‘Kürt kadını eril sisteme ve tecride karşı direniyor’ 2021-07-23 09:03:50     Sema Çağlak   DİYARBAKIR - PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin, kadın ve çocuk başta olmak üzere direnen toplumun bulunduğu her alana da uygulandığına dikkat çeken TJA aktivisti Zülfiye Kişmir, tecridin tüm bunlardan bağımsız ele alınamayacağını vurguladı. Zülfiye, eril sisteme ve tecride karşı direnen Kürt kadının ise sesinin kısılmaya çalışıldığını belirtti.    İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 22 yıldır tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecridin kaldırılması ve cezaevlerinde artan hak ihlallerinin sonlandırılması talebiyle PKK ve PAJK’lı tutsaklar tarafından 27 Kasım 2020’de başlatılan açlık grevi devam ediyor. 5 günde bir süresiz-dönüşümlü olarak gerçekleştirilen açlık grevi eylemi, 47’nci grupla 14 Temmuz’dan bu yana 15 günde bir dönüşümlü şekilde devam ediyor. Eylem bugün itibariyle 239’uncu gününe girdi.    Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Zülfiye Kişmir, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde ağırlaştırılan tecride ilişkin değerlendirmelerde bulundu.    ‘Sadece Kürtler eril sisteme karşı çıkıyor’   Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin aynı zamanda topluma, yaşama ve kadına uygulandığını söyleyen Zülfiye, bunun nedeninin ise kadınların kendi ayakları üzerinde durmaması, toplumun kendini savunamaması, hak iddia edememesi için olduğunu belirtti.  Zülfiye, “Sayın Öcalan üzerindeki tecridi ele alırsak devlet, uluslararası dengeler ve yerel siyasetin hiçbiri birinden kopuk değildir. Dünyada örülen eril iktidar sistemine sadece Kürtler karşı çıkıyor” dedi.    ‘Mafyavari siyaset yapılıyor’   Tecridin etkilediği bir diğer alanın ise ekonomi olduğunu kaydeden Zülfiye, bu durumu şöyle özetledi: “Kürtlere savaş açarak, baskı uygulamak tecridin bir parçasıdır. Ülke ekonomisi AKP ve MHP’nin elindedir. Toplum bir yandan ada açlıkla terbiye ediliyor,  bir yandan da toplumun kalkınması sağlanmıyor, kendine bağımlı hale getiriyor. Bu da beraberinde mafyavari bir siyaseti getiriyor. Buna karşı ses çıkaranları direk cezaevine koyuyor. Son beş yıldır iktidarın bu faşist yaklaşımları bir bütünen sadece Kürt halkına değil, ülke halklarına uygulanıyor. Toplum evin içine kapatılıyor. Yaptığı hırsızlıkların üstünü bu şekilde örtmeye çalışıyor. Bununla da kendi ömrünü uzatmaya çalışıyor.”   ‘Gücünün farkında olan kadının sesi kıstırılıyor’   Eril sisteme ve tecride karşı direnen Kürt kadınlara dikkat çeken Zülfiye, iktidarın ise bu direnişi sürekli baskı ile bastırmaya çalıştığına işaret etti. Tecridin en çok kadınlar üzerinde uygulandığını yineleyen Zülfiye, “Kürt özgürlük mücadelesi olmadan önce kadınlar binlerce yıl boyunca tecrit altındaydı. Kadının varlığından dahi bahsedilmezdi. Kürt özgürlük hareketiyle birlikte kadın benliğinin farkına vardı. Bu da, Sayın Öcalan’ın kadın özgürlüğünü ele almasıyla, kadının özgürlüğü olmadan toplumun özgürleşmeyeceği politikalardan meydana geldi. Kadın da yaşamı var ettiği gücünün farkına vardı. Bugün geldiğimiz aşamada ise gücünün farkında olan kadının sesinin kısılması için tecrit uygulanıyor. Sesini çıkaran kadın cezaevine konuluyor. Çünkü kadın bilinçlenirse iktidarlar çöker” sözlerini kullandı.    ‘Kadın katliamları tecritten bağımsız değildir’   Kadın ve çocuğa yönelik şiddet, katliam ve tecavüzde artışın yaşandığını kaydeden Zülfiye, tüm bu yaşananların da tecritten bağımsız olmadığını söyledi. Zülfiye, “Yerel yönetim seçimlerinde eşit temsiliyet vardı. Eşbaşkanlık sistemi vardı. Toplum artık yerel yönetimin neler yapacağının farkına vardı. Kadın ve şiddet birimleri, kadın dernekleri, kadın daire başkanlığı ve kadına dair her şey vardı. Kadın eşbaşkanlık sistemi ve kadına dair çalışmalarla kendisinin farkına vardı. Kadın da, siyasette söz hakkının ve karar mekanizması olduğunu gördü. Peki, ne oldu? Tecrit sistemini yürüten akıl kayyım atadı. Kadın haklarına darbe yapıldı” ifadelerine yer verdi.    ‘Tecridin bir diğer boyutu cezaevleri’   Tecridin bir diğer boyutunun ise cezaevleri olduğuna değinen Zülfiye, son olarak tutsakların cezaevinde maruz bırakıldıkları hak ihlallerinden bazılarını ise şöyle dile getirdi: “Cezaevlerinde kitaplar verilmiyor, yazışmalar engelleniyor, görüşler, fikir alışverişleri yasaklanıyor, hobi bir haktır ama o bile yasaklanıyor. Bu saydıklarım aslında tecridin ne kadar ileri bir boyutta olduğunu gösteriyor.”