Shahrzad Mojab: İran’da kadınların seçeneği üçüncü yol 2026-03-11 09:02:14   Melike Aydın    İSTANBUL - Ortadoğu’daki savaş politikaları ve otoriter rejimler kadınları çok yönlü bir yıkımla karşı karşıya bırakırken, İran’da devam eden savaşın kadınları emperyalizm ile fundamentalizm arasında sıkıştıramayacağını vurgulayan feminist akademisyen Prof. Dr. Shahrzad Mojab, “Jin, Jiyan, Azadî hareketi üçüncü bir demokratik yolun ifadesidir” dedi.    İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırıları sürüyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, bölgedeki otoriter rejimler ve yükselen fundamentalizm arasında sıkışan halkların durumunu feminist akademisyen Prof. Dr. Shahrzad Mojab değerlendirdi.     *ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, bölgedeki siyasal dengeleri ve toplumsal muhalefeti nasıl etkiliyor?   İran ve bütün bölge derin bir kriz içinde. Bu kriz sadece politik değil; aynı zamanda toplumsal, kültürel ve ekonomik bir kriz. bütün bunların üzerine şimdi çok ağır ve acımasız bir savaş deneyimliyoruz. Bence şu anda tanık olduğumuz şey yaşamın sistematik biçimde yok edilmesidir. İran’da katliamlar yaşanıyor, Gazze’de soykırım devam ediyor ve bölgede Kürt halkı zorla yerinden edilme ve sürgünle karşı karşıya kalıyor. Anlaşılması gereken önemli nokta şu: İran halkı yalnızca ülke içindeki teokratik rejimin otoriter yönetimine maruz kalmıyor. Aynı zamanda küresel düzenin yeniden şekillenmesi üzerindeki emperyalist güç mücadelelerinin de kurbanları haline getiriliyor.    Bu durum sadece bölgeyi değil, bütün dünyayı ilgilendiriyor. ABD’nin bölgedeki hegemonyası söz konusu. Bunun yanında Rusya ve Çin ile olan rekabeti ve ABD ile İsrail arasındaki ittifak da bu tabloyu belirliyor. Dolayısıyla bugün İran halkı hem iç baskı hem de dış savaşın yarattığı yıkımın ortasında kalmış durumda.   *Dış müdahale tehdidi İran devletinin baskı politikalarını meşrulaştıran bir araca dönüşüyor mu?   Evet, kesinlikle. Bu zaten hep böyle oldu. Ne zaman dış müdahale tehdidi ortaya çıksa otoriter rejimler kendilerini “ulusu savunan güç” olarak gösterir. Milliyetçilik duygusu güçlendirilir ve bu da halk için durumu daha kötü hale getirir. Bu yüzden insanlar şu anda sokaklara çıkıp bu savaşı protesto etmekten korkuyorlar. Hükümet korku ve baskı ortamını artırdı. Savaşın yarattığı yıkım ekonomik durumu da ağırlaştırıyor. Yoksulluk ve acı artıyor. İran halkı hem devletin baskısıyla hem de ABD ve İsrail’in saldırganlığı nedeniyle adeta kan kaybediyor.   *Emperyalist müdahale ile otoriter devlet yapıları arasındaki gerilim, aşağıdan gelen demokratik mücadeleleri nasıl etkiliyor?   Şu anda neredeyse böyle bir alan yok. İnsanlar örgütlenemiyor, protesto edemiyor, toplanamıyor. Savaşın yarattığı ortam bu. Ayrıca İran’daki muhalif siyasi güçler de oldukça bölünmüş durumda. Bu nedenle ortak bir örgütlenme zemini oluşamıyor. Üniversiteler kapalı, okullar kapalı, birçok işyeri çalışmıyor. Korku ve baskı ortamı nedeniyle aşağıdan örgütlenmek çok zor.    Bununla birlikte bazı Kürt siyasi partileri Kürt bölgelerinde mahalle örgütlenmeleri kurma çağrısı yaptı. İnsanların bir araya gelip birbirlerine bakım ve hizmet sağlamasını önerdiler. Ancak bu daha çok savaşın yarattığı acil ihtiyaçları karşılamaya yönelik geçici bir çözüm.   *İran’da rejim değişikliği gerçekçi bir ihtimal mi?   Rejim değişikliği dış müdahaleyle gerçekleşmez. Tarih boyunca bunun örnekleri böyle olmadı. Dış güçler rejimi değiştirmez; en fazla devletin biçimini ya da yönetici kadroları değiştirir. Ama halkın istediği anlamda bir değişim olmaz. İran halkı teokratik devletten uzaklaşmak istiyor. Onların istediği şey laik, demokratik ve cumhuriyetçi bir yönetimdir. Bombalamalar ya da liderlerin öldürülmesi devletin temel yapısını değiştirmez. Bu yalnızca demokratik dönüşüm sürecini daha da geciktirir.   *ABD ve İsrail’in saldırıları ile yaptırımları kadınları ve çocukları nasıl etkiliyor?   Yaptırımlar, ekonomik abluka ve savaş tehditleri en çok sıradan insanlara zarar verir. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları özellikle topluma maksimum ekonomik acı yaşatmak için tasarlandı. Ama ilginç olan şu ki bu durum rejimi zayıflatmadı; aksine bazı ekonomik mekanizmaları güçlendirmesine yardımcı oldu. Bedelini ise halk ödedi. Savaş ve yaptırımlar kadınlar için felaketi daha da derinleştiriyor.    Militarizasyon otoriter rejimleri güçlendirir ve baskı araçlarını artırır. Bu tür dönemlerde toplum yeniden geleneksel yapılara geri çekilir. Kadınlar geniş aile yapıları içinde güvenlik sağlamaya zorlanır. Yaralıların bakımını üstlenir, ailelerin duygusal yükünü taşırlar. Aynı zamanda patriyarkal ilişkiler güçlenir. Yoksulluk, korku ve travma artar. Bu nedenle savaş koşulları kadınlar için son derece yıkıcıdır.   *Savaş koşulları patriyarkal devlet yapılarını güçlendiriyor mu, yoksa yeni direniş biçimleri mi ortaya çıkarıyor?   Evet, patriyarkal ilişkileri güçlendiriyor. Ve şu anda direniş örgütlemek çok zor. Örneğin İran’da Ocak 2026’da milyonlarca insan rejime karşı sokaktaydı. Ancak savaş başlayınca insanlar geri çekildi. Şimdi insanlar rejime karşı değil, savaşa karşı protesto ediyor. Ama aynı zamanda ülke bombardıman altındayken ulusu savunma refleksi devreye giriyor. Bu da milliyetçiliği güçlendiriyor.   *“Jin, Jiyan, Azadî” hareketinin İran’daki politik etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?   Bugün İran’daki siyasi alanda “Jin, Jiyan, Azadî” sloganını kullanan kesimler laik, demokratik ve cumhuriyetçi bir devlet talebini temsil ediyor. Bu slogan aynı zamanda monarşinin geri dönmesini savunan “yaşasın kral” sloganına karşı bir pozisyonu ifade ediyor. Bu nedenle çok önemli bir politik ayrım yaratıyor. “Jin, Jiyan, Azadî” artık sadece bir slogan değil; bir harekete dönüştü. İran’daki direniş kültürünün önemli bir parçası haline geldi.   *İran’da yeni bir yol mümkün mü?   İran’daki politik alan oldukça dinamik. Tek bir “üçüncü yol” yok; birçok farklı yol var. Bunlardan biri “Jin, Jiyan, Azadî” hareketinin temsil ettiği laiklik, demokrasi ve özgürlük yoludur. Diğer tarafta ise ABD ve İsrail ile bağlantılı monarşist bir güç bulunuyor ve bu oldukça tehlikeli.   *Bugün dünyada kadınlar iki anti-demokratik güç arasında mı sıkıştırılıyor?   Bugün aslında iki şiddetli güç karşı karşıya. Bir yanda emperyalist güçler ve onların askeri kanadı olarak İsrail var. Diğer yanda ise dini fundamentalist güçler bulunuyor. Bu sadece İslami fundamentalizm değil; ABD’de yükselen Hristiyan fundamentalizmi de buna dahil. Bu iki güç aslında dünya halklarının eşitlik, demokrasi ve özgürlük taleplerine karşı mücadele ediyor. Bu nedenle küresel kadın dayanışması çok önemli. Kadınların militarizme, emperyalizme ve her tür fundamentalizme karşı birlikte mücadele etmesi gerekiyor.   *Kadınlar bu iki güç arasında seçim yapmaya zorlanmalı mı?   Hayır. Bu bizim seçimimiz değil. Eğer bu taraflardan birini desteklersek onları güçlendirmiş oluruz. Kadınların seçimi özgürlük, demokrasi, ekoloji, katılımcı toplum ve eşitlik olmalıdır. Bu savaş bizim savaşımız değil.   *Kadınların hâlâ gücü var mı?   Elbette var. Umut da tam olarak burada. Latin Amerika’da, Afrika’da, Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde kadın direnişleri var. Türkiye’de ve Kürt kadın hareketinde de bunu görüyoruz. Bunlar çok önemli direniş noktalarıdır.