'Kadınlar demokratik Cumhuriyetin bileşeni olmalı'

  • 13:28 13 Haziran 2026
  • Güncel
İSTANBUL  - "Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı"nda konuşan feminist aktivist Hülya Osmanağaoğlu, Cumhuriyetin ancak kadınlarla birlikte demokratikleşebileceğini belirterek, kadınların bileşeni olmadığı bir cumhuriyetin demokratikleşemeyeceğini söyledi. 
 
İstanbul’da düzenlenen "İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı" Cem Karaca Kültür Merkezi'nde sürüyor. Çok sayıda önemli ismin katıldığı konferansın ilk oturumu gerçekleşti. 
 
Davetli konuşmacı Uluslararası PEN Başkanı Burhan Sönmez, "Geleceğe Pencere Açmak" başlığı ile Kürt sorunun çözümü, barış ve demokratikleşme üzerinden kapsamlı bir değerlendirme yaptı. 
 
Konferansın ilk oturumu "Cumhuriyetin Kurucu Hikayesi, İmkanlar ve Dışarıda Bırakılanlar" başlığı ile yapıldı.  
 
Levent Köker'in moderatörlüğünü yaptığı oturumda, Erdoğan Aydın "Demokratik Bir Cumhuriyet Mümkün müydü?", Hülya Osmanağaoğlu, "Cumhuriyet: Burjuva Devrim, Sınıflar Mücadelesi ve Feminist Hareket", Namık Kemal Dinç "Yüzyıllık Çıkmaz: İhya ile İmha Arasında Kürtler" ve Pakrat Estukyan "Geleceğin İnşasında Geçmişin Düşündürdükleri" üzerine sunumlar yaptı. 
 
Yüzyıllık kadın hakları gasp ediliyor
 
Feminist-aktivist Hülya Osmanağaoğlu, kadın örgütlerinin bugün 20 kentte 12'nci Yargı Paketi ve süresiz nafaka hakkının iptal edilmesine karşı alanlarda olacaklarını söyledi. Hülya Osmanağaoğlu, AKP'nin yeni bir rejim inşa ederken, kadınların tüm kazanımlarını gasp ederek başladığını belirterek, "Yüzyıllık kadın hareketinin kazanımları gasp ediliyor" dedi.
 
 
Birinci ve ikinci dalga feminizm
 
Birinci ve ikinci dalga feminist hareketinin hakları için verdiği mücadeleyi anlatan Hülya Osmanağaoğlu, o dönem kazanılan hakların AKP tarafından bir bir gasp edilmek istendiğine dikkat çekti. Tarihten günümüze kadınların büyük mücadeleler sonucu var olan kazanımlara sahip olduğunu hatırlatan Hülya Osmanağaoğlu, "Burjuva demokratik dönemlerde bile kadınların seçme-seçilme hakları olmadı. Ancak kadınlar da toplumsal anlamda örgütlenmedi. Toplumsal örgütlenme daha çok ikinci dalga ile oldu. Şimdi ise kadınlar hem Türkiye'de hem de dünyada mücadelelerini toplumsallaştırdı. Bu nedenle hem kazanımlarımızı korumalıyız, hem de saldırılara karşı direnişi sürdürmeliyiz" ifadelerini kullandı. 
 
'Kadınlar demokratik cumhuriyetin bileşeni olmalı' 
 
Hülya Osmanağaoğlu, şöyle devam etti: "Cumhuriyetin Demokratikleşmesini konuşuyorsak elbette ki feminist hareket, Kürt kadın hareketi ve Türkiye kadın hareketini meşru ve siyasal olarak tanımak lazım. Cumhuriyet ancak kadınlarla birlikte demokratikleşebilir. Kadın hareketleri demokratik Cumhuriyetin bileşeni olmalı. Kadınların bileşen olmadığı bir demokratik cumhuriyetin olacağını düşünüyorum." 
 
Konferans, verilen aranın ardından devam edecek. 
 
 
 
İkinci oturumda ise "Yüz Yıllık Yalnızlık: Milliyetçilik, Hafıza ve Toplumsal Kutuplaşma" başlığıyla sunum yapıldı.
 
Moderatörlüğünü Fatma Bostan Ünsal'ın yaptığı ikinci oturumda Bekir Ağırdır, "Birbirimizi Duymadan Birlikte Yaşayabilir miyiz?", Ferhat Kentel, "Aynı Geçmişte Ayrı Dünyalarda: Kutuplaşmanın ve Anla(ş)manın Hafızası", Noém Lévy-Aksu, "Geçmişle Yüzleşememek: Tarihsel Anlatı ve Toplumsal Belleğin Ötekileri", Serhun Al ise "Asimilasyondan Entegrasyona: Türkiye’de Kapsayıcı Vatandaşlık ve Ulusal Kimlik Arayışları" başlığı üzerine konuştu.
 
'Yeni yaşam üzerine düşünmeliyiz'
 
Moderatör Fatma Bostan Ünsal, Türkiye'deki çoğulcu yapının 1993 sonrası tek tipleştirildiğini, bununla birlikte pek çok kutuplaşmanın yaşandığını söyledi. Dünyadaki ırkçılığın Türkiye'yi de etkilediğini söyleyen Fatma Bostan Ünsal, "Cumhuriyetin ilk yüz yılının mağduru olanlar bunları fark edip buradan bir çıkış yapmalı. İnsan hakları ve adalet gibi asgari düzeyde yeniden bir yaşamı kurabilmek üzerine düşünmeli. İşte biz bunun adını demokratikleştirme diye tarifliyoruz" dedi.
 
'Barış dilini kurmak gerekir'
Hafıza ve Barış Çalışmaları Direktörü Dr. Noém Lévy-Aksu, demokratikleşme ve barış için hangi alanlara ihtiyaç olduğu üzerinde durdu. Türkiye'de milliyetçiliğin ve ataerkil zihniyetin hem akademide hem de eğitimde hakim olduğunu söyleyen Noém Lévy-Aksu, farklı biçimlerde yaşanan eşitsizliklere karşı mücadele edilmesi, militarist söylemlere karşı ise barışçıl bir dilin kurulması gerektiğini söyledi. Türkiye'de ırkçılık ve milliyetçilikten arındırılmış bir dilin kurulmasına ihtiyaç olduğunu sözlerine ekleyen Noém Lévy-Aksu, bu dilin aynı zamanda siyasal ve toplumsal alanları da etkileyeceğini ifade etti.
 
'Kapsayıcı ve eşit bir anayasa'
 
Anayasa tartışmalarına işaret eden Noém Lévy-Aksu, "Herkesi kapsayan ve eşit bir anayasanın yapılması gerekir. 21'inci yüzyıla uyarlanmış bir anayasa olmalı" dedi.
 
Türkiye'de son 20-30 yıldır hafıza çalışmaları üzerine çok önemli çalışmaların yapıldığını anımsatan Noém Lévy-Aksu, bu çalışmaların hakikat ve adalet arayışı için çok önemli olduğunu, farklı öznelerin ve sivil alanın gelişmesi ile demokratikleşme açısından önemli katkılar sunduğunu söyledi.
 
Noém Lévy-Aksu, hafıza çalışmalarının aynı zamanda barışa ve demokrasiye de katkı sunduğunu dile getirdi.