Çocuklar cinsel saldırı, yoksulluk ve şiddet kıskacında! 2026-04-22 09:05:09   Semra Turan   HABER MERKEZİ – 23 Nisan, çocuklara adanmış bir gün olarak kutlansa da milyonlarca çocuk; cinsel saldırı, şiddet, yoksulluk, eğitimden kopuş ve çalıştırılmanın kıskacında yaşam mücadelesi veriyor.   Türkiye'de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı her yıl çocuklara adanmış bir gün olarak kutlanıyor. Ancak Türkiye’de çocukların yaşadığı gerçeklik, bayram meydanlarında kurulan süslü cümlelerin çok ötesinde ağır bir tabloyu ortaya koyuyor.   Son dönemde açıklanan resmi veriler ile hak örgütlerinin raporları birlikte değerlendirildiğinde; çocukların cinsel saldırı ve şiddete maruz bırakıldığı, eğitim hakkının engellendiği, anadil yasağıyla karşılaştığı, çalıştırıldığı ve çalıştırılırken yaşamını yitirdiği görülüyor. Çocuklara bir “bayram” armağan edildiği söylenirken, binlerce çocuk ya adliye dosyalarında, ya okul dışında, ya atölyelerde, ya fabrikalarda ya da görünmeyen şiddet biçimlerinin içinde yaşam mücadelesi veriyor.   Çocukların yaşadığı bu çıkmaz ise içlerinde baş edemedikleri bir şiddete dönüşüyor. Yaşadıkları durum akran zorbalığına, şiddete ve katliama dönüşüyor. Son olarak Mereş ve Sêwreg’de okullara yönelik düzenlenen saldırılar da bunun somut örneği oluyor.   Cinsel saldırı dosyaları artıyor   İstatistiklere yansıyan verilere göre çocuklara yönelik cinsel suçlar giderek büyüyen yapısal bir sorun haline geliyor. Cinsel suçlara dair dosyalara ilişkin resmi kurumlar güncel veriler paylaşmazken, 2024 yılı içinde “Çocukların cinsel istismarı” başlığıyla mahkemelere intikal eden dosya sayısı 31 bin 592 oldu. Bunların 15 bin 227’si karara bağlandı. Yargılanan 16 bin 790 kişiden ise yalnızca 6 bin 905’i hakkında hapis cezası verildi.   Bu tablo, çocuklara yönelik cinsel suçların arttığını, buna karşın cezasızlık tartışmalarının da derinleştiğini ortaya koyuyor. Dosya sayılarındaki artış ile mahkûmiyet oranları arasındaki fark, çocukların uğradığı şiddetin yargı mekanizmasında da tam karşılık bulmadığını gösteriyor.   Bu konuya dair resmi kurumlardan bir açıklama yapılmazken, İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi'nin 2025 verilerine göre sadece İstanbul’da 5 yılda 29 bin avukat "Çocuğa yönelik cinsel istismar" için görevlendirildi.   Çocuklar her yerde şiddete uğruyor   Araştırmalara göre çocuklar hem yaşıtları hem de yetişkinler tarafından sistematik şiddete maruz bırakılıyor. Türkiye Çocuk Araştırması’na göre 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8’i ayda en az birkaç kez akran şiddetine uğruyor. Kız çocuklarında bu oran yüzde 14,1’e çıkıyor.   Hak örgütlerinin raporları ise eğitim ortamlarında fiziksel, psikolojik ve sözel şiddetin sürdüğünü, çocukların okulda da güvenli bir yaşam alanına sahip olmadığını ortaya koyuyor. Böylece çocuklar; evde, okulda ve kamusal alanda çok katmanlı bir şiddet kuşatması içinde bırakılıyor.   Binlerce çocuk eğitim dışında   Türkiye’de çocukların en temel haklarından biri olan eğitim hakkı da engelleniyor. 2024-2025 eğitim-öğretim yılı verilerine göre Türkiye'de zorunlu eğitim çağında olup örgün eğitim dışında kalan çocuk sayısı tahmini 600 bin ile 800 bin arasında değişiyor. Açık öğretim ve Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) dâhil edildiğinde bu sayı 1,47 milyonun üzerine çıkıyor.   Yoksulluk, çalıştırılan çocuklar, göç, engellilik, çocuk yaşta evlilik, bakım yükü ve bölgesel eşitsizlikler eğitimden kopuşun başlıca nedenleri arasında sıralanıyor.   Özellikle yoksul kentlerde, kırsal bölgelerde ve Kürt illerinde çocukların eğitime erişimi daha kısıtlı oluyor.   Çocuklar için eşitsizlik daha derin   Özellikle ortaöğretim çağında olan çok sayıda kız çocuğu; yoksulluk, ev içi emek, bakım sorumluluğu, çocuk yaşta evlilik riski ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle okuldan kopuyor.   Ulusal ölçekte “okula gönderilmeyen kız çocuklarının” güncel toplam sayısı tek kalemde ve şeffaf biçimde paylaşılmıyor. Ancak eğitim raporları, bazı illerde ve bazı toplumsal gruplarda çocukların eğitim dışına itildiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Bu nedenle eğitim hakkı ihlali, çocuklar açısından aynı zamanda toplumsal cinsiyet temelli bir ayrımcılık olarak büyüyor.   Anadilde eğitim hakkı yok sayılıyor   Türkiye’de çocukların maruz bırakıldığı bir başka temel hak ihlali de anadilinde eğitim hakkının tanınmaması. Kürt çocuklar başta olmak üzere ana dili Türkçe olmayan çocuklar, eğitim sistemine kendi dillerinde katılamıyor.   Bu alanda en çarpıcı sorunlardan biri, “anadilinden mahrum bırakılan çocuk sayısına” dair resmi bir verinin dahi tutulmaması. Bu durum doğrudan eğitim sisteminin tekçi yapısını gösteriyor. Devlet, anadilinde eğitimi temel bir hak olarak tanımadığı için bu hak gaspı da kurumsal biçimde sürüyor.   Kürtçenin yalnızca seçmeli ders düzeyinde sunulması ise sorunu çözmüyor. Son öğretim yılı verileri, on binlerce öğrencinin Kürtçe seçmeli ders tercih ettiğini gösteriyor. Ancak seçmeli ders ile anadilinde eğitim aynı şey değil. Çocukların kendi dilinde eğitim alamaması yalnızca pedagojik değil; kültürel, siyasal ve toplumsal bir dışlama rejimi yaratıyor.   Çocuklar çalıştırılıyor   Türkiye’de çocuk yaşta çalıştırılma giderek daha görünür bir hal alırken, resmi veriler 15-17 yaş grubundaki çocukların yaklaşık dörtte birinin iş gücüne katıldığını gösteriyor. Erkek çocuklarda bu oran çok daha yüksek seyrediyor. Kız çocuklarının oranı daha düşük görünse de bu durum, onların çoğu zaman kayıt dışı ev içi emek ve bakım yükü içinde görünmez kılınmasından bağımsız değil.   Çocuk yaşta çalıştırılma, yoksullukla doğrudan bağlantılı ilerliyor. Hanelerde derinleşen ekonomik kriz, çocukları eğitimden koparıp iş gücüne itiyor. Böylece çocuklar oyun, dinlenme, gelişim ve eğitim hakkı yerine üretim baskısının içine çekiliyor.   MESEM’ler   Son yıllarda en çok tartışılan başlıklardan biri de Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) oldu. Resmi verilere göre yüz binlerce çocuk bu sistem içinde çalıştırılıyor. "Mesleki eğitim” adı altında kurulan bu sistem, fiiliyatta çocukların haftanın büyük kısmını iş yerlerinde geçirdiği, ucuz ve güvencesiz emek düzenine dönüştü.   Hak ve emek örgütleri, MESEM’lerin çocuk yaşta çalıştırılmayı yaygınlaştırdığını, çocukların eğitim hakkını zayıflattığını ve işverenler için denetimsiz bir emek alanı yarattığını belirtiyor. Çocukların eğitim adı altında üretim ilişkilerinin içine bu kadar erken sokulması, pedagojik gelişim kadar yaşam hakkını da tehdit ediyor.   Kayıt dışı çalıştırılan çocuklar   Çocuk yaşta çalıştırılmanın en ağır sonucu ise yaşamını yitirmek. Bu çocukların tamamı resmi kayıtlara açık, düzenli ve şeffaf biçimde yansımıyor. Özellikle kayıt dışı alanlarda çalıştırılan çocuklar çoğu zaman yalnızca ölüm haberleriyle görünür hale geliyor. Bu nedenle açıklanan sayılar, gerçeğin ancak görülebilen bölümünü ifade ediyor.   İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin 2025 çocuk iş cinayeti raporuna göre 2025 yılında en az 94 çocuk çalıştırılırken hayatını kaybetti. Son 13 yılda çalışırken hayatını kaybeden çocuk sayısı ise 836 oldu.   Yoksulluk   Türkiye’de çocukların derin yaşadığı bir diğer sorun ise yoksulluk oluyor. Eurostat 2026 verilerine göre Avrupa Birliği ülkelerinde çocukların yüzde 24’ü yoksulluk riski altında ve sosyal dışlanma yaşarken Türkiye’de bu oranın yüzde 39,5 olduğu ifade edildi. Türkiye’de 21 milyon 817 bin çocuğun 8 milyon 617 bininin yoksulluk içinde büyüdüğü belirtildi.   TÜİK verilerine göre ise her 10 aileden 1’i çocuklarının gün içinde taze meyve ve sebze tüketmesini sağlayamıyor, yine her 10 aileden 1’i çocuklarına yeni giysi alamıyor. Yoksullukla birlikte okuldan kopuş ve çocukların çalışma yaşamına itilmesi de büyüyen başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.   23 Nisan bayram değil, mücadele günü   Ortaya çıkan tablo, 23 Nisan’ın çocuklar açısından bir kutlama gününden çok, hak ihlallerinin yeniden görünür hâle geldiği bir güne dönüştüğünü gösteriyor. Bir yanda çocuklara yönelik “bayram” söylemi kurulurken, diğer yanda binlerce çocuk cinsel suçlara ilişkin adli dosyalarda yer alıyor; yüz binlercesi eğitim dışında kalıyor, on binlercesi çocuk yaşta çalıştırılıyor; çok sayıda çocuk ise anadil hakkından mahrum bırakılmış koşullarda yaşamını sürdürüyor.   Çocukların gerçek ihtiyacı bir günlük kutlama değil; şiddetten uzak, eşit, güvenli, anadilinde, ücretsiz ve erişilebilir bir yaşamdır. 23 Nisan’ın anlamı, ancak çocukların yaşam hakkı, eğitim hakkı, bedensel bütünlüğü ve kültürel hakları güvence altına alındığında gerçek bir karşılık bulabilir.