‘Las Tesis’e açılan davalarla kadınlar baskılanmak istendi’ 2020-11-05 09:03:02   Melike Aydın    İZMİR - İzmir’de Las Tesis dansına katıldığı için hakkında dava açılan kadınlardan Zehra Akbıyık, yapılan hiçbir baskı metodunun veya politikasının kadın mücadelesini sönümlendiremeyeceğini söyledi.   Kadına yönelik şiddete karşı Şili’de başlayıp dünyaya yayılan Las Tesis danslı protestoları 15 Aralık 2019’da İzmir’de de gerçekleşmiş ve 25 kadın hakkında soruşturma başlatılmıştı. Açılan davanın ilk duruşması pandemi sürecine denk geldiği için 10 Kasım tarihine ertelenmişti. Hakkında dava açılan kadınlardan biri olan Üniversiteli Kadın Kolektifi'nden Zehra Akbıyık, ajansımıza konuştu.    ‘Türkiye’de kadınlara davalarla karşılık verildi’   Üniversiteli Genç Kadınlar olarak kampüste, alanlarda, sokaklarda maruz kaldıkları şiddet türlerine ses çıkarmak ve Şili’deki isyana ses vermeyi amaçladıklarını dile getiren Zehra, tüm ülkelerde ses çıkarılan eyleme Türkiye’de polisin davalarla karşılık verdiğini ifade etti. Zehra, “Yüzlerce kadının yaptığı bir dans olması nedeniyle polis dans esnasında müdahale edemedi. Sonradan 24 kadın hakkında yakalama kararı çıkardı” sözleriyle süreci anlattı.   ‘Polis usulsüz şekilde evrak teslim etmek istedi’   Evde olmadığı bir gün polisin bir evrak verme gerekçesiyle eve gittiğini, evde bulamayınca kendisini arayarak bir yerde buluşup içeriğini bilmediğini iddia ettiği evrakı vermeyi teklif ettiğini dile getiren Zehra, “Avukatım bu durumun usulsüz olduğunu ya evimde ya da şube içinde verilmesi gerektiğini söyledi. ‘Kim olduğunu bilmiyorsun zaten’ dediler. Gitmememi önerdiler. Tekrar aradım ve gelmeyeceğimi şubeye gitmemi istiyorlarsa oradan alabileceğimi belirttim. Sonrasında da Konak Güvenlik Şube’ye gittim. Arkadaşlarım da gitmişti oraya zaten ifade istediler. Biz de yaptığımızın meşruluğundan dolayı ifade vermeyeceğimizi söyledik, susma hakkımızı kullandık. Ardından da hakkımızda dava açıldığını öğrendik” diye belirtti.   ‘Hiçbir baskı metodu mücadeleyi sönümlendiremez’   Las Tesis dansının hedef alınmasının erkek egemen iktidarda hukukun işlemediğinin kanıtı olduğunu kaydeden Zehra, bunu iktidarın kadınların yaşam taleplerinin gözle görülür hale gelmesinden duyduğu rahatsızlığın ve baskılama politikasının yansıması olarak ifade etti. Bu politikaların ya da baskı metotlarının mücadeleyi sönümlendiremeyeceğini dile getiren Zehra, “Türkiye ve dünyada katledilen, tecavüze tacize maruz bırakılan ya dil ya da fiziksel şiddet üretilen, akademide cinsiyetçilikle, mobbingle alansızlaştırılmaya çalışılan kadınlar var. Bizim de dayatılmaya çalışılan bu yaşam tarzına karşı baskı alanlarımız daha büyük. Hiçbir metot veya şiddet bizi engelleyemez” dedi.    ‘Devlet kadın katliamlarına yol açıyor’   Kadınların yaşamın her alanında var olmaya ve “yaşamak istiyoruz” demeye devam edeceğini ifade eden Zehra, İzmir’deki Las Tesis dansı ve Pınar Gültekin’in katledilmesi karşısında geliştirilen eylemlerde gösterilen polis tavrının şiddet olduğunun altını çizdi. Zehra, “Musa Orhan veya Nadira Kadirova örneğinden baktığımızda kadınların yaşamasını kısıtlayan yaşamına engel olan ve şiddetin devlet eliyle yapıldığı bir süreç söz konusu. Burada da failleri, katilleri cezalandırmayarak da kadın katliamlarına yol açıyor. Bunu Tuğba Keleş’in öldürülmesinde de yıllardır süren bir süreç vardı. Erdoğan Küpeli cezalandırılmadı. Sonra başka bir kadını katletti. Aslında devlet bu katliamlara kendi eliyle ortak olmuş durumda. Devletin katliamlara yol açtığı ve faillere ceza vermediği gibi kendi özsavunmasını uygulayan kadınlara da yüksek cezalar vererek aslında baskıları da artırma metotlarını deniyor” şeklinde konuştu.