlığına yaraşır birkaç cümle Hüseyin hocamız, mamostemiz, yoldaşımız… 70 yıllık biyolojik yaşamını; halkların, ezilenlerin, sömürülenlerin, ötekileştirilenlerin birlikte ve eşit bir şekilde yaşayacağı gelecek güzel günlere adadın… İşkencehanelerde, hapishanelerin soğuk duvarları arasında dahi, haklarını savunduklarının bir temsilcisi, sesi olarak görevini yerine getirdin” ifadelerini kullandı.    ‘24 saatini kolektif yaşamın inşasına adadın’   Reyhan Hacıoğlu sözlerine şöyle devam etti: “Dışarı çıktın, bu kez hem dört duvar arasında olanların hem onların uğruna mücadele ettiği ezilenlerin, sömürülenlerin, yok sayılanların sesi oldun. Senin gözlerin her sabah hapishanelerden gelen mektupları taradı, köşen zindanların sesi olarak içeriye de dışarıya da taşıdı en zorlu yerlerde yaşayanların sorunlarını, umutlarını, dirençlerini… Kalemin bir gün bile tereddüt etmedi gerçekleri dile getirmekten. 24 saatini kolektif yaşamın inşasına, öğrenmeye ve öğretmeye göre planladın. Sabahın köründe hiç aksatmadan gelip özgür basının mütevazi bürolarını açtın. Çayı demledin, senin bedenine ve yaşamına uyum sağlamış, sadeliğin simgesi olan o küçük bardağınla çayını yudumlarken önce dört duvar arasında olanların mektuplarına baktın, önce onlara dair yazılması gerekenleri sıraladın ve sonra dışarıda olanlara dair…   Özgür Basın geleneğinin yılmaz bir neferi   Bizler, özgür basın emekçileri büroya geldiğimizde senin demlediğin çayın sıcaklığı ile ısınırken, mamosteliğinden, devrimciliğinden bir bardak çayı yudumlar gibi yaşamayı, hakikate sadık kalmayı öğrendik… Dile kolay, Özgür Basın geleneğinin yılmaz bir neferi olarak 37 yıl boyunca her türlü zorluğa ve zorbalığa direndin Hüseyin hocam. Yol arkadaşların enselerinden vurulurken, tutuklanırken, sürgüne gönderilirken, gazete binalarımız, ofislerimiz havaya uçurulurken de bir an olsun geri durmadın. Tutuklandın yine geri adım atmadın. Onlarca yıllık ceza davalarına rağmen, yoldaşlarının anılarına bağlılığın gereği olarak buraları terk etmeyi düşünmedin. Yazdığın her satıra yoldaşlarına olan özlemini nakşettiğine, yüreğinin her bir atışıyla onları yad ettiğine şahidiz. Tekrar o özlemi yazılarınla, yüreğinin atımlarıyla gidereceğin anı sabırsızlıkla ve yüreğimizin en derininden gelen dua ile bekledik. Bekledik günlerce. Seninle birlikte mesai yapmış olan yoldaşların olarak bekledik, hakikatin gücünü yaşam tecrübeleriyle öğrettiğin öğrencilerin olarak bekledik. Ama en çok da, o naif kişiliğinle, o yumuşak sesinle, o buğulu gözlerinle her fırsatta gazeteciliğe ilk adımı atan genç, pırıl pırıl ardıllarınla yaşam tecrübelerini paylaşman için bekledik.. Yüzlerini, seslerini tanımadığın halde dört duvar arasında olan yoldaşların için bekledik… Ama olmadı. Özlemini duyduğun Apê Musa'ya, Gurbetelli'ye, Cengiz'e, Ferhat'a, Nazım'a, Nagihan'a, Kalo’ya kavuşmak baskın geldi…    Özgür basın şehitlerinin yükünü layıkıyla taşıdın ve bizlere emanet ettin   Yaşamın hem hocası hem öğrencisiydin her zaman. En yeni başlayandan öğrenmesini bilirdin ve tabi ki çoğunlukla öğretmesini. ‘Eleştiriyi yoldaşlarınıza dozunda yapın’ derdin.  Sen bir çiçeğin, bir insanın, bir böceğin nasıl yaşatılması gerektiğini öğrettin bize. En güzel örneklerle. Sen sadeliği, devrimci ve özgür basın emekçisi olarak nasıl olacağını yaşayarak öğrettin bize… Hep söylerdin, ‘Ben 70 özgür basın emekçisinin yükünü taşıyorum. Bu yükün ağırlığıyla hareket ediyorum, işimi yaparken’ Sen özgür basın şehitlerinin yükünü tereddütsüz bir şekilde layıkıyla taşıdın ve bizlere emanet ettin Mamoste Hüseyin.   ‘Rêya te rêya me ye’   Senin taşıdığın bu yük, bu güzel miras şimdi yetiştirdiğin binlerce özgür basın emekçisinin sırtında. Bu taşıdığın yükü miras alırken, şimdi o yükün ağırlığına senin ağırlığını ekliyoruz. Biliyoruz zor olacak, biliyoruz ‘senin gibi taşıyabilir miyiz bu yükü’ kaygısını hep taşıyacağız ama sana söz; bir Kürt gazeteci olarak mamostemiz, bir Türk gazeteci olarak hocamız ve bir enternasyonalist devrimci olarak yoldaşımız, Hüseyin hocamız! Zorlandığımızda dönüp masa başına oturmuş, sade bardağıyla çay içen sana bakacağız. Hayalini kurduğun eşit, özgür ve adil dünyaya seninle yürüyeceğiz. Senin sade ama ağırlığını yaşamıyla anlamlandırmış fotoğrafını da 70 yoldaşımızın arasına en değerlilerimizden biri olarak asacağız. Her zaman seninle olacağız, her zaman bizimle olacaksın…Yolun yolumuzdur, Rêya te rêya me ye…”   Konuşmaların ardından Hüseyin Aykol, en sevdiği türkü ile uğurlandı.