Cezasızlığa tepki: Failleri gizleyen düzeni reddediyoruz 2026-05-01 09:05:46   Elfazi Toral    İSTANBUL - Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyalarındaki cezasızlık politikasına tepki gösteren kadınlar, şüpheli ölümlerin birer kadın katliamı olduğunu vurguladı. Kadınlar, “Failleri gizleyen bu eril sisteme karşı şüpheli şekilde yaşamını yitiren kadınların hesabını sormaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.   Türkiye’de "şüpheli" olarak kayıtlara geçen kadın ölümleri, yargı mekanizmalarının etkisiz kaldığı noktalarda başta kadınlar olmak üzere toplumsal bir adalet arayışına dönüşüyor. Gülistan Doku’dan Şule Çet ve Rojin Kabaiş’e uzanan süreçte kurulan “adalet komisyonları”, yalnızca hukuki bir takip birimi değil, aynı zamanda katliamların üzerindeki "intihar" veya "kaza" süsünü kaldırmayı hedefleyen politik bir itiraz ve mücadele hattı geliştiriyor. Özellikle Kürdistan’da sistematik hale gelen kadın kayıpları failler korunurken, kadınlar bu durumu “münferit” değil "erkek devlet şiddeti"  olarak nitelendiriyor.   Kadınlar, Gülistan Doku ve şüpheli şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş için adalet talebini yinelerken özellikle Kürdistan’da Kürt kadınlarına "intihar" denilerek örtbas edilmek istenen tüm şüpheli kadın katliamlarına aydınlatılması talebinde bulundu.     ‘Atarkeyi de devireceğimize inanıyoruz’   Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş’in intihar etmediğini, katledildiklerini söyleyen Sosyalistler Partisi (SOLDEP) temsilcisi Barış Bilgen, bu gerçeğin yıllardır saklandığına dikkat çekti. “Erkek adalet değil, gerçek adalet istiyoruz” diyen Barış Bilgen, kadınları katledenlerin bir an önce yakalanması gerektiği çağrısında bulundu. Barış Bilgen, “Faillerin iyi hâl indirimi ya da benzeri şeylerden faydalanamamasını istiyoruz. Çünkü bu ülkede her gün kadınlar katlediliyor. Genç kadınlar kayboluyor. Öldürülüyorlar ya da şüpheli şekilde ölü bulunuyorlar. ‘İntihar’ denilerek üstü kapatılmaya çalışılıyor. Biz bu cinayetlere karşı hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Sosyalist kadınlar olarak her zaman alanlarda arkadaşlarımızın sesini haykırmaya, onlara ne olduğunu sormaya devam edeceğiz. Biz biliyoruz ki kadınlar, ataerkil kapitalist sistem tarafından katlediliyor. İşsiz bırakılıyoruz, evsiz bırakılıyoruz; eğitimden, sağlık hakkından mahrum bırakılıyoruz. Mücadelemiz hiçbir hakkımız için asla bitmeyecek. Biz gerçekleri açığa çıkarana kadar da, hak ettiğimiz yaşamı elde edene kadar da susmayacağız ve alanlarda olmaya devam edeceğiz. Her okuldan, her iş yerinden, her sokaktan adalet talebimizi dile getirmeye devam edeceğiz. Bir yandan da Türkiye'de İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasıyla uygulanmayan kanunlarla daha da güvencesiz bırakıldığımızın farkındayız. Okullarda, yurtlarda en ufak bir eyleme katıldığımızda ailemizin arandığının, aileyle tehdit edildiğimizin farkındayız. Biz bu ataerkiye karşı mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. Mücadele ettikçe de daha iyi bir noktaya geleceğimize inanıyoruz. Ataerkiyi de devireceğimize inanıyoruz” şeklinde konuştu.   ‘Yıllarca Gülistan’a ne olduğu açıklanmadı’   Kadın katliamları ve şüpheli kadın ölümlerinin her geçen gün arttığı bir tabloyla karşı karşıya olduklarını dile getiren, Rojin Kabaiş ve Gülistan Doku İçin Adalet Komisyonlarından Simay Adakart, “Şüpheli kadın ölümlerinin ısrarla aydınlatılmayışı, erkek devletin katil erkekleri, fail erkekleri ya da yaslandığı mafya-çete ilişkilerini koruma ve aklama pratiklerinden bir tanesi. Bunun en yakıcı örneklerinden bir tanesi, Gülistan Doku’nun kaybedilmesi. 6 yıl boyunca akıbeti açıklanmadı. Açıklanmadı çünkü kirli bir ağ korunmak isteniyordu. Çünkü katiller korunmak isteniyordu. Failler korunmak isteniyordu. ‘Gülistan intihar etti’ dediler. Dört yanı kameralarla çevrili Dêrsim’de Gülistan’ı bulamıyoruz dediler. Çünkü Gülistan’ı bulmak istemediler. Gülistan Doku İçin Adalet Komisyonlarını kurarak yürüttüğümüz, göğüslediğimiz bir süreçti. Gülistan’ın gölde olmadığını, barajda olmadığını biz ispat etmek zorunda kaldık. O kamera görüntülerini biz çözümlemek zorunda kaldık. Fakat süregelen süreçte ısrarla Gülistan’a ne olduğu açıklanmadı” dedi.   Rojin Kabaiş’e ne oldu?   Yeni gelişmelerle karşı karşıya kalan Gülistan Doku dosyasını anımsatan Simay Adakart, bu gelişmelerin kendiliğinden gelişmediğini, kadın hareketinin mücadelesinden bağımsız olmadığını belirtti. Simay Adakart, “Rojin Kabaiş katledileli 18 ay oldu. 18 aylık süreçte dosyada kat edilen ufacık bir ilerleme dahi olmadı. Kat edilen ilerlemenin de kadınların ısrarlı mücadelesi sonucu gerçekleştiğini görüyoruz. Burada çok açık bir saflaşma var. Bir yanda kadın cinayetlerinin üzerini örtmek adına seferber olan erkek devlet ve tüm araçları, organları var. Bir yanda da ‘birbirimizden vazgeçmiyoruz, birbirimizin hesabını soruyoruz’ diyen kadınlar var. Bizim tutunacağımız yer burasıdır. Üzerimize düşen, kadın özgürlük mücadelesini yükseltmek, büyütmektir. Katledilen, kaybedilen hiçbir kadından vazgeçmediğimizi sokak sokak, meydan meydan haykırmaktır. Biz Gülistan’dan vazgeçmedik, vazgeçmiyoruz. Omuz omuza Gülistan’ın hesabını sorduk, sormaya devam edeceğiz. Bugün Rojin Kabaiş’ten de vazgeçmedik, vazgeçmiyoruz. Rojin için gerçek adalet sağlanıncaya kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Buradan, bu alandan tekrar bütün kadınlara çağrımızı yineliyoruz: Birbirimizden, yaşamlarımızdan vazgeçmeyelim. Birlikte mücadele edelim” diye konuştu.   Kadınların ısrarlı mücadelesi   Sosyalist Kadın Meclisleri üyesi Aze Deniz Akşar ise şunları söyledi: “Adalet Komisyonları, Şule Çet’ten bu yana; önce Şule Çet Adalet Komisyonları, daha sonra Gülistan Doku Adalet Komisyonları ve son olarak Rojin Kabaiş Adalet Komisyonları pratiğiyle, şüpheli adı altında aklanmaya, gizlenmeye, örtbas edilmeye çalışılan kadın cinayetleri karşısında bir hesap sorma, ‘failler kim?’ diye sorma pratiğinin kendisidir. Gülistan Doku dosyasında da her zaman olduğu gibi gördük. Özellikle Kürdistan’da kadınların kaybedildiğini görüyoruz. Yani halka karşı da bir kaybetme, katletme politikası tarihten bu yana hep ola geldi. Ama özel olarak Kürt kadınlarının katledildiğini, kaybedildiğini; bu dosyaların çok geniş bir ağla, yani polisinden bakanına, hastanesinden korucusuna kadar uzanan yapılarla çetelerce örtbas edildiğini görüyoruz. Bu kadınlar katledildiler ve çok geniş bir erkek devlet şiddeti ağı içerisinde çeteler eliyle bu kadınlara cinsel saldırılar işlendi. Katlettiniz, kaybettiniz, üstünü kapattınız. Gülistan Doku dosyası böyleydi. Biz, ‘Gülistan Doku nerede?’ diye 6 yıldır soruyoruz. 6 yıl sonra iktidarın kendi iç çatışması sonucu bu dosyanın açıldığını, ama yine kamuoyu baskısı olmazsa valinin gözaltına dahi alınmayacağını gördük. Kamuoyu baskısıyla birlikte, biz kadınların ısrarlı bir şekilde şüpheli kadın ölümleri karşısında ‘hayır, bu şiddeti aklıyorsunuz; şüpheli değil, bu bir kadın cinayeti, hesap verin ‘ demesiyle aslında gerçekleşmiş oldu.”   ‘Asla vazgeçmeyeceğiz’   Aze Deniz Akşar ise şunları söyledi: “Gülistan Doku dosyasında karşımıza çıkan tablo; kendi kurdukları çete ağları, katlettikleri kadınlar ve gizledikleri diğer suçlar açığa çıkmasın diye bir valinin dahi korunduğu, kamuoyu baskısı oluşmadan hiçbir gözaltı işleminin yapılmadığı bir tablodur. Gülistan’ın bedeni hâlâ bulunabilmiş değil. Rojin’in dosyasında ise bir telefon adeta ülke ülke gezdiriliyor. Rojin’in ailesi açıkça tehditler alırken kendilerine yönelik hiçbir güvenlik önlemi alınmıyor. Üstelik bu duruma karşı mücadele eden ve gerçekleri savunan kadınlar, dezenformasyon yapmakla suçlanıyor. Bizler; ‘Gülistan nerede?’, ‘Rojin nerede?’ ya da Gülistan ve Rojin dosyalarıyla isimleri gündeme gelen ‘Roj welat nerede?’, ‘Esma Kılıçarslan nerede?’ ve ‘Onlara ne oldu?’ diye sormaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”