‘Birlik olursak barışı getirebiliriz’

  • 09:01 13 Nisan 2026
  • Güncel
Evin Çiftçi
 
OSMANİYE - Baskı, işkence ve koruculuk dayatmalarına karşı göç etmek zorunda bırakılan Peyxan Orhan, haklarından vazgeçmeyeceklerini belirterek, “Birlik olursak bu topraklara barışı getirebiliriz” dedi.
 
1990’lı yıllarda Kürdistan’da halka dayatılan koruculuğu reddeden binlerce aile, topraklarından koparılarak metropollere sürgün edildi, göç etmek zorunda bırakıldı. Doğayla iç içe bir yaşam süren Koçer kadınlar için ise bu süreç, sadece bir yer değişimi değil, üretimden ve geleneklerinden koparılma girişimi oldu. Arcak devletin göç ettirme, kimliksizleştirme politikalarına karşı kadınlar, gittikleri her alanda yaşamı yeniden kurarak kültür taşıyıcılığını sürdürdü. Gittikleri şehir merkezlerinde dahi koçerlik kültüründen kopmayan, üretimden vazgeçmeyen kadınlar, geleneklerini bir direniş biçimi olarak bugüne taşıdılar.
 
Özgürlük mücadelesinde bir çocuğunu yitiren, koruculuk dayatması ve işkencelerle topraklarından sürülen koçerlerden biri de Peyxan Orhan. 
 
Bedlîs’in (Bitlis) Hîzan ilçesine bağlı Meydan köyünden Osmaniye’ye göç etmek zorunda  bırakılan Peyxan Orhan, yaşamına ve  “Barış ve Demokratik Toplum” sürecine ilişkin konuştu.
 
Koçerlikten sürgüne
 
Göç etme nedenlerinden biri olan maruz bırakıldıkları işkenceye dikkat çeken Peyxan Orhan, “Devletin bize uyguladığı zulüm ve işkencelerden dolayı göç etmek zorunda kaldık. Oğlum da bu zulüm ve işkencelerden dolayı gerillaya katılım sağladı. Bize terörist olduğumuzu söyleyip işkence yapıyorlardı. Eğer gitmezsek her gün bu işkencelere devam edeceklerini söylüyorlardı” dedi. Sürgün edilmeden önceki koçer hayatını büyük bir özlemle anlatan Peyxan Orhan, “Göç etmeden önce koçer bir yaşamımız vardı. Biz Wan’da, Mêrdîn’de koçerlik yapıyorduk. Çok sayıda koyunlarımız vardı. Ben 200-300 koyun sağıyordum. Çocuğum olduktan sonra onunla birlikte bu işlerimi aksatmıyordum. Çok güzel zamanlardı” şeklinde konuştu.
 
‘Bu zulmün sebebi Kürt olmamız’
 
Göç ettirildikleri Osmaniye’de uğradıkları ırkçılığı dile getiren Peyxan Orhan, “Osmaniye halkı tarafından ağır bir ırkçılığa maruz kaldık. Osmaniye’ye geldikten sonra burada hayvan beslemek gibi bir imkânımız olmadığı için ekonomik olarak çok zorlandık. Sonrasında ekonomik olarak durumumuz biraz iyileşince birkaç küçükbaş hayvan satın aldık. Bahçemizde besleyince komşularımız ‘Burada hayvan besleyemezsiniz’ deyip sürekli baskı kuruyorlardı. Ancak biz burada asıl meselenin burada hayvan beslemek olmadığını bize yapılan bu zulmün sebebinin Kürt olmamızdan kaynaklı olduğunu biliyorduk. Ama bize iyi davranan Aleviler olduğunu söyleyebilirim. Hala da onlarla ilişkimiz devam ediyor”  dedi.
 
‘Onun izinden gittiler’
 
Oğlunun yaşadıkları işkence ve kötü muamelelerden dolayı çocukluğundan bu yana sisteme karşı bir öfkesi olduğunu söyleyen Peyxan Orhan, “Birçok arkadaşı da onun yaşantısı ve fikirlerinden dolayı çok etkilenmişti. Ve onlar da onun izinden yürüdü. Oğlum 5 yıla yakın ğerillada kaldıktan sonra Herekol’da şehit düştü. Ana akım medya şehit düştükten 2 ay sonra ölüm haberini yayınladı. Oğlumun bedeni 4-5 ay boyunca şehit düştüğü yerde kaldı. Çocuklarımla birlikte 7 defa başvurmamıza rağmen oğlumun cenazesini alamadım. Uzun uğraşlar sonrasında bize yardımcı olan kişiler sayesinde oğlumun Sêrt’te Zêwe Mezarlığı’na toprağa verildiğini öğrendik. Oğlum kimsesizler mezarlığına gömüldüğü için ben kendi imkanlarımla mezarının üzerine ismini yazdırdım. Sık sık oğlumun ziyaretine gidiyorum” ifadelerini kullandı.
 
‘Birlik olursak bu topraklara barışı getirebiliriz’
 
Bir yılı aşkın süredir devam eden “Barış ve Demokratik Toplum” sürecine değinen konuşan Peyxan Orhan, devletin somut atmadığını paylaşarak, talep ettikleri haklardan vazgeçmeyeceklerini belirtti. Peyxan Orhan, “Gerilla ve halkımız çok direndi. Bu halk birçok zulüm ve işkencelerden geçti. Birçoğumuz öldürüldü birçoğumuz kaybettirildi ve çokça işkenceden geçirildik. Bugüne kadar maruz kaldığımız bu sistematik zulme karşı mücadele ederek kazanabiliriz. Bu süreçte devlet somut adım atmıyor. İstediğimiz haklardan vazgeçmeyerek ilerlemek ve kazanmak istiyoruz. Eşit ve zulmün olmadığı bir barış istiyorum. Birlik olursak bu topraklara barışı getirebiliriz” dedi.