Cumartesi Anneleri’nden çağrı: Hakikat açığa çıkarılsın 2026-07-04 13:13:40   İSTANBUL - Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemlerinde Hasan Gülünay'ın gözaltında kaybedilmesinin 34'üncü yılında hakikatin açığa çıkarılması ve sorumluların yargılanması çağrısı yaptı.   Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla her hafta Galatasaray Meydanı'nda gerçekleştirdikleri eylemin bin 110'uncusunda bir araya geldi. Bu haftaki eylemde, 34 yıl önce gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay'ın akıbeti soruldu. Basın açıklamasını Jiyan Kaya okudu.   'Gözaltına alınarak kaybedildi'   Jiyan Kaya, devletin sistematik şiddet ve gözaltında kaybetme politikalarının tırmandığı 1992 yılında, 32 yaşındaki Hasan Gülünay'ın kolluk güçlerinin hedefi haline geldiğini söyledi. Jiyan Kaya, 23 Mayıs 1992'de Artvin'de işkence edilerek katledilen Ali Ekber Atmaca'nın üzerinden Hasan Gülünay adına düzenlenmiş bir ehliyet çıkmasının ardından Hasan Gülünay'ın polis takibine alındığını belirtti. Jiyan Kaya, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Eşine bir süredir takip edildiğini aktaran Hasan Gülünay'ın 20 Temmuz 1992 günü Tarabya’daki evinden işe gitmek üzere ayrıldıktan sonra siyasi şube polisleri tarafından gözaltına alınarak kaybedildi."   Emniyet yetkilisinden itiraf: Sağ ve içeride   Hasan Gülünay'ın kaybedilmesinin ardından iş yerini arayan bir kişinin, Terörle Mücadele Şubesi'nden aradığını belirterek Hasan Gülünay’ın gözaltında olduğu bilgisini verdiğini aktaran Jiyan Kaya, buna karşın resmi makamların, ailenin tüm başvurularına "Gözaltında değil, yalnızca aranıyor" yanıtını vererek durumu inkar ettiğini belirtti. Jiyan Kaya, ailenin dönemin İstanbul Emniyeti üst düzey yetkilisi Hüseyin Kocadağ ile yaptığı görüşmede Hüseyin Kocadağ'ın, "Hasan sağ, içeride. İşkence izleri iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar" sözleriyle gözaltı işlemini açıkça itiraf ettiğini ifade etti.   'Tanıklar tehdit edildi, failler aklandı'   Hasan Gülünay ile aynı dönemde İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında tutulan E.Ç. isimli tanığın, ağır işkenceye uğramış bir kişinin yanlışlıkla kendi hücresine konulduğunu ve bu kişinin "Ben Hasan Gülünay'ım, beni gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar" dediğini aktardığını belirten Jiyan Kaya, bu tanıklığın ardından failler yerine tanıklar ve ailenin hedef alındığını, evlerinin basıldığını ve konuşmamaları için tehdit edildiklerini kaydetti. Jiyan Kaya, aynı süreçte Gayrettepe'de gözaltında tutulan bir diğer tanık H.K.'nin ise işkenceci polislerin kendisine "Hasan Gülünay'ı öldürdük, sıra sende" dediğini beyan ettiğini dile getirdi.   Bakanlıktan inkar ve 'propaganda' kalkanı   Jiyan Kaya, ailenin Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı ve TBMM dahil olmak üzere tüm resmi kurumlara yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını söyledi. Dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe'nin soru önergesine verdiği yanıtta hakikat arayışını ve işkence iddialarını reddettiğini aktaran Jiyan Kaya, iddiaların "asılsız" ve "örgüt propagandası" olduğunu öne sürdüğünü paylaştı.   'Yargı faillere cezasızlık zırhı oldu'   Hasan Gülünay'ın akıbetinin ortaya çıkarılması ve faillerin yargılanması amacıyla yürütülen hukuki mücadelenin, yargının cezasızlık politikası nedeniyle sonuçsuz kaldığını ifade eden Jiyan Kaya, dosyada etkili bir soruşturma yürütülmediğini ve tanıkların dinlenmediğini belirtti. Jiyan Kaya, "zaman aşımı" gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini kaydetti. Jiyan Kaya devamında, Ailenin 2013 yılında yaptığı bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi’nin 21 Nisan 2016 tarihli kararında yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütülmediğine hükmetmesine rağmen faillerin yargılanmasının önünün açılmadığı söyledi. Jiyan Kaya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarının aksine işkence yasağı ve etkili başvuru hakkının ihlali iddialarının incelenmediğini, zaman aşımı gerekçe gösterilerek dosyanın yeniden açılması için savcılığa gönderilmediğini sözlerine ekledi.   'Tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz'   Hasan Gülünay'ın gözaltında kaybedilişinin 34'üncü yılında, hakikatin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanmasının devletin yükümlülüğü olduğunu vurgulayan Jiyan Kaya, Hasan Gülünay'ın akıbetinin açıklanmasını, dosyada etkin soruşturma yürütülmesini ve sorumluların yargılanmasını istedi. Jiyan Kaya, "Kaç yıl geçerse geçsin; Hasan Gülünay için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.    'Bu bir kayıp hikayesi değil, cezasızlığın hikayesi'   Hasan Gülünay'ın kızı Deniz Gülünay'ın mektubunu Maside Ocak okudu. Mektupta şunlar yer aldı:   "Babam Hasan Gülünay 20 Temmuz 1992 sabahı evden çıktı. O gün sıradan bir sabahtı. Kimse o günün bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilmiyordu. Babam bir daha geri gelmedi. O gün yalnızca bir insan kaybolmadı. Bir ailenin hayatı, dört çocuğun çocukluğu ve bir ülkenin hafızasında açılacak kapanmaz bir hikaye başladı. Bu bir kayıp hikayesi değil. İnkarın ve cezasızlığın hikayesidir. O günden sonra hayatımız beklemek, adalet, hukuk, hakikat, zaman aşımı kelimeleriyle geçti. Önce saatleri bekledik, sonra günleri, sonra yılları. Her kapı çalındığında babamdan haber geldi sandık. Her telefonda ona ne olduğunu duymayı umduk ama hiçbir şey olmadı. Yalnızca sessizlik büyüdü. Bize sürekli kayıp dediler ama ben o kelimeye hiçbir zaman inanmadım. Çünkü kayıp tesadüf çağrıştırır. Oysa burada bir tesadüf değil bir süreç vardır. Devletin karanlık elleri muhalif olanı susturmak için organize olmuştu. Babam bulunmadı.    O yüzden ben hep şunu söyledim. Babam kayıp değil. Devletin sistematik yok etme politikası sonucu gözaltında kaybedildi. Bu fark benim için çok erken. Çok erken anlam kazandı. Çünkü ortada bir tesadüf değil, bir yok ediliş vardı. Her başvurumuzda aynı duvarla karşılaştık. Bilmiyoruz dediler. Bizde yok dediler. Ama biz aslında biliyorduk. Bilenler konuşmuyordu. Babama bir fotoğraftan değil Galatasaray meydanından hatırlıyorum. Çocukluğum orada geçti. İnsanlar çocuklarını parka götürürken biz annemle birlikte bir fotoğrafın peşinden gidiyorduk. O fotoğraf kalabalığın içinde değil karanfillerin arasında büyüdü. Zaman geçtikçe anladım ki bu sadece bizim hikayemiz değil. Babamın başına gelen şey bireysel bir ayıp değildi. Bu ülkede birçok insanın yaşadığı şeyin bir parçasıydı. İnsanlar gözaltına alınıyor ve bir daha geri dönmüyordu. Buna faili meçhul dediler ama aslında faili vardı. Sadece adı söylenmiyordu. Ben büyüdükçe eksikliğim de büyüdü. Çünkü bazı eksikler zamanla kapanmıyor. Aksine insanın içinde derinleşiyor. Bir çocuğun hayatında babasızlık sadece bir yokluk değil, sürekli devam eden bir soru haline geliyor.    Ben hep aynı soruyu sordum. Babam nerede? Bu soru yıllar içinde değişmedi. Sadece ağırlığı arttı. Çünkü cevap verilmediği her gün o sorunun anlamı biraz daha büyüdü. Bize unutun dediler. Ama unutmak hatırlamamak değil. Sadece yokluğu kabul etmek demek. Biz bunu kabul etmedik. Çünkü kabul etmek olanı normalleştirmek olurdu. Oysa olan şey normal değildi. Bugün hala aynı yerdeyim. Aynı sorunun içindeyim ve biliyorum ki bu sadece benim sorum değil. Bu ülkede evladını, kardeşini, eşini, babasını kaybeden herkesin sorusu aynı. Biz cevap bekliyoruz ve bu soru cevaplanana kadar susmayacağız. Burada olacağız. Sevgi ve dirençle Deniz Gülünay."   Eylem, Galatasaray Meydanı'na karanfil bırakılmasıyla sona erdi.