Sincan'da kadınlar keyfi gerekçelerle tahliye edilmiyor! 2026-06-21 09:04:26   ANKARA - Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde 25 kadın tutsağın tahliyesinin İGK kararlarıyla engellendiğini, 10 kadın tutsağın ise hâlâ tahliye edilmediğini belirten Sipan Cizreli, keyfi uygulamalara karşı topyekûn mücadele çağrısı yaptı.   Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde 2021 yılından bu yana siyasi tutsakların tahliyesi engelleniyor. İdare ve Gözlem Kurulları'nın kararları gerekçe gösterilerek erteleniyor. Cezaevinde bulunan Melike Göksu'nun tahliyesi yaklaşık iki yıldır, Emine Abiş'in tahliyesi yaklaşık 10 aydır, Fatma Aslan'ın tahliyesi ise yaklaşık bir yıldır engelleniyor. 34 yıldır cezaevinde bulunan Nedime Yaklav'ın tahliyesi üç buçuk yıldır ertelenirken, Nuriye Adet ve Gülşan Adet'in tahliyelerine de yaklaşık iki buçuk yıldır izin verilmiyor. Pınar Tikit'in tahliyesi yaklaşık beş aydır engellenirken, geçtiğimiz günlerde İdare ve Gözlem Kurulu tarafından verilen infaz uzatma kararının, infaz hâkimliğinin açık ve gerekçeli bir kararı olmaksızın uygulandığı ortaya çıkmıştı.    Öte yandan Zeliha Ustabaş'ın tahliyesi yaklaşık iki yıldır ertelenirken, 32 yıldır cezaevinde bulunan Hicran Binici'nin tahliyesi de iki yılı aşkın süredir engelleniyor.   Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube Eşbaşkanı Sipan Cizreli, Sincan Kadın Kapalı Cezaevine yönelik yürütülen sistematik hak ihlallerine dair değerlendirmelerde bulundu.   'Sağlığa erişim hakkı engelleniyor’   Türkiye'deki bütün cezaevlerinde olduğu gibi Sincan Kadın Hapishanesi'nde de hasta tutsaklara yönelik ağır hak ihlallerinin yaşandığına dikkat çeken Sipan Cizreli, “Hasta tutsaklar tahliye edilmiyor. Aynı zamanda hastaneye sevkleri geciktiriliyor ve bununla birlikte sağlığa erişim hakları engelleniyor. Hasta tutsaklar tahliye edilmedikleri gibi, yasal tahliye süresi gelmiş tutsakların tahliyesi de İdare ve Gözlem Kurulu'nun keyfi kararlarıyla engelleniyor. Sincan Hapishanesi kampüsünün genelinde hastaneye sevklerle ilgili çok ciddi problemler var. Personel yok gerekçesiyle hastane sevkleri son anda iptal ediliyor ve hasta tutsakların hastaneye sevkleri 8 ila 12 ay gibi bir süreyi bulabiliyor. Bu durum, hasta tutsakların süreklilik gerektiren tedavilerini aksatıyor. Aynı zamanda erken teşhisi gerektiren hastalıkların tedavisinde de çok ciddi problemler ortaya çıkarabiliyor. Sincan Kadın Hapishanesi'nde sağlığa erişim hakkı ihlal ediliyor” dedi.   5 yıldır tahliyeler engelleniyor   Hasta tutsakların tahliye edilmediğini ve tahliye zamanı gelmiş tutsakların da İGK kararlarıyla tahliyelerinin engellendiğini belirten Sipan Cizreli, “Bu sadece bir infaz hukuku meselesi değil, sonucu itibarıyla yaşam hakkının ihlalini doğuracaktır. Dolayısıyla çok ciddi bir hak ihlali olduğunu söyleyebiliriz” şeklinde konuştu. “Sincan Kadın Hapishanesi'nde çok çarpıcı bir tabloyla karşı karşıyayız” diyen Sipan Cizreli, 2021 yılından bu yana Sincan’da İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla neredeyse tüm kadın tutsakların şartlı tahliye hakkının engellendiğini kaydetti. Tespit edebildikleri kadarıyla 25 kadın tutsağın tahliyesinin engellendiğini hatırlatan Sipan Cizreli, 10 kadın tutsağın tahliyesinin hâlâ engellendiğini dile getirdi.   Cezaevleri İGK’nin keyfi kararlarına bırakılmış   34 yıldır cezaevinde tutulan Nedime Yaklav’ın yakın zamanda bir yıl süreyle yeniden tahliyesinin engellendiğini hatırlatan Sipan Cizreli, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hasta tutsak Pınar Tikit'in de tahliyesi, 30 Nisan 2026 tarihinde altı ay süreyle ikinci kez ertelenmiş oldu. Pınar Tikit’in beyninde kist var ve felç olma riskiyle karşı karşıya. Cezaevi koşullarında tedavi olması mümkün değil. Buna rağmen 25 Ocak 2026 tarihinde tahliye edilmesi gerekirken iki kez tahliyesi engellendi. İlkinde üç ay, ikincisinde altı ay olmak üzere tahliyesi engellendi. Pınar Tikit'in İGK değerlendirmesine baktığımızda çok soyut ifadelerle karşı karşıya kalıyoruz. İGK’ler genel olarak nesnel ve hukuki olmayan ifadelerle değerlendirme yapıyor. Çünkü yasada ‘iyi hâl’ kavramının çerçevesi çizilmemiş ve herhangi bir kritere bağlanmamış. Dolayısıyla tümüyle idarenin takdir yetkisine bırakılan bir yasal düzenleme görüyoruz. İdare de bu takdir yetkisini keyfi bir biçimde uygulayarak hasta tutsakların tahliyesini engelleyecek şekilde davranıyor.”   Pınar Tikit idarenin keyfi yetkisiyle bırakılmıyor   İdarenin elinde bulundurduğu takdir yetkisini ikinci bir cezalandırma pratiğine dönüştürdüğünü belirten Sipan Cizreli, bu takdir yetkisinin hukuki olmadığını vurguladı. İGK’lerin ‘iyi hâl’ değerlendirmesi yaparken objektif kriterlere uygun davranması gerektiğinin altını çizen Sipan Cizreli, “2021 yılından bu yana Sincan Kadın Hapishanesi'nde ‘iyi hâl’ olmadığına ilişkin verilen kararlara baktığımızda birbirinin tekrarı, kopyala-yapıştır ve hiçbir somut dayanağı olmayan ifadelerle karşılaşıyoruz. Yasaya göre aslında İdare ve Gözlem Kurulları, tutsak hakkında bir değerlendirme raporu yazdıktan sonra bu raporu koşullu salıverilme kararına esas olmak üzere infaz hâkimliğine göndermeli ve koşullu salıverilmeye ilişkin kararı infaz hâkimliğinin alması gerekiyor. Fakat Pınar Tikit, 30 Nisan 2026 tarihli İdare ve Gözlem Kurulu kararı infaz hâkimliğine gönderilmeden, koşullu salıverilmesine ilişkin bir karar alınmadan cezaevinde tutulmaya devam edildi. Bizler de buna ilişkin bir suç duyurusunda bulunduk. Pınar Tikit, idarenin yetkisiyle, herhangi bir karar olmaksızın özgürlüğünden mahrum bırakılıyor” diye konuştu.   İGK kararlarını denetleyecek mekanizma bulunmuyor   İdare ve Gözlem Kurulu kararlarına karşı iki aşamalı itiraz yolu olduğunu aktaran Sipan Cizreli, “Bu kararı önce infaz hâkimliğine, ardından infaz hâkimliğinin kararını ağır ceza mahkemesine taşıyoruz. ‘İyi hâl’ kavramı o kadar soyut ve dayanaksız bir kavram ki hukuki açıdan denetlenebilir bir nesnelliği yok. İnfaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemeleri de adeta bir noter merci gibi sadece kararları onaylayıp geçiyor. Dolayısıyla bu itiraz mercilerinin de hukuka uygun karar verdiğini, hukuka uygun denetim yaptığını söylememiz mümkün değil. Nitekim beş yılı aşkın süredir infaz hâkimliği itirazlarımızdan ve ağır ceza mahkemesi itirazlarımızdan hiçbir sonuç alamadık. Hapishane idaresinin uyguladığı keyfi hukuksuzluğu, infaz hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemeleri sürdürüyor” şeklinde konuştu.   İGK ve ATK kararları: Yaşam hakkını ihlal ediyor   Tutsaklara dair bağımsız sağlık kuruluşlarının ve tam teşekküllü devlet hastanelerinin “cezaevinde kalamaz” raporu vermesine rağmen Adli Tıp Kurumu’nun ısrarla “cezaevinde kalabilir” raporu verdiğini dile getiren Sipan Cizreli, “Hem hukuki olarak hem de siyasi olarak aslında bu konuyu değerlendirmek gerekir. ATK'nin bu denli uzun sürelerde rapor vermesi ve günün sonunda ‘cezaevinde kalabilir’ şeklinde değerlendirme yapması çok ciddi bir yaşam hakkı ihlalidir. Hapishanelerde yaşamını yitiren çok sayıda hasta tutsak olduğunu biliyoruz. Yine ATK'nin süreci çok uzatmasından kaynaklı olarak hapishaneden tahliye olduktan çok kısa bir süre sonra yaşamını yitiren tutsaklar olduğunu da biliyoruz. Dolayısıyla bunu tümüyle bir yaşam hakkı ihlali olarak değerlendirebiliriz. ATK'nin ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verdiği hasta tutsakların bir kısmının da türlü gerekçelerle tahliyesi engelleniyor. Son süreçte bunlarla da karşılaştık” sözlerini kullandı.    ‘Sürecin ruhuna aykırı’   “Barış ve Demokratik Toplum umudunun yeşerdiği bir süreçte hâlâ cezaevlerindeki hak ihlallerinin son bulmasını talep etmemiz bir utançtır” diyen Sipan Cizreli, “Hapishanelerdeki hak ihlallerinin devam etmesi, Sayın Abdullah Öcalan'ın başlatmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin ruhuna da aykırı. Bu sürecin samimiyet ölçüsü, hapishanelerdeki hak ihlallerinin sona ermesidir. Hak ihlallerinin Sincan Kadın Hapishanesi'nde sistematik olarak uygulanmasını erkek adalet sisteminin karşımıza çıkan bir biçimi olarak değerlendirebiliriz” diye ekledi.   Topyekûn mücadeleyle keyfi uygulamalar son bulacak   Sipan Cizreli, Sincan Kadın Cezaevi'nde şartlı tahliye hakkının sistematik bir biçimde engellenmesinin toplumdaki adalet duygusunu zedeleyeceğini belirterek, yaşanan hak ihlallerinin tek başına tutsakların ve ailelerinin sorunu olmadığını, bir bütün olarak toplumu ilgilendiren bir sorun olduğunu ifade etti. Hukuk örgütlerinin ve demokratik kurumların topyekûn mücadelesiyle keyfi uygulamaların son bulacağını belirten Sipan Cizreli, “Bizler açısından talep çok nettir. Hasta tutsakların derhal serbest bırakılması, İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi uygulamalarına son vermesi ve hapishanelerdeki hak ihlallerinin derhal sonlandırılmasıdır. Basına yansıdığı üzere hepimiz biliyoruz ki bir yasal düzenleme konuşuluyor. Fakat hapishanelerdeki hak ihlallerinin son bulması için herhangi bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yok. İdarelerin keyfi uygulamalarına son vermesi, hapishanelerdeki hak ihlallerinin de son bulacağı anlamına geliyor” dedi.