Halide Türkoğlu Meclis önüne çağırdı: Barışın sesini yükselteceğiz 2026-07-10 12:38:50   ANKARA - DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, 45 gündür Kürt Halk Önderi ile görüşme olmadığını ve en acil gerekliliğin "Kök Yasa" olduğunu belirterek, "Silahların yakıldığı 11 Temmuz’un yıl dönümünde Meclis kapısı önünde sürecin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla bir araya geleceğiz. Kadınlar barış sözünü meclis kapısı önünden yükseltecek. Bu talepleri yerine getirmek Meclisin sorumluluğudur" dedi.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti)  Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, kadın meclisi toplantısı öncesi basın açıklaması yaptı. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Nevin İl’i ve Gezi Parkı eylemlerinden yaşamını yitirenleri anarak, konuşmasına başlayan Halide Türkoğlu, ardından Silemani’de yapılan kadın sempozyumunda çıkan kadın birliği vurgusunun önemine dikkat çekti.    NATO zirvesi   Ankara’da gerçekleştirilen NATO zirvesine ilişkin ise dünyayı dizayn etmeye çalışan güçler karşısında örgütlü bir mücadele gerektiğini söyleyen Halide Türkoğlu, “İran’da, Lübnan’da, Gazze’de, Afganistan’da, Suriye’de yaşanılanlar elbette ki sadece hegemonya savaşı değildir. Kadınlara yönelik bir savaştır. 7-8 Temmuz’da Türkiye’de NATO zirvesi gerçekleştirildi. Zirve öncesi güvenlik adı altında bu ülkede kadınlara, gençlere karşı işkence suçları işlendi. Savaş ittifakına karşı itirazını yükselten kadınlar kolluk şiddeti ile karşı karşıya kaldı. Yüzlerce kadın ve genç, ev baskınlarında, sokaklarda yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı, tutuklandı. Tüm bunlar ne için yapıldı? Savaş siyaseti üzerinden bir araya gelen askeri ittifakın güvenliğini sağlamak için yapıldı. Bir diğer utanç verici uygulama ise; protokolün geçiş yollarında halkın yaşadığı yoksulluğun, kadınların yaşadığı yoksulluğun üzeri örtüldü. Milyarlarca lira bu yoksulluğun üzerine örtmek için harcandı. Yıllardır güvenlik adı altında halkın, kadınların emeğinden, ekmeğinden kısılarak yapılan savaş harcamaları bugün de savaş ittifakının güvenliğini sağlamak için kullanıldı” dedi.    ‘Ortak yaşama ihtiyaç var’   Zirvede çıkan sonuç bildirgesine bakıldığında bunun bir savaş ittifakı olduğunun bir kez daha açığa çıktığını söyleyen Halide Türkoğlu, “Bu zirve kapitalistlerin emperyal hayallerinin, bu hayallerin gerçekleştirilmesi için yürütülecek savaşı meşrulaştırılmasının zirvesidir. Biz kadınlar olarak, bir kez daha NATO vb. savaş ittifaklarına karşı sözümüzü söylüyoruz. Bu ülkenin savaş ittifaklarına değil kadınlarla ve halklarla barışmaya ihtiyacı vardır. Kadın yoksulluğunu gidermeye, bir arada ortak ve eşit yaşama ihtiyacı vardır. Yıllardır özlemini duyduğu barışa ihtiyacı vardır. Sırtını kapitalist emperyal güçlere dayamakla değil halkın, kadınların, gençlerin yaşadığı eşitsizliği ortadan kaldırmakla, bu ülkede gerçek bir refah ve gerçek bir barış sağlanacaktır. Bunun yolu da yöntemi de Barış ve Demokratik Toplumdur. Demokratik bir cumhuriyetin inşasıdır. Hiç kimsenin yok sayılmadığı, ezilmediği, sömürülmediği bir cumhuriyetin çatısı altında hep birlikte yaşamaktır” diye belirtti.    Kök Yasa   Devamında ise Halide Türkoğlu şunları belirtti, “Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ile birlikte başlayan süreç biz kadınlar açısından da büyük bir öneme sahiptir. İlk günden beri bu çağrıyı en fazla sahiplenenleriz. Bu çağrının gereklerinin yerine gelmesi, barışın toplumsallaşmasına en fazla kadınların ihtiyacı vardır dedik. Çünkü savaşın bedelini ve kaybettiklerimizin acısını en ağır şekilde bilenleriz. Barış bir müzakere ve mücadele sürecidir. Müzakereyi yürüten taraflar eşit koşullarda çalışma yürütebilmelidir. 45 gündür Sayın Öcalan ile görüşme olmayışı İktidarın barışa yaklaşımıdır. Halbuki, demokratik siyaset kanallarının açılması, bu tecridin kaldırılması, kök yasaların karşılıklı müzakere ile geç kalınmaksızın çıkarılması en acil gerekliliktir. Bekletme, durağanlaştırma, kamuoyuna gerçek olmayan bilgilerin sızdırılması sürecin güvenliğine zarar vermektedir.    Yarın Meclis kapısındayız   Sürecin üzerinden bir buçuk yıl geçti. Bu süre içerisinde özgürlük hareketi tarafından tarihi adımlar atıldı. Meclis çatısı altında önemli bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun raporunda mutabık kalınan maddeler üzerinden harekete geçmek iktidarı ile muhalefeti ile herkesin sorumluluğundadır. Kadınlar bu sürecin kurucu özneleridir. Bu kıymetli sürecin heba edilmesine, durağanlaştırılmasına asla razı gelmeyiz. Barışa giden yolda en önemli adımın atıldığı 11 Temmuz’un yıl dönümünde Barışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifinin çağrısıyla Meclis kapısı önünde bir kez daha sürecin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla bir araya gelinecek. Silahların yakılmasının yıldönümünde kadınlar barış sözünü meclis kapısı önünden yükseltecek. Bu sese kulak vermek bu talepleri yerine getirmek meclisin sorumluluğudur. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifinin çağrısına ses veriyoruz. 11 Temmuz Cumartesi Günü saat 11.00’ de Meclis Dikmen Kapı’da olacağız.    Cezaevindeki ölümler   Onurlu bir barış kadına yönelik şiddet ve katliamların durmasıyla olacaktır. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin son bulmasıyla olacaktır. Bakın Sincan Cezaevi kadınlar açısından adeta bir işkence merkezidir. Siyasi kadın tutsaklar her gün yeni bir infaz yakmayla karşılaşırken adli tutuklu kadın intiharlarının aynı cezaevinde artması hak ihlallerini gözler önüne sermektedir. Sadece son 6 ay içerisinde 4 adli kadın mahkûm yaşamına son vermiştir bu cezaevinde. Bu olaylar intihar denerek üzeri örtülemez. Bu şüpheli ölümler tüm boyutlarıyla araştırılmalıdır. Ben buradan açıkça Adalet Bakanlığı'na sesleniyorum: Kadınların can güvenliğinin sağlanması sizin sorumluluğunuzdadır. Bu konuda derhal bir açıklama bekliyoruz.    Yine aynı şekilde Diyarbakır Cezaevi'nde fiili tecrit altında tutulan tutsak Seda Baykan açlık grevinin 100. gününü geride bıraktı. Seda Baykan’ın talebi nedir? Üzerindeki fiili tecrit durumunun kaldırılmasını istiyor. Hasta annesinin rahatça görüşe gelebilmesi için Kandıra Cezaevine sevk talep ediyor. Bunlar yerine getirilemeyecek talepler değildir. Seda’nın taleplerinin yerine getirilmesi için bakanlık derhal harekete geçmelidir.    29 kadın katledildi   Var olan mekanizmalar kadınların yaşamını korumuyor. Sadece Haziran ayı içerisinde 29 kadın katledildi. 14 kadının ölümü kayıtlara şüpheli olarak geçti. Kadınlar ellerinde uzaklaştırma kararı ile öldürülüyor. Yani koruma kararı var ama bu korumayı sağlayan bir uygulama yok. Her 3 kadın da boşanmak istediği için bu saldırılara uğramıştır. Koruma kararı olmasına rağmen korunmadığı için bu saldırıların hedefi olmuştur. Bu saldırıların, uygulanmayan yasalarla doğrudan bağlantısı vardır. Çünkü; neredeyse, her gün İstanbul Sözleşmesinin bir uzantısı olan, kadınların yaşamlarını koruyan 6284 sayılı kanunun şu maddesi olmayacak gibi haberler sızıyor. Katiller, failler bu haberlerden, bu yasanın uygulanmayacağından emin bir şekilde iktidardan aldığı cesaretle bu suçları işliyorlar. Başvuru mekanizmaları kadınların gerçek sorunlarını gören bir yerde değil.  Kadınların yaşamlarını korumak İstanbul Sözleşmesine geri dönmekle mümkündür. Sözleşmenin tüm maddelerinin uygulanması ile mümkündür. 6284 sayılı kanunun gereklerinin yerine getirilmesidir. Bu konuda kolluğun, başvuru mekanizmalarındaki kişilerin kanun gereği hareket etmeleri için gerekli takiplerin yapılması gereklidir. Aksi her durumda katledilen her kadının sorumlusu var olan yasaları uygulamayan bu iktidarın kendisidir.   Nefret suçlarına sessiz kalmayacağız   Kadınlara yönelik her gün çeşitli eşitsizliklere karşı karşıya kalırken hergün LBGTİ+’lara yönelik nefret suçlarına da her gün bir yenisi eklenmektedir. İktidarın LBGTİ+ karşıtı nefret siyaseti İstanbul’da bir özel okulda öğretmenlik yapan Zue Lila’nın cinsiyet uyum süreci üzerinden iktidara yakın medya organları tarafından yürütülen linç kampanyasının ardından işinden edilmesine kadar varmıştır. Trans kimliği nedeniyle hedef haline getirilen Lila aynı zamanda ölüm tehditleri ile karşı karşıya bırakılmış. Yaşam güvenliği tehlikeye atılmıştır. Bu olaya LBGTİ+’lara yönelik nefret siyasetinin yalnızca ayrımcılığı derinleştirmekle kalmadığı çalışma hakkı ve yaşam güvenliği başta olmak üzere en temel özgürlükleri de hedef aldığını göstermektedir. Ben buradan Zoe Lila’ya dayanışma duygularımı gönderiyor, nefret suçlarına karşı asla sessiz kalmayacağımızı bir kez daha vurguluyorum.    Kadın emeği sömürüsü   Bizler bu iktidar kadınlara savaş açmış durumda diyoruz. Kadınlar bu iktidarın hedefi diyoruz. Kadın emeği, kadınların yaşadığı yoksulluk, sömürüyü gidermeye dönük bir derdi yok bu iktidarın. Bu ülkede her 5 kadından sadece 1 i tanımlı bir işte çalışıyor. Market ve mağaza sektöründe çalışan kadınlar her türlü emek sömürüsü ile karşı karşıya kalıyor. İşçi haklarını koruyan sendikaların bu sektöre girmesine engel olunuyor. Sendikalı olmak isteyen işçiden yana değil, patrondan yana olan bu düzenin karşısında direnen, mücadele eden, grevlere öncülük eden tüm kadınlara dayanışma duygularımızı iletiyoruz.    HPV ücretsiz olmalı   Bir diğer konu ise HPV aşısı. Birçok ülkede ulusal aşı programına alınan HPV aşısı devletim mali imkânları gerekçe gösterilerek SGK tarafından ödenmemesi kararı veriliyor. HPV aşısı ücretsiz olacak diyerek vaatlerde bulunan bu iktidarın kendisiydi. Ancak gelin görün ki; devletin mali imkanları buna yetmiyor denilerek bir kez daha kadınların sağlığa erişim hakkı engelleniyor. Uyarıyoruz. Kadınların sağlığa erişim hakkı bir pazarlık konusu değildir. Rahim ağzı kanserini önleyen, bilimsel etkinliği kanıtlanmış koruyucu bir sağlık hizmeti olan HPV tüm kadınlara ücretsiz bir şekilde sunulmalıdır. HPV aşısı ulusal aşı programına eklenmelidir. Bizler bunun mücadelesini sonuna kadar vereceğiz.   Kadın konferansı    Dünya kadın hareketinden devraldığımız direnişimizle her türlü baskıya rağmen direnmekten, mücadele etmekten, özgür ve eşit yaşam tahayyülünden ve onu inşa etme ısrarımızdan tek bir adım dahi geri atmadık. Mücadele dolu 3 yılın ardından 20 Eylül tarihinde 5. Büyük Kongremizi gerçekleştiriyoruz. Her kongre süreci bizler açısından bir yeniden yapılanma sürecidir. Bir önceki kongremizden bu güne yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı hep birlikte değerlendireceğimiz, eleştiri-özeleştiri mekanizmamız ile yeni dönemi inşa edeceğimiz bir sürece girdik. Bu kongremizi elbette ki bir önceki kongre yapma aşamalarından çok farklı bir atmosferde gerçekleştiriyoruz. Barış ve demokratik toplum çağrısıyla birlikte gelişen barış umudunun yeşerdiği bir dönemde; dönemin kadın mücadelemiz açısından ihtiyaçlarını gören kurucu bir siyasetin yollarını açacağız. 'Kadın özgürlük mücadelesiyle demokratik topluma' şiarıyla bölgesel düzeyde gerçekleştireceğimiz konferanslarımızda süreci kadınlar açısından tüm boyutlarıyla değerlendireceğiz.   Yeni dönem mücadele hattı   Konferanslarımızda açığa çıkan tespitler, öneriler ile belirli başlıklarda çalıştaylar düzenleyerek Merkezi Kadın Konferansımızı buradan çıkan ihtiyaçlar üzerinden gerçekleştireceğiz. 20-21 Ağustos tarihlerinde Ankara’da gerçekleştireceğimiz merkezi konferansımızdan çıkacak kararlaşmalarla yeni dönem mücadele ve kurucu hattımızı en güçlü şekilde örmek için hazırlıklarımızı uzun süredir başlattık. Bu kapsamda sadece kadın meclisinde, kadın meclisi komisyonlarında yer alan kadınlar değil, gerçekten bu sürece katkı sunacak farklı mücadele alanlarından kadınların da yer aldığı yine belediye eşbaşkanlarımızın yer aldığı kadın kongre hazırlık komisyonumuzu oluşturduk. Genişleme siyasetimize ilişkin de ayrıca özgün çalışmalar yürüteceğiz. Kadın kurumlarıyla, örgütleriyle, farklı inanç ve kimliklerden kadınlarla buluşmalar gerçekleştirerek kadınların kurucu olduğu demokratik bir cumhuriyetin perspektifiyle değişimi-dönüşümü hep birlikte konuşacağız. 'Kadın özgürlük mücadelesiyle demokratik topluma' şiarıyla bu süreci kadınların iradesiyle öreceğiz. Yaşasın Kadın Dayanışması. Jin Jiyan Azadî.”