GİYAV: Çocuk dostu bir ülke STÖ'lerin çabalarıyla gerçekleşecektir

  • 09:06 9 Nisan 2021
  • Güncel
 
Şehriban Aslan
 
DİYARBAKIR - GİYAV'ın çocuk haklarına ilişkin raporunu hazırlayanlardan  biri olan vakıf çalışanı Ayşe Erol, “Çocuk dostu bir Türkiye ancak ve ancak STÖ'lerin çabalarıyla gerçekleşecektir” dedi.
 
Diyarbakır merkezli Göç ve İnsani Yardım Vakfı (GİYAV), göç mağduru dezavantajlı çocuklara burs veren, çeşitli etkinliklerle onların kişisel gelişimlerini destekleyen bir vakıf olarak kuruldu. Çocuklara takı atölyesi, çocuk hakları atölyesi, gezi gibi etkinlikler düzenleyen GİYAV, hazırladıkları raporlar ve çocuk haklarına ilişkin öneriler sundu.
 
‘Çocuklara dönük her hak ihlali bizim için önemli’
 
Göç ve İnsani Yardım Vakfı'nın çocuk hakları üzerine yayınladığı raporun hazırlayıcılarından biri olan vakıf çalışanı Ayşe Erol, hak temelli projeler oluşturduklarını ve hak temelli atölyeler yürüttüklerini belirtti. Diyarbakır ve çevre illerde sosyoekonomik durumu kötü olan çocuklara destekte bulunduklarını kaydeden Ayşe, “Her yıl olduğu gibi 2020 yılında da maalesef çocuk hak ihlalleri medya izleme ve raporlama çalışmasını oluşturduk. Çocuk hak ihlali medya izleme raporunu oluştururken özellikle bu ihlalin, ‘vakanın üzerinde duralım rapora ekleyelim’ mantığıyla asla yaklaşmadık. Çocukların zarar gördüğü ve her türlü yaşadığı hak ihlali her olay, bizim için önemliydi ve rapora eklenmesi gerekiyordu. Örneğin raporlama döneminde yaşam hakkına yönelik ihlallerde; gerek devletin gerek toplumun gerekse de ailelerin önlenebilir ihmal ve ihlallerden kaynaklı 613 çocuğun hayatını kaybettiği 690 çocuğun ise yaralandığı verilerine ulaştık ve bu rakamlar sadece medya taraması ile ulaşabildiğimiz verileri yansıtmaktadır. Ayrıca raporlama döneminde 12 ay içinde ihmal ve istismar ile ilgili olarak 1860 çocuğun etkilendiği raporumuza yansıdı” dedi.
 
‘Çocuklar ciddi anlamda yıkıcı problem yaşadı’
 
GİYAV’ın her zaman çocuğun yüksek yararı ve çocuk hakları BM sözleşmesini esas aldığını belirten Ayşe, “Bu ilkeler çerçevesinde bir izleme çalışması gerçekleştirdik. Geride bıraktığımız 2020 yılı içinde tüm dünyada etkisi görülen Covid-19 salgını neticesinde küresel çapta olduğu gibi Türkiye'de de salgının en ağır faturası çocuklara kesilmiş oldu. Bugün hala etkisi devam eden salgın nedeniyle sokağa çıkma kısıtlamalarının ilk olarak uygulandığı kesimlerden birinin çocuklar olduğunu ve salgın kapsamında uygulanan ilk tedbirlerden birinin okulların kapatılması olduğunu hatırlamak gerekmektedir. Ev içerisine kapanan çocukların okuldan uzaklaşmaları, arkadaşları ile olan bağları koparak ciddi oranda azaldı ve çocuk işçiliği arttı. İstismar ve erken yaşta zorla evliliklere zemin sundu. Ev içi işlerde özellikle kız çocuklarının çalıştırılmaları, aile içi şiddetin yoğunlaşması, ailelerin karşı karşıya kaldığı stres, işsizliğin artması veya belirsiz bir süre daha devam edecek olan ekonomik muğlaklık gibi nedenlerle çocuklar, doğrudan ya da dolaylı olarak; ciddi oranda yıkıcı problem ve ihlaller yaşadılar” sözlerine yer verdi.
 
‘Raporlarda çocukların isim ve görselleri yer almamalı’
 
GİYAV olarak esas aldıkları ilkelerden birinin “Çocuğun Yüksek Yararı ilkesi” olduğuna dikkat çeken Ayşe, bu ilke doğrultusunda çocuğun medya üzerinden yaşadığı ihlal durumuna ilişkin rapor oluşturduklarını ifade etti. Ayşe, hazırlanan raporun çocuklar açısından ikinci bir travmaya neden olmaması gerektiği hassasiyeti ile yaklaştıklarını söyledi. Raporlama yaparken ayrıca çocukların isimlerinin raporda açıkça yer almamasına özen gösterdiklerine değinen Ayşe, çocukların görsellerine raporda yer verilmemesinin de ilkeleri arasında yer aldığını kaydetti. Ayşe, “Ayrıca dikkat ettiğimiz hususlardan biri de ‘İşkence ve Kötü Muamele Görmeme Hakkı’ Çocuk Haklarına Sözleşmesi’nin (ÇHS) 37’nci maddesi; hiçbir çocuğun işkence veya zalimce bir muameleye tabi tutulamayacağını ve devletin bu konularda çocukların sağlığı ve güvenliğiyle ilgili her türlü koruyucu ve önleyici çalışmaları yapması gerektiğini belirtir” şeklinde konuştu.
 
Ayşe çocuk haklarına ilişkin GİYAV olarak talep ve önerilerini şu şekilde sıraladı:
 
“Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa ve yasaları Çocuk Hakları Sözleşmesi’yle uyumlu hale getirmelidir. Çocuğa yönelik şiddet ve çocuk intiharlarına ilişkin geniş ölçekli araştırmalar yapılarak gerekli önleyici mekanizmalar oluşturulmalıdır. TÜİK istatistiklerinde çocuklar görünür kılınmalıdır. İstatistikler 0 ve 18 yaş grubuna ilişkin verilerin net olarak görülebileceği yöntemler ve yaş aralıkları bazında toplanmalıdır. Erken ve zorla evlendirilen çocuk evliliklerin önlenmesi ve bu kapsamda BM çocuk Hakları Komitesi'nin tavsiyeleri ışığında, çocuk koruma mekanizmalarının oluşturulması için tüm tedbirler ivedilikle alınmalıdır. Medeni Kanun'un 124’üncü maddesi değiştirilmeli ve aile rızası ile 18 yaş altındaki çocukların evlendirilebilmesi yasaklanmalıdır. Din adamlarının 18 yaş altındaki çocukların dini nikâhlarını kıymalarına cezai müeyyide getirilmelidir.
 
Engelli çocukların önünün açılması gerekir
 
Çocuk hakları ihlallerinin gerçekleştiği konularda önleyici tedbirler ve desteklere öncelik verilmeli, ihlallerin önlenmesinde tek yöntem olarak ailelerin cezalandırılmasına yer verilmemelidir. Engelli çocukların eğitim, sağlık ve sosyal süreçlerden en yüksek düzeyde yararlanabilmesinin önünü açacak düzenlemelerin ilgili sivil toplum örgütleriyle iş birliği yapılarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. ‘Çocuk işçiliği’ sorununun ÇHS kapsamında, ailelere de gerekli destekler sağlanacak şekilde çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Covid-19 salgını ile beraber çocukların eğitim ve sağlık hakkı başta olmak üzere maruz bırakıldıkları hak ihlallerinin önüne geçmek ve mevcut etkilerini onarmak amacıyla, fırsat eşitliği temelinde sosyo ekonomik destekler sunulmalı, psikolojik yardım mekanizmaları kurulmalı ve sosyal koruma hizmetleri sağlanmalıdır.
 
Çocuğun Yüksek Yararı ilkesine uyulmalıdır
 
Silahlı çatışma ortamında, ‘Çocukların Korunması Hakkı’ çerçevesinde ilgili kurumlar ‘Çocuğun Yüksek Yararı' ilkesine uygun olarak gerekli tedbirleri almalıdır. Çocukların yaşadığı kapalı kurumların, çocuk haklarına uygun çocuk dostu mekânlara dönüştürülmesi için acil girişimler gerçekleştirilmelidir. Çocukların, yaşamlarını sürdürdükleri veya bulunduğu tüm kapalı kurumlar bağımsız sivil izlemeye açılmalıdır. Çocukların, aile ve toplum içinde çocuk haklarına uygun bir yaşam sürebilmesi için gerekli ekonomik, sosyal ve eğitimle ilgili desteklerin ivedilikle yapılandırılması gerekmektedir. Türkiye'nin, ‘Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki çekinceleri kaldırarak, anadilinde eğitim başta olmak üzere, çocukların toplumsal süreçlere kendi dilleri ve kültürleriyle katılımlarının önündeki engellerin kaldırılması için gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
 
Medya çocuğa zarar verecek dil kullanmamalı
 
Çocuklara yönelik gerçekleştirilen hak ihlalleri yürütülen yargılama süreçlerinin ÇHS başta olmak üzere evrensel standartlara göre yürütülmesi ve cezasızlık pratiğinden vazgeçilmesi gerekmektedir. Özellikle sınır bölgeleri dışında kalan alanlardaki kara mayınları temizlenmeli; temizleme sürecinde gerekli işaretlemeler ve mayın risk eğitimleri yapılmalıdır. İşaretleme ve eğitimler risk gruplarının anadillerinde yapılmalıdır. Medyanın tüm platformlarında yapılan, çocuğun ve çocuğu ilgilendiren tüm haber ve paylaşımlarda, çocuğun yüksek yararı temel alınarak; ayrımcı, nefret içeren ve çocuğa zarar verebilecek dil kullanılmasının önüne geçmek, yeterince ve doğru bir şekilde yer alması için farkındalık çalışmaları yürütülmelidir.
 
Ancak STÖ'lerin çabalarıyla gerçekleşir
 
Çocuk hak ihlallerinin medyada yer bulmasına rağmen ilgili devlet kurumlarının ve yetkililerin sessizliklerini korumaları, çocuk hakları konusunda bizleri her zamankinden daha fazla savunuculuk yapmaya ve baskı mekanizmaları oluşturmaya itmelidir. Çocuk dostu bir Türkiye ancak ve ancak STÖ'lerin çabalarıyla gerçekleşecektir. Umudumuz, çabamız ve mücadelemiz bu tür hak ihlali raporlarını bir daha hazırlamamızın gerekmediği bir ülke içindir.”