‘Mülteci politikasının ekonomi politiği iyi okunmalı’ 2021-08-12 09:03:14     Habibe Eren    İSTANBUL - Gündemde olan Afganistan göçünü değerlendiren HDK Göç ve Mülteciler Meclisi üyesi Müge Yamanyılmaz, Afganistan-Türkiye arasındaki göç yolunun oldukça zor olduğunu belirterek, “İnsanlar canları pahasına bu yolculuğa çıkıyorlar, Pakistan ve İran’ı da kapsayan bu yolculukta rüşvet, tecavüz ve toplumsal cinsiyete dayalı diğer şiddet biçimleri göç yollarında oldukça yaygın” dedi.   ABD'nin askeri güçlerinin tamamını Afganistan'dan çekmesi ile ülkedeki çatışmaların şiddetlenmesi ardından Türkiye'ye geçişlerde her geçen gün artış yaşanıyor. Afganistan’da güç kazanan Taliban'dan kaçışlar devam ederken İran'ın Khoy, Selmas ve Urmiye kentlerine bağlı köylerden Van'ın Başkale, Özalp, Çaldıran ve Saray ilçelerinden ülkeye olan düzensiz geçişlerde büyük bir artış gözlemleniyor. Afganistan’ın yüzde 85’ini Taliban’ın kontrol ettiği belirtilirken Türkiye’ye günde bine yakın kişinin giriş yaptığı belirtiliyor. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı ‘düzensiz göç’ istatistiklerine göre ise 2021 yılının temmuz ayına kadar, Afganistan’dan gelip Türkiye’de yakalanan 25 bin 673 kişi var.   Yıllardır iç savaş ve yoksullukla mücadele eden Afganistan halkı düzensiz göçlerin yaşanması ile birlikte Türkiye’de yoğun bir nefret saldırısı ile gündemde. Afganistan göçleri ile birlikte son süreçte Türkiye'de ırkçılık, milliyetçilik ve mülteci düşmanlığı da körüklenerek nefret siyaseti her yere sirayet etmiş durumda.   Suriyeli mültecilere yönelik dezenformasyon ve ırkçı politikalar sonrası Afganistanlılara yönelik tepki daha da sertleşirken “ÜlkemdeMülteciİstemiyorum” tweet’leri dijital medya platformu Twitter da sürekli gündemde tutuluyor. Kamuoyunda yükselen ırkçı dalganın yanı sıra CHP ve İYİ Parti’den bazı siyasetçiler ve yerel yönetimlerin hayata geçirdiği politikalar nefreti büyütüyor. CHP’nin Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın yabancı vatandaşlardan bazı hizmetlerde on kat daha fazla ücret alınacağına dair açıklaması sonrası mülteci düşmanlığının anayasayı da aşan boyutu gözler önüne serildi.   Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Göç ve Mülteciler Meclisi üyesi Müge Yamanyılmaz Afganistan göçleri ile birlikte artan yabancı düşmanlığını değerlendirdi.   ‘En uzun süreli yerlerinden edilmiş halk Afganlar’   Dünyanın en uzun süreli yerinden edilmiş halkının Afganistanı olduğunu belirten Müge, Afganistan’ın 1980’li yıllardan itibaren emperyalist müdahaleler ve iktidar savaşları nedeniyle göç veren bir ülke olduğunu anımsattı. Önce Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği  (SSCB) ardından ABD tarafından işgal edilen Afganistan’ın şu an tamamen gerici, faşist ve kadın düşmanı, cihatçı savaş örgütü Taliban’a terk edildiğini ifade eden Müge, “Afgan halkı da, elbette savaşın olmadığı, geçim kaynaklarına erişebilir oldukları, işkence ve ölüm tehdidinin olmadığı yerlere göç etmek zorunda kalıyorlar” dedi.   ‘Afganlar pazarlık aracı haline getirildi’   Afganların göçle birlikte sınır rejimleri, devletlerin iltica hakkını tanımayan politikaları ve uluslararası düzeyde çalışan insan kaçakçılarının vicdanına mecbur bırakıldığına vurgu yapan Müge, ayrıca ülkeler arası çıkar çatışmalarının ve pazarlıkların aracı haline getirildiklerine de dikkat çekti.  Son süreçte Türkiye’ye yaşanan yoğun göçlere değinen Müge, Afganistan-Türkiye arasındaki göç yolunun oldukça zor olduğunu ifade ederek, “İnsanlar canları pahasına bu yolculuğa çıkıyorlar, Pakistan ve İran’ı da kapsayan bu yolculukta rüşvet (kolluk güçlerinin rüşvet ve kaçakçılarla işbirliği), ‘karşılıklılık temelinde cinsel ilişkiye zorlama’, tecavüz ve toplumsal cinsiyete dayalı diğer şiddet biçimleri göç yollarında oldukça yaygın. Failler, çoğu zaman kaçakçılar, sınır görevlileri veya grup içerisindeki erkekler. Afganistan’dan gelenlerin daha çok ‘çalışabilir oğlan çocukları ve yetişkin erkeklerden’ oluşmasının sebebi de bu. Bu zorlu göç yollarına, saldırıya daha açık olan mülteci kadınlar, küçük çocuklar ve kız çocukları dayanamıyor” sözlerini kullandı.    ‘İnsan kaçakçılığının ekonomi politiği iyi okunmalı’   Ülkelerarası insan kaçakçılığı ağlarından birinin Türkiye’de olduğuna dikkat çeken Müge, sözlerine şöyle devam etti: “Hiç sermaye koymadan binlerce dolar kazanmaktan bahsediyoruz, bu durumun ekonomi politiği iyi okunmalı. Öte yandan Erdoğan AKP’sinin 2016’dan bu yana Birleşmiş Milletler ve AB gibi kurumlarla ‘koordinasyon’ adı altında yaptığı işbirliğinden söz edebiliriz. Elbette bu ‘işbirliği’nden kastım mültecilerin araçsallaştırılması ve mültecilere yönelik bitmeyen bir savaş hali. Bu savaş halini; ülkelerin sınırlarında, işyerlerinde, sokakta, sosyal medyada vb. her yerde görebiliriz.”   ‘Önce Suriyeliler şimdi Afganlılar koz olarak kullanılıyor’   Avrupa Birliği ile yüklü bir meblağ karşılığında imzalanan Geri Kabul Anlaşması’yla AKP’nin Suriyelileri Türkiye’de rehin tuttuğunu ve 2020’nin şubat ayında mülteciler için daha fazla para istemek üzere bu defa da ağırlıklı olarak Afganistanlı mültecileri AB’ye karşı koz olarak kullandığını söyleyen Müge, “2021 yılında AB, yürürlüğe soktuğu Göç ve İltica Paktı ile birlikte kendi hukuku açısından ilticayı hak olmaktan çıkardı. Yine, var olan bu anlaşmaların sağladığı uygun koşulları değerlendiren Türkiye, Suriye’deki yayılmacı ve işgalci politikalarını rahatlıkla ve yer yer diplomasi de meşrulaştırarak hayata geçirdi. Bütün bunlar, insan ticareti suçunun devletlerarası boyutta işlendiğini gösteriyor ne yazık ki” diye belirtti.   ‘AKP mültecilere karşı açılan savaştan yana tavır aldı’   Ayrıca tüm bu yaşananların AKP’nin göç alanında politikasızlık sanılan yasa ve uygulamalarının, aslında kullanışlı bir göç politikası olduğunu gösterdiğini vurgulayan Müge, “Bence neoliberalizmin yükselişe geçmesiyle belirginleşen göçün yapısını ve dinamiklerini iyi anladı. AKP ve bu denklemde mültecilere karşı açılan savaştan yana tavır aldı” tespitinde bulundu.   Kürtlere ve mültecilere yönelik artan nefret suçları, gündelik bireysel saldırganlıklar ile birlikte toplumsal linç girişimlerinin kaynağının iktidarın cezasızlık politikaları olduğunu söyleyen Müge’ye göre kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı söylem ve üslubunun yarattığı politik iklim söz konusu saldırıları derinleştiriyor. “Demokrasiye, ekmeğimize, adalet talebimize, insanlık onurumuza, doğaya, suya, toprağa saldıran iktidarın bu herkese ve her şeye düşman politikalarını eleştirmek yerine muhalefet de iktidarın değirmenine su taşıyan açıklamalarda bulunuyor” diyen Müge, muhalefetin bu konudaki tutumuna dair şöyle dedi:   ‘Siyasi çıkarları için mültecileri araçsallaştırıyorlar’   “Bizim emeğimizi, güvenliğimizi, canımızı tehdit eden, göçmen ve mülteciler değil buralı zenginlerin yolsuzlukları, mafyalaşmış ilişkileri, devleti ele geçirme çatışmaları hâlbuki. Tersine mülteciler mücadelemizin ortakları. Muhalefetin bu gerçeği göremediğini, bilmediğini sanmıyorum. Sanırım muhalefet açısından yolsuzluklar, mafyalaşmış seçkinler sınıfının çeteleşmiş ilişkileri, yoksulluk ve otoriter devlet rejimi; sığınmaya ihtiyaç duyan insanlarla birlikte yaşamaktan daha kabul edilebilir bir şey. Çünkü iktidarla muhalefetin güç ve etki alanları farklı olsa da durdukları pozisyon aynı. Onlar da siyasi çıkarları için mültecileri araçsallaştırıyorlar.”   ‘Ekonomiyi mültecilerin ayakta tuttuğu açıklamaları sermayeye mesaj’   Tüm bunların yanı sıra mülteci emeğinin en ucuz ve sömürüye en açık emek gücü olduğunu belirten Müge,  bu nedenle iktidardan birtakım isimlerden peş peşe ekonomiyi göçmen ve mültecilerin ayakta tuttuğuna dair açıklamalar geldiğini söyledi. Bu durumun aynı zamanda sermayeye de bir mesaj verdiğinin altını çizen Müge, “Sermayenin iktidarla daha çok işbirliği yapması gerektiği mesajı içeriyor. Bu durum da bize asıl çatışmanın emek ve sermaye arasında olduğunu gösteriyor. Mülteci veya yerli emek, göçmen veya Türkiyelinin emeği hiç fark etmez, sermaye hep daha çok kar ister, bu nedenle de emekçileri birbirlerine kırdırmaktan, emekçiler arasında etnisite, cinsiyet, mezhep vb. farklılıkları kullanmaktan çekinmez. Burada, emek özgürlük ve demokrasiden yana olan muhalefete ve sendikalara büyük görev düşüyor” dedi.   ‘Mültecileri devletlerin vicdanlarına terk etmeyeceğiz’   Göçün sebeplerinin siyasal, ekonomik ve toplumsal olduğunun, lanse edildiğinin aksine “insani bir kriz” olmadığını ifade eden Müge, bu durumun politik bir kriz olduğunu ve bu nedenle de politik yöntemlerle çözülebileceğine işaret etti. Suriye’ye, Afganistan’a asker göndermenin göçü militarist, emperyalist ve güvenlikçi bir yaklaşıma hapsettiğini ve bu durumun reddedilmesi gerektiğini dile getiren Müge, “Emperyalizm, iktidarın bekasını sürdürme gayreti, kapitalist sömürü, patriyarkal politikalar, işgalci hülyalar… Bunların hepsi birlikte eşit bir yaşam fikriyatına, yani HDK fikriyatına düşman. HDK Göç ve Mülteciler Meclisi olarak, mültecileri devletlerin vicdanlarına terk etmeyeceğiz. Çözümsüzlük, programsızlık ve yer yer daha da yükseltilen ırkçılık bir yöntemdir, AKP’nin faşizmin kurumsallaşması için kullandığı yöntemlerdir. Biz bunu kabul etmiyoruz. Çözümü halklar, inançlar, emekçiler, eşit ve özgür yaşam için direnenler birlikte oluşturacaklar, biz HDK’liler her zaman buradaydık yine burada duracağız” şeklinde konuştu.