Kağıt üstünde ko-ru-ma!
- 09:07 2 Mart 2026
- Güncel
İZMİR - Uzaklaştırma ve koruma kararlarına, hatta elektronik kelepçe uygulamalarına rağmen kadınların katledildiğini belirten KCDP temsilcisi Rabia Aksu, “Cezasızlık politikaları failleri cesaretlendiriyor” dedi.
Kadınlara yönelik erkek şiddeti ve kadın katliamları artarak devam ederken hakkında defalarca koruma ve uzaklaştırma kararı bulunan erkekler tarafından katledilen kadınların sayısı her geçen gün artıyor. Mevcut yasaların uygulanmaması, denetim mekanizmalarının işletilmemesi ve cezasızlık politikaları tartışmaların odağında yer alıyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) temsilcisi Rabia Aksu, koruma kararlarının kâğıt üzerinde kaldığını ve devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini söyledi.
‘Yasaların varlığı tek başına yeterli değil’
Kadınların yaşam hakkını korumanın, kadınları hayatta tutmanın devletin yükümlülüğünde olduğunu belirten Rabia Aksu, kadının yaşam hakkını korumanın devletin asli sorumluluğu olduğunu vurgulamanın önemli olduğunu söyledi. Bunu sürekli dile getirdiklerini ifade eden Rabia Aksu, “Ne yazık ki devlet bu alanda yetersiz kalıyor. Bunun birçok sebebi var. Öncelikle, var olan yasaların uygulanmaması. Örneğin 6284 sayılı yasanın hazırlanmasında Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu da yer almıştı. Ancak bugün bu yasanın etkin biçimde uygulanması için mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Yakın zamanda Manisa’da Emine Özer, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan evli olduğu erkek tarafından katledildi. Davaya ilişkin bilgiler yeni elime ulaştı. Verilen uzaklaştırma kararının, aynı ev içinde ‘hakaret etmeme’ şartına dayandığını öğrendim. Bir uzaklaştırma kararı veriliyor; fakat kadın, hakkında karar verilen erkekle aynı evde yaşamaya devam ediyor. Bu nasıl bir uzaklaştırma kararıdır? Yasalar ciddiyetle uygulanmadığında, yalnızca var olmaları kadınları korumaya yetmiyor. Yasaların mutlaka etkin biçimde uygulanması gerekiyor. Bu nedenle ‘Biz yazdık, biz uygulatacağız’ diyoruz. Devletin öncelikle yapması gereken şey aslında çok açık: Yasaları uygulamak. Yasanın varlığı tek başına yeterli değildir; onu uygulayan ve denetleyen bir mekanizma gerekir” dedi
‘Elektronik kelepçeye rağmen kadın katlediliyorsa yaptırım uygulanmalı’
Pınar Karataş’ın da evli olduğu fail erkek tarafından, hakkında uzaklaştırma kararı ve elektronik kelepçe uygulaması bulunmasına rağmen katledildiğini hatırlatan Rabia Aksu, “Elektronik kelepçe varsa, uzaklaştırma kararı varsa; bu sınır ihlal edildiğinde kolluk kuvvetleri nerededir? Neden gerekli müdahale yapılmamıştır? Elektronik kelepçenin izlenmesi ve ihlal durumunda harekete geçilmesi kolluğun sorumluluğundadır. Bu mekanizmaların etkin takibi yapılmalı; sorumluluklar açıkça belirlenmeli ve ihmal durumunda yaptırım uygulanmalıdır. Elektronik kelepçe kararına rağmen bir kadın öldürülüyorsa, bu sistemi izlemekle yükümlü olanlara da cezai yaptırım uygulanmalıdır. Çünkü burada söz konusu olan kadınların hayatıdır. Önemli olan, yasayı uygulamak ve uygulayanları denetlemektir” sözlerini kullandı.
‘Cezasızlık politikaları faillere cesaret veriyor’
Bu ülkede çantasında koruma kararı varken adliyede katledilen kadınların olduğuna vurgu yapan Rabia Aksu, koruma kararları ve elektronik kelepçelerin bazen yeterli olmadığını; çünkü etkili denetim yapılmadığını kaydetti. Koruma kararı veriliyorsa, bunun gerçek ve etkili biçimde uygulanması gerektiğini belirten Rabia Aksu, “Aksi halde bu kararlar yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Cezalar caydırıcı olduğunda anlam kazanır. Caydırıcı olmayan cezanın fiilen bir karşılığı kalmaz. Yakın zamanda Meclis’ten geçen 11. Yargı Paketi sonrası yaklaşık 50.000 mahkûm serbest bırakıldı. Serbest kalanların önemli bir kısmı yaralama, şiddet ve cinayete teşebbüs gibi suçlardan hüküm giymiş kişilerdi. Manisa’da Şerife Çınar, bu düzenleme sonrası serbest kalan bir fail tarafından öldürüldü. Cezasızlık politikaları faillere cesaret veriyor. Cezasını tam çekmeden serbest bırakılan kişiler, çoğu zaman yarım bıraktıkları şiddeti sürdürmeye devam ediyor. Bu, doğrudan hayatlara mal oluyor. Manisa’da 17 yıl önce kayıp olarak görülen bir genç kızın kemiklerine, eniştesinin itirafı üzerine ulaşıldı. ‘Kayıp’ denilen birçok kadın aslında öldürülmüş olabilir. Her şüpheli kadın ölümü, bir kadın cinayeti olabilir. Nitekim 2025 yılında ilk kez şüpheli kadın ölümleri, kadın cinayetleri sayısını geçti: 294 kadın cinayeti, 297 şüpheli kadın ölümü kaydedildi. Geçtiğimiz yıl 12 şüpheli kadın ölümünün kadın cinayeti olduğunu kendi çabalarımızla ortaya koyduk. Bu da diğer vakaların da aydınlatılması gerektiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.
‘Denetim mekanizmaları güçlendirilmedikçe koruma kararları yetersiz kalıyor’
İstanbul Sözleşmesi’nin şiddeti önceden tespit etmek ve önlemek için olduğunu aktaran Rabia Aksu, “Şiddeti önceden tespit edebilen bir mekanizmayı ortadan kaldırdığınızda, yalnızca gerçekleşmiş şiddete müdahale edebilirsiniz. Oysa sözleşme yürürlükteyken önleyici mekanizmalar daha güçlüydü. Sözleşme, yalnızca kadınları değil; şiddete maruz kalma riski taşıyan herkesi koruma amacı taşıyordu. Tecavüz kriz merkezlerinin kurulması, mağdurların tek merkezde ifade verip rapor alabilmesi ve tekrar tekrar travmatize edilmemesi bu kapsamdaydı. Bu mekanizmalar, mağdurun süreci daha az zarar görerek yürütmesini sağlıyordu. İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılması, şiddetle mücadelede önemli bir boşluk yarattı. Yürürlüğe girdiği ilk yıl istatistiklerin artması, şiddetin arttığı değil; görünür hale geldiği anlamına geliyordu. Sonraki yıllarda ise düşüş gözlenmişti. Etkin uygulama, şiddetin azalmasını sağlıyordu. 6284 sayılı kanun hâlâ yürürlükte ve son derece önemli. Ancak denetim mekanizmaları güçlendirilmedikçe, koruma kararları etkisiz kalıyor” dedi.
Çözüm belli: İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi
Kadınların örgütlenmesinin hayati önemde olduğunu dile getiren Rabia Aksu, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ya da başka bir kadın örgütü fark etmeksizin, örgütlü mücadelenin gerekli olduğunun altını çizdi. Rabia Aksu, “Çünkü kadın cinayetleri politiktir. Yasaların uygulanıp uygulanmayacağına, sözleşmelerin yürürlükte kalıp kalmayacağına siyasi irade karar verir. Çözüm bellidir: İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi, 6284’ün etkin uygulanması, cezasızlık politikalarının son bulması, faillerin cezalarını tam çekmesi, kadınların ekonomik ve sosyal hayata katılımının artırılması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin eğitim müfredatına yerleştirilmesi” şeklinde konuştu.
8 Mart çağrısı
8 Mart’ta tüm kamuoyunun kadın katliamlarını gözden kaçırmaması gerektiğini belirten Rabia Aksu, son olarak şunları söyledi: “Kadınlar hayatta kalabildikleri sürece haklarını kullanabilirler. Hayatta tutamadığımız kadınlar için gerçek bir kazanım kutlamasından söz edemeyiz. 8 Mart, tarihsel olarak hem bir anma hem de bir mücadele ve kazanım günüdür. Bugün kadınları sokaklara, dayanışmaya ve örgütlü mücadeleye çağırıyorum. Çünkü sokaklar da, haklar da bizim. Kadınlar en çok kendi evlerinde öldürülüyorsa, eve kapanmak çözüm değildir. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu bir markalaşma amacıyla değil, bir mücadele sonucu ortaya çıkmıştır. Her kesimden kadına açık, eşitlikçi bir yapıdır. Farklı kimliklerden, inançlardan, kökenlerden kadınların ortak paydası kadın mücadelesidir. Son olarak şunu söylemek isterim: Kadınlar örgütlenmelidir. Yaşam hakkımızı korumak, haklarımızı savunmak ve şiddeti durdurmak için örgütlü mücadele en güçlü aracımızdır. Tüm kadınları örgütlenmeye davet ediyorum.”







