Akademisyen Ferda Fahrioğlu: Kadınlar olmadan gerçek bir barış olmaz 2026-05-15 09:01:37   Pelşin Çetinkaya- Rozerin Gültekin    AMED - Eleştirel Barış Ağı üyesi Ferda Fahrioğlu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla yeniden gündeme gelen süreçte kadınların karar alma mekanizmalarında doğrudan yer alması gerektiğini belirterek, “Kadınlar müzakere masalarına davet edilmeyi beklemiyor, mücadele ederek o masalarda yer alıyor. Çünkü kadınsız bir barış gerçek bir barış olmayacak” dedi.   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla birlikte Türkiye ve Kürdistan’da yeni bir siyasal ve toplumsal tartışma süreci başladı. Demokratik çözüm, ortak yaşam ve toplumsal barış perspektifinin yeniden gündeme geldiği bu süreçte, kadınların rolü bir kez daha belirleyici başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Çatışmalı süreçlerin en ağır sonuçlarını yaşayan kesimlerin başında gelen kadınlar, aynı zamanda barışın toplumsallaşmasında da en güçlü özne olarak dikkat çekiyor. Yıllardır hem demokratik mücadelede hem de barış talebinin büyütülmesinde öncü rol üstlenen kadınlar, bugün de demokratik toplumun inşasında aktif katılımın önemine vurgu yapıyor.   2015 yılında çözüm sürecinin sona ermesinin ardından Kürt kentlerinde yaşanan ağır hak ihlallerine karşı yayımlanan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan Eleştirel Barış Ağı üyesi ve Barış Akademisyeni Ferda Fahrioğlu, aradan geçen yıllara rağmen hem hukuki baskılarla hem de barış talebinin kriminalize edilmesiyle karşı karşıya kaldıklarını belirterek, akademisyenlerin, bugün yeniden tartışılan barış ve demokratik toplum sürecinde kadınların yalnızca çatışmanın mağduru olarak değil, barışın kurucu öznesi olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.   ‘Sadece ‘çatışmasızlık olsun’ dedik, ihraç edildik’   2016 yılında yayımlanan bildirinin neden hazırlandığını anlatan Ferda Fahrioğlu, “O dönem Kürt kentlerinde yaşanan sokağa çıkma yasakları, hak ihlalleri ve çatışmalı süreç, toplumsal yıkıma neden oldu. Biz, aslında kamuoyunda Barış Akademisyenleri olarak bilinen ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ bildirisini 11 Şubat 2016 tarihinde imzaladık. Çünkü 2015 yılında çözüm süreci sona erdikten sonra Kürt illerinde çok ciddi insan hakları ihlalleri yaşandı. Bizler de 2 bin 212 akademisyen olarak devletin bu çatışmalara son vermesi gerektiğini söyledik. Aslında bu çok temel bir çatışmasızlık çağrısıydı. Hep söylüyorum; o kadar temel, o kadar insani bir çağrıydı ki sadece ‘çatışmasızlık olsun’ dedik. Ama bu çağrı nedeniyle ihraç edildik. Düşünün, aradan 10 yıl geçmesine rağmen halen devam eden hukuki süreçler var” dedi.   ‘Kadınlar sadece mağdur değil, mücadelenin öznesi’   Kadınların savaş ve çatışma süreçlerinde çoğu zaman yalnızca mağdur olarak tanımlandığını dile getiren Ferda Fahrioğlu, “Bu kesinlikle eksik bir yaklaşımdır. Kadınlar aynı zamanda mücadeleyi büyüten temel toplumsal güçlerden biridir. Çatışmalarda ve savaşlarda çoğu zaman erkekler karar alıcı pozisyonda oluyor, kadınlar ise mağdur tarafta gösteriliyor. Evet, kadınlar çatışmalardan çok ağır etkileniyor. Ancak kadınlar sadece mağdur değil. Aynı zamanda mücadele eden, direnen, söz kuran, yaşamı yeniden örgütleyen bir yerde duruyorlar. Çatışma süreçlerinde nasıl büyük bir mücadele veriyorlarsa, barış inşa süreçlerinde de aktif rol almaları gerekiyor. Çünkü kadınlar zaten bu rolü üstleniyor. Kadınlar karar alma süreçlerinde dışlanıyor. Süreçlere baktığımızda daha çok tepeden inme bir yapı görüyoruz. Üst düzey karar alıcılar genellikle erkeklerden oluşuyor. Orta seviyede sivil toplum örgütleri ve akademisyenler var. En altta ise çatışmadan doğrudan etkilenmiş toplum kesimleri bulunuyor. Ama müzakere masaları kurulduğunda kadınların o masalarda yer almasına çoğu zaman izin verilmediğini görüyoruz. Kadınlarla ilgili meseleler göz ardı ediliyor” ifadelerine yer verdi.   ‘Kadınlar kendi mücadeleleriyle o masalarda yer alıyor’   Ferda Fahrioğlu, Meclis’te kurulan komisyonlara kadın örgütlerinin doğrudan çağrılmadığını hatırlatarak, “Buna rağmen kadınlar kendi sözlerini kurmaktan geri durmadı. Türkiye’deki süreci görüyor ve biliyoruz. Meclis’te bir komisyon kuruldu ve çeşitli sivil toplum örgütleri davet edildi. Ancak davet edilen kurumlara baktığımızda doğrudan kadın kurumlarının çağrılmadığını gördük. Peki kadınlar ne yaptı? Çeşitli kentlerden Ankara’ya yürüdüler, Meclis’e gittiler ve ‘Biz buradayız’ dediler. Dünyanın bütün çatışma bölgelerinde şunu görüyoruz; kimse kadınlara müzakere masasında sandalye açıp ‘Buyurun, oturun’ demiyor. Kadınlar o masalara kendi emekleriyle, mücadeleleriyle oturuyor” diye belirtti.   ‘Negatif barış yetmez’   Türkiye’de yürütülen sürecin halen “negatif barış” aşamasında olduğunu söyleyen Ferda Fahrioğlu, “Şu anda Türkiye’de daha çok negatif barış dediğimiz bir süreç var. Yani sadece çatışmanın durması konuşuluyor. Oysa bunun pozitif barışa dönüşebilmesi için çok daha kapsamlı adımlar gerekiyor. Silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon süreçlerinin işletilmesi gerekiyor. Ama bu süreçlerde kadınların nasıl yer alacağına dair ciddi bir eksiklik var. Kadınların yeniden entegrasyon süreci nasıl olacak? Sivil ve siyasal yaşama nasıl dahil olacaklar? Bunlar konuşulmuyor” diye ekledi.   ‘Kadınlar barışın yalnızca tanığı değil, kurucu öznesidir’   Ferda Fahrioğlu, kadınların yalnızca destekleyici değil, doğrudan karar alıcı özne olması gerektiğinin altını çizerek, “Kadın hareketi tüm baskılara rağmen mücadeleyi sürdürüyor. Kadın Kürt hareketi de feminist hareket de buna yönelik saldırılara rağmen mücadeleyi sürdürüyor. Sürecin öznesi olma mücadelesini hep veriyor. Mücadele ederek o masalarda yer almaya devam ediyorlar. Kadınlar açıkça şunu söylüyor: ‘Kadınsız barış olmaz.’ Çünkü kadınlar bu toplumun temel taşlarından biri. Çatışmada nasıl en çok etkilenen gruplardan biriyseler, barış inşasında da temel aktörlerden biri olmak zorundalar” ifadelerini kullandı.   ‘Hafızanın silinmesine izin vermiyoruz’   Kadınların aynı zamanda toplumsal hafızayı taşıyan ve görünür kılan bir yerde durduğunu ifade eden Ferda Fahrioğlu, “Devlet geçmişte yaşanan hak ihlallerini görünmez kılmaya çalıştı ve hâlâ da buna devam ediyor. İktidar aslında bir hafızanın unutulmasını istiyor. Ölümlerin, hak ihlallerinin ve yaşananların unutulmasını istiyor. Ama kadınlar buna izin vermiyor. Kadınlar bu hafızanın diri tutulması için mücadele ediyor. Dersim’den 90’lı yıllara, 2015 sonrası süreçlere kadar çok sayıda hak ihlali yaşandı. Bunlar medya tarafından görmezden geliniyor, eğitim sisteminde yer almıyor, siyaset tarafından yok sayılıyor. Ama kadınlar, ‘Hayır, bu tarih var, bu hafıza var’ diyerek bunları görünür kılıyor. Kadınlar en temel haklarını kullanmak istediklerinde bile baskıyla karşılaşıyor. 25 Kasım’da şiddete karşı yürümek isteyen kadınlar engelleniyor. Gözaltılar, tutuklamalar ve cezasızlık politikalarıyla kadınların sesi kısılmak isteniyor. Kadınların yaşadığı hak ihlalleri çoğu zaman örtbas ediliyor” dedi.   ‘Barış çok aktörlü bir süreç’   Ferda Fahrioğlu, barış sürecinin yalnızca siyaset kurumuna bırakılmaması gerektiğini söyleyerek, “Barış sadece silahların susması değil. İnsan haklarından hukuka, kadın mücadelesinden ekolojiye, çocuklardan gençliğe kadar çok katmanlı bir mesele. Bu yüzden süreç çok sesli ve çok aktörlü olmak zorunda. Akademi, medya, sivil toplum, meslek örgütleri, sendikalar, yerel yönetimler… Herkesin bu süreçte sorumluluğu var. Biz Barış Akademisyenleri olarak Eleştirel Barış Ağı’nı kurduk. Üç dilli bir Barış Kütüphanesi oluşturduk. Barışla ilgili çalışmaları bir araya getiriyoruz. Çünkü toplumun barış fikriyle bağ kurması gerekiyor” sözlerine yer verdi.   ‘Yasal süreçler bilinçli şekilde yavaşlatılıyor’   Son olarak iktidarın süreci ağırdan aldığına dikkat çeken Ferda Fahrioğlu, “Şu anda ciddi bir yavaşlatma pratiği görüyoruz. Meclis’te yapılacak yasal düzenlemeler sürekli erteleniyor. Oysa mesele sadece silahsızlanma değil. Geçiş dönemi adaleti, geçmişle yüzleşme ve hak ihlallerinin ortaya çıkarılması gerekiyor. Köy koruculuğu sistemi konuşulmuyor, devlet görevlilerinin işlediği hak ihlalleri konuşulmuyor. Oysa gerçek bir barış için bütün bunların tartışılması gerekiyor. Kadınlar bugün de sokakta, akademide, sivil toplumda, meydanlarda sözlerini söylemeye devam ediyor. Çünkü biliyoruz ki kadınların olmadığı bir barış, gerçek bir barış olmayacak” şeklinde konuştu.