Depremin üzerinden 22 yıl geçti: Riskler katlanarak devam ediyor 2021-08-17 09:04:11     Habibe Eren   İSTANBUL - Gölcük depreminin 22’nci yılında Marmara’da ve diğer bölgelerde yaşanacak olası depremlere dikkat çeken TMMOB İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Esin Köymen, mevcut risklerin katlanarak devam ettiğini belirterek, olası depreme dikkat çekti.   1999 17 Ağustos'unda merkez üssü Kocaeli-Gölcük olan depremin üzerinden 22 yıl geçti. Marmara Bölgesi'nin genelinde hissedilen ve resmi kayıtlara göre 7.4 büyüklüğündeki deprem Türkiye tarihinin en büyük ikinci depremi olarak tarihe geçti.   Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın kırılmasıyla meydana gelen deprem, o dönem 14 buçuk milyon insanın yaşadığı İstanbul, Bursa, Bolu, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya ve Yalova'da can ve mal kaybına neden oldu. Resmi rakamlara göre, depremde 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi de yaralandı. 5 bin 840 kişi ise kayboldu.   Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu'nun Temmuz 2010'da yayımladığı rapora göre depremde 364 bin 905 konut ve işyeri yıkıldı ya da çeşitli düzeylerde hasar gördü. Jeoloji Mühendisleri Odası, 1999 yılında yayımladığı raporda, can kaybını artıran en önemli üç unsuru aktif fay zonu, sulu alüvyon zemin ve yapım hataları olarak sıraladı.   Depremin üzerinden geçen 22 yılda birçok deprem yaşanmasına rağmen ve büyük İstanbul depreminin her geçen gün daha fazla yaklaşıldığı belirtildiği halde siyasi iktidar deprem gerçekliğini görmezden geliyor. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Esin Köymen, 1999 depreminin yıldönümünde olası depremlere ve hükümetin bu alandaki politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   ‘Dere yatakları boşaltılmıyor, kırsal alanlar yapılaşmaya açılıyor’   1999’dan sonra imar faaliyetleri ve kent planları açısından hayata geçirilen uygulamaların kentleri afetlere daha açık hale getirdiğine dikkat çeken Esin, “Son yaşadığımız sel baskınlarında da bu ortaya çıktı. 17 Ağustos depreminde, bundan sonra sadece depremin değil başka felaketlerin de olabileceği açıkça ifade edilmişti. Kent ve kırsal alanlarda yerleşim alanlarının, kent planlamalarının artık rant üzerine kurgulanmaması gerektiği ve inşaat sektörünün doğrudan doğruya her türlü yatırımcının karlı bir alan haline getirmesinin doğru olmadığı, bunun aynı zamanda kuralsızlık getirdiğini ifade etmiştik. Gelinen noktada dere yataklarının boşaltılmadığını, kırsal alanların yapılaşmaya açıldığını görüyoruz” dedi.   ‘Yaşanan felaketlere zemin hazırlandı’   Kent içerisinde kamuya ait tüm boş alanların yapılaşmaya açılarak tüketildiğini vurgulayan Esin, kentteki arazilerin doğrudan rant aracı haline getirilmesi ve buna kırsal alanının da artık eklenmesi ile bugün yaşanan felaketlere zemin hazırlandığını dile getirdi. Esin, 2018 yılında getirilen “İmar Affı” düzenlemesi ile tüm kaçak yapıların “yapı kayıt belgesi” alınması yönünde Çevre ve Şehir Bakanlığı tarafından özendirildiğini aktarırken, “İktidar onlarca insanın canına mal olan bu sonucu üstlenmiyor.  Sadece ‘yaralar sarılacaktır’ şeklinde açıklamalar yapılıyor. İktidarın bugüne kadar sürdürdüğü kentleşme politikalarının ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha gördük” ifadelerini kullandı.   ‘Tüm afetler alt grupları etkiliyor’   1999 depreminden sonra yeni yapılaşmaya açılan alanlarla birlikte dere yataklarının fay hattına yakın yerlerin kentleşmesi ve heyelan bölgelerinde yapılan yapıların da koruma zırhına büründürülmesi ile birlikte yaşanacak tüm felaketlerin önünün açıldığına vurgu yapan Esin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bütün afetler ağırlıklı olarak alt gelir gruplarının yaşadığı alanları daha fazla etkiliyor. Çünkü depremden sonra varsıl kesim kentin içerisinde özellikle daha sağlam zeminlerde daha yeni binalarda yaşayabilecek şekilde bir takım önlemler aldılar ama yoksul kesimde böyle bir olanak olmadı. Öte yandan kent daha da yoğunlaştı, mevcut yapılar daha da yaşlandı. Bu süreç içerisinde ve hala toplanmaya devam eden bütün vergiler kentlerin daha sağlıklı hale getirilmesi için kullanılmadı.”   ‘Mevcut riskler katlanarak devam ediyor’   Esin, depremden bugüne bakıldığında olası bir Kuzey Marmara veya Marmara Bölgesini toptan etkileyecek bir depremin sonuçlarının yıkıcı olacağına işaret ederek, “Buna daha hazırlıklı hale gelemedik. Kaldı ki kamu yapıları ile ilgili bir dönem güçlendirmeler yapıldı, ancak daha sağlıklı olarak tamamlanamadı. Hastane yapılarında problemler var, cezaevlerini kimse konuşmuyor. Afet anında bölgeyi boşaltmak için kullanılacak birinci derece ulaşım aksları çoğunlukla yol kenarları ve otopark olarak kullanıldığı için daha sorunlu bir hale geldi. Yapılaşmanın riskli olduğu alanlarda herhangi bir tahliye yapılamadığı için mevcut riskler katlanarak devam ediyor. Aslında 1999 depreminden sonra hala her deprem olduğunda bilim insanlarının çıkıp anlattığı hiçbir şey iktidar tarafından sağlıklı kentleşme politikası için kullanılmadı” diye konuştu.   ‘Acil önlem planları hazırlanmalı’   Çok hızlı bir şekilde bütün kırsal alanlar dahil olmak üzere heyelan bölgelerinin, dere yataklarının, sağlam olmayan binaların yapı olarak ömrünü tamamlamış binaların bir an önce tespit edilmesi gerektiğinin altını çizen Esin, şunları dile getirdi: “Bu alanların boşaltılması ve kırsal alan planlamasının doğrudan doğruya ele alınması gerekiyor. İmar affı gibi gerçekten insanların hayatlarına mal olacak tuhaflıklardan bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor. Olası bir Kuzey Marmara hattının aktif olma süreci ne yazık ki bütün bilim çevreleri tarafından yaklaştığı söyleniyor. Tüm afetlere engel olabilecek acil önlem planlarının hazırlanması gerekiyor ve burada da doğrudan doğruya vatandaşın ekonomik gücüne bırakmadan iktidarın ve devletin bir politika olarak anayasal hakkını sağlıklı yaşam çevrelerinde sağlıklı binalarda yaşamasının programlarını hayata geçirmesi gerekiyor.”