TTB Ulus Meydanı'ndan seslendi: Virüs üçüncü pikini yaşıyor 2021-04-15 15:10:15   ANKARA - TTB, demokratik kitle örgütleri ve oda temsilcileri, vaka sayılarının artmasına ilişkin yaptığı açıklamada kontrolsüz açılmanın bedelinin ödendiğini belirterek taleplerini sıraladı.      Türk Tabipler Birliği (TTB), demokratik kitle örgütleri ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen oda temsilcilerinin katılımıyla, “Yaşam Hakkımızdan Vazgeçmiyoruz, Ölümleri Durdurun” şiarıyla Ulus Meydanı'nda bir araya gelerek artan vaka sayılarına ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “Yaşam hakkımızdan vazgeçmiyoruz” dövizi taşındı.    ‘Kontrolsüz açılmanın bedelini ödüyoruz’    Açıklamada ilk olarak konuşan TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, sağlığı toplumsallaştırmak için yıllardır mücadele ettiklerini belirtti. Şebnem, pandemi başlangıcından itibaren, etkili önlemlerin sorumluluğunu hiç bırakmadıklarını ifade ederek, “Meslek örgütü, demokratik kitle örgütü olarak, toplumsal uyarılarımızı en başından beri söyledik. Ne yazık ki bu uyarılara kulak verilmedi. Birisi adeta randevu verir gibi buluşmalar gerçekleştirdi.  Resmi rakamlarda 62 bini geçen vakalar yine resmi rakamlarla 270’i aşan ölümlerle her gün bir insanımızı yitiriyoruz.  Önlem alınması için çaba sarf ederken, vakaların sayılarını görmezden gelerek kontrolsüz bir açılış oldu. Bugün bunun bedelini ağır ödüyoruz. Tüm sağlık örgütleri, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri ile sessimizi çıkarmanın zamanı geldiğini düşündük” dedi.     Ardından TTB Genel Sekreteri Dr. Vedat Bulut basın açıklamasını okudu.      ‘Pandemi en büyük pikini yapıyor’    Bir yıldır her zaman olduğu gibi mesleklerinin ve meslek örgütleri üzerine yüklenen sorumluluğa karşı Sağlık Bakanı ile görüşmeler talep ettiklerini  kaydeden Vedat, randevu taleplerine yanıt alamadıklarını  söyledi. Vedat, “50 metreye varan yazılar yazdık, cevap alamadık, medya aracılığıyla uyardık yapılması gerekenleri söyledik.  Ama duyulmadı. Meslektaşlarımızın tükendiğine tanıklık etmeye tahammülümüz kalmadı. Geldiğimiz noktada, eksik, yanlış, tutarsız politikalar, başarısız salgın yönetimi neticesinde kontrol altına alınamayan Covid-19 pandemisi üçüncü ve en büyük pikini yapıyor. Günlük vaka sayılan 60 bine dayandı, can kayıplar gerçek rakamların ancak üçte birini yansıtan resmi rakamlarda bile 250'yi aştı” dedi.      ‘Böyle olacağını bütün yönetenler biliyordu’    Cumhurbaşkanın 13 Nisan günü yaptığı iki haftalık “kısmi kapanma”açıklamalarına atıfta bulunan Vedat, konuşmasına şöyle devam etti: “1 Mart'tan bu yana uygulanan ‘kontrolsüz normalleşememe’ halinin ne denli başarısız olduğunun ifadesidir. Yeni kısıtlamalar adı altında alınan önlemler de iktidarın pandemi sürecine dönük bilimdışı bir anlayışın ürünüdür. Alındığı söylenen önlemler, ölümleri durdurmayacak, sağlık çalışanlarının karşılaştığı zorlu koşulları değiştirmeyecektir. Bu tedbirler paketi halkı oyalama paketidir. Yaşadıklarımız, Gabriel Garcia Marquez'in ‘Kırmızı Pazartesi’ romanındaki gibi her şeyin herkesin gözü önünde olmasını andırıyor. Böyle olacağını başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere bütün yönetenler biliyordu. Ancak tüm uyarılarımıza rağmen gereken önlemleri almak yerine tabloyu seyretmekle yetindiler. Baştan beri yaptıkları gibi hala salgın yönetmek yerine algıyı yönetmeye çalışıyorlar, ‘aşı umudu tacirliği’ yaparak insanları oyalıyorlar. Mızrak çuvala sığmayınca da ‘Maske, Mesafe, Hijyen’ tekerlemesiyle suçu vatandaşlara atıyorlar.”     Artık bu duruma bir dur denilmesi gerektiğini vurgulayan Vedat, taleplerini şöyle sıraladı:    "*Mevcut sağlık politikalarının başarısız olduğu artık kabul edilmeli, sağlığa bütüncül bakan toplum ve sağlık örgütlerinin katılımıyla dayanışma içerisinde yeni bir sağlık sistemi kurulmalıdır.      *Pandemi ile mücadele, derhal  geniş  katılımlı yerel pandemi kurullarına devredilmelidir. Bu kurullara yerel yönetimler, sağlık emek ve meslek örgütleri ve toplum dahil edilmelidir.    *Atölye, şantiye gibi kalabalık ve kapalı alanlar derhal kapatılmalıdır. En az 14 gün, tercihen 28 gün zorunlu üretim alanlar dışında çalışanlar hiçbir şekilde mağdur edilmeden çarklar durdurulmalıdır. Zorunlu üretim alanlarında çalışanlar için işyerine ulaşmada ve iş yerlerinde fiziksel önlemler alınmalı, dönüşümlü çalışma modelleri ile çalışma ortamlarında bulunan sayısı azaltılmalıdır.     *Uluslararası dolaşım en aza indirgenmeli ve yalnızca çok gerekli şartlarda olmalı, yurtdışı seyahatlerinde 14 gün karantina uygulanmalıdır.    *Aşılamada hedef toplumsal bağışıklık olmalıdır. Etkili bir aşılama programı uygulanmalıdır. Aşı temini ile ilgili süreç şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşılmalı, toplumun önüne net bir aşı takvimi konulmalıdır. Mevcut durumda hızlı aşılama salgınla mücadelenin en önemli parçasıdır. Aşıda patenti ortadan kaldıracak uluslararası adımlar atılmalıdır.    *Sağlık çalışanlarının mevcut pandeminin yükü yetmezmiş gibi iktidarın vurdumduymazlığıyla daha da tükendiği görülmelidir. COVID-19'un meslek hastalığı kabul edilmemesi halen bir ayıp olarak ortada durmaktadır. Atanmayı bekleyen ve KHK ile gerekçe gösterilmeden hukuksuzca ihraç edilmiş tüm sağlık çalışanları hızla salgınla mücadelede yerlerini almalıdır.    ‘Sosyal haklarımızın korunması iktidarın görevidir’    Taleplerinin ardından bilim insanlarının yayın üretme konusunda bakanlığın çizdiği çerçevenin dışına çıkması gerektiğini söyleyen Vedat, TTB’nin bilimsel sorumluluğu almaya hazır olduğunu belirterek bilim insanlarına çağrıda bulundu. Bilim insanların yanı sıra toplumsal çağrıda bulunan Vedat, "Sosyal haklarımızın korunması; temel gıda, su, ısınma, barınma, temizlik ihtiyaçlarınızın karşılanması salgınla mücadelede iktidarın görevidir. Temiz hava, güneş ve fiziksel hareketliliğinizi sağlayacak alanlar ve düzenlemeler organize etmek yine iktidarın sorumluluğundadır. Ekonomik çıkarlar için sağlığımızı hiçe atarak çalıştırıldığımız işyeri ortamlarına gitmemeyi talep etmek en doğal sağlık hakkı talebimizdir” dedi.    Açıklamanın ardından meslek örgütleri, CHP ve HDP milletvekilleri, STÖ'leri birer birer söz alarak, iktidarın yanlış politikalarına dikkat çekerek, salgınla mücadelede muhatapların devreye girilmesi gerektiği çağrısında bulundu.      Açıklama, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganı atılarak sona erdi.