'Erkek devletin faili meçhulleri olmayacağız'
- 09:24 9 Ağustos 2021
- Güncel
Sevim Sütcü
ANKARA - Aleyna Çakır ve Esra Hankulu'nun yaşamını yitirmesinde baş şüpheli olan Ümitcan Uygun tutuklanması ardından kadınlar, bunun, geç kalınmış bir adım olduğuna dikkat çekti. Bu durumu ise faillere yönelik cezasızlık politikasına bağlayan kadınlar, “Kadın cinayetleri için gerekli adımlar atılmış olsaydı hem Aleyna Çakır hem de Esra Hankulu hayatta olurdu. Biz bu erkek devletin faili meçhulleri olmayacağız” dedi.
Aleyna Çakır’ın 3 Haziran 2020’de Keçiören'deki evinde yaşamını yitirmiş halde bulunmuş, başlatılan soruşturmada gözaltına alınan fail Ümitcan Uygun, tüm delillere rağmen serbest bırakılmıştı. Fail, Aleyna’ya şiddet uyguladığı görüntülerin ortaya çıkması üzerine tekrar gözaltına alınmış ancak bir kez daha serbest bırakılmıştı. Aleyna’nın ölümüne ilişkin hakkında yürütülen soruşturma kapsamında fail, “Uyuşturucu kullanmaya özendirmek” suçundan 10 Ocak’ta gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklanmış, 17 Temmuz’da ise tahliye edilmişti.
Fail Ümitcan Uygun’un tahliyesi ardından 3 Ağustos’ta Esra Hankulu, Mamak ilçesinde bulunan evinde yaşamını yitirmiş halde bulunmuştu. Şüpheli olarak gözaltına alınan Ümitcan Uygun, ifadesinde, "Ben sabah evden çıktığım sırada Esra sağlıklı ve kendindeydi. Daha sonra evde bulunan diğer arkadaşları beni aradı ve Esra'nın ağzından kan geldiğini söyledi. Ben de polise haber vermelerini istedim. Ölümüyle bir ilgim yoktur" demişti.
Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen Ümitcan Uygun, "kasten öldürme" suçundan tutuklanırken, Furkan G. ve Dilan C. hakkında ise suç delillerini gizlemek suçundan adli kontrol kararı verildi.
Aleyna’nın ve Esra’nın şüpheli ölümleri ve fail Ümitcan Uygun’a yönelik cezasızlık politikasına ilişkin kadınlar değerlendirmelerde bulundu.
‘Gerekli adımlar atılmadı’
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sincan İlçe Eşbaşkanı Fatma Kılıçarslan, fail Ümitcan Uygun’un daha önce tutuklanmış olması gerektiğini söyledi. Fatma, “Çünkü Aleyna Çakır’a yapmış olduğu işkence var. Bunun üzerine Ümitcan Uygun, tek bir soruşturmadan dahi geçmeden serbest bir şekilde toplum içerisinde gezebiliyordu. Ardından Aleyna Çakır katledildikten sonra, somut deliller olmasına rağmen Ümitcan Uygun yine tutuklanmıyor, yine serbest bırakılıyor ki onun uyuşturucu ile ilgili videoları ortaya çıkıyor. Bunun üzerine Ümitcan Uygun’a ‘insanlara uyuşturucu madde özendirmek’ten soruşturma açılıyor ve tutuklanıyor. Bu sırada Aleyna Çakır’ın dosyası açıldıktan sonra üzerinde bulunan DNA örneklerinin Ümitcan’a ait olduğunu anlaşılıyor ama buna rağmen kendisi serbest bırakılıyor. Serbest bırakıldıktan sonra eski hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Esra Hankulu ile birlikte kaldığı evde ertesi gün Esra Hankulu ölü bulunuyor. Ümitcan Uygun bir kadının katili olarak tutuklanıyor. Zaten kadın cinayetleri için gerekli adımlar atılmış olsaydı hem Aleyna Çakır hem de Esra Hankulu hayatta olurdu” dedi.
‘Kadın katillerine karşı cezasızlık politikaları son bulsun’
Batman’da İpek Er’e tecavüz ederek yaşamını yitirmesine neden olan fail Uzman Çavuş Musa Orhan gibi tecavüz faillerinin toplum içinde rahat dolaşabildiğine dikkat çeken Fatma, bunun sebebinin ise cezasızlık politikası olduğuna işaret etti. Fatma, “Kadın cinayetleri, çocuk istismarı ve katliamlar karşısında devletin ciddi anlamda cezasızlık politikası ile yanıt verdiğini düşünüyoruz. Faillerin şefkatle kolların altına alındığını ve kollayıp korunduğunu görüyoruz. Bunu nereden görüyoruz? Musa Orhan’dan görüyoruz ve Aleyna Çakır’ın katili Ümitcan Uygun’dan görüyoruz. Bugün Esra Hankulu’nun katledilmesinde baş şüpheli olan Ümitcan Uygun’dan görüyoruz. Bunu nereden görüyoruz? HDP İzmir il binasında Deniz Poyraz yoldaşımızı katleden Onur Gencer’e, ‘Abiciğim senin adın neydi?’ diye sorarak onu alandan kaçırırken kolların arasına alıp, onu koruyarak kaçırmasından görüyoruz. Bunu birçok kadın katliamında gördük. Biz de zaten bunun için mücadele veriyoruz. Kadın katillerine karşı artık bu cezasızlık politikaları son bulsun. Erkek adalet değil, gerçek adalet sağlansın, diye mücadele ediyoruz. Bir günde üç dört kadın katlediliyor. Bu ülkede kadın kırımı var ve kadının tek bir kirpiğinin dahi düşmesine izin vermeyeceğiz” diye belirtti.
‘Ümitcan Uygun, bakanları canlı yayınlarda tehdit etmişti’
Ümitcan Uygun gibi faillere için, ırkçı saldırılara karşı, mültecilere yönelik uygulamalara karşı bir hukukun olmadığını savunan Fatma, devamında Konya’daki ırkçı saldırı ile 7 kişilik Kürt ailenin katledilmesine değindi. Fatma şöyle devam etti: “Kürt aileye yönelik saldırıları görüyoruz. Eğer 12 Mayıs'ta aile koruma talep ettiğinde, korunsaydı gerçekten hak, hukuk olmuş olsaydı failler tutuklanır ve serbest gezemezlerdi ve Dedeoğlu ailesi bugün katledilmezdi. Ümitcan Uygun da aynı şekilde öyle. Bir kadının faili gerekçesiyle alınıyor ve sonra hemen serbest bırakılıyor. Ama aynı kişi uyuşturucudan alınıyor yine serbest bırakılıyor. Bu fail ne demişti; ‘beni konuşturmayın ben konuşursam herkes yanar’ diyerek bu ülkenin bakanlarını canlı yayınlarda tehdit etmişti. Tüm bunlara rağmen tahliye edilmişti ve yine bu hafta bir kadını öldürmekle tutuklanıyor. Bu cezasızlık politikaları katilleri, cesaretlendiriyor. Ya da bu ülkede hukuk olmadığı için katiler çok rahat bir şekilde kadınları tehdit edip katledilebiliyor veya çocukları istismar edebiliyor. Biz bunu şuradan biliyoruz; İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesini bekleyen erkekler vardı. Bunları kadınlara açık açık söylüyorlardı. ‘Biz 1 Temmuz’dan sonra istediğimiz her şeyi yapabileceğiz’ gibi cümleler kurabilme cesaretinde bulunabiliyorlar.”
‘Kadın katillerinin iki yakasında olacağız’
Kadınların erkek şiddeti karşısında karakollara gidip başvuruda bulunduklarında ifadeleri alınmadan tekrar eve gönderildiğine işaret eden Fatma, bu ülkede hukukun olmadığını söyledi. Fatma, “Bu ülkede hukuk ve adalet olsaydı Emine Şenyaşar 154 gündür Urfa Adliyesi’nin önünde beklemek zorunda kalmayacaktı. Bir yıl üzerinden geçti Gülistan Doku bulunmuş olacaktı ve Gülistan Doku’nun baş şüphesi Zainal Abarakov’un ifadesi alınacaktı. Belki de tutuklanacaktı, oysa ifadesi dahi alınmadı. Katiller, tecavüzcüler bu ülkede gerçek anlamda Anayasa’nın da gücüyle birlikte korunuyorlar. Kadınlar, çocuklar ve ezilen, sömürülen halk açısından çok ciddi bir tehdittir. Ne yazık ki hiçbir şekilde caydırıcı bir ceza verilmiyor, toplum içerisinde ellerini kollarını sallayarak gezebiliyorlar. Mağdur ediliyor. Bu ülkede mağdur edilen insan var ki bizler şu an çok karanlık günlerden geçiyoruz. Ben kadınların mücadelesinin getirmiş olduğu güce inanıyorum. Çünkü kadınların mücadelesiyle çok güzel kazanımlarımız oldu. Biz yine sokaklardan vazgeçmeyeceğiz kadın katillerinin her zaman iki yakasında olacağız. Kadın katillerini koruyan erkek devletin yakasında olacağız. Enselerindeyiz ve hiçbir zaman haklarımızdan, hayatlarımızdan vazgeçmeyeceğiz” sözlerini kullandı.
‘Caydırıcı olmayan cezalarla yargılama’
Feminist aktivist ve LGBTİ+ birey İlay Kadiroğlu ise iki kadının şüpheli ölümünden sorumlu olan fail Ümitcan Uygun’a yönelik cezasızlık politikası uygulandığını ifade etti. İlay, “Kadın katillerinin veya kadına yönelik şiddet, tecavüz, taciz faillerinin yargı tarafından caydırıcı olmayan cezalarla yargılandığını görüyoruz. Çoğu zaman bu caydırıcı olmayan göstermelik cezalar da zaten sosyal medyada oluşturulan kamuoyunun baskısı sonucu oluyor. Kamuoyunun baskısına rağmen hiçbir şekilde ceza almıyorlar ve cezasız kalıyorlar. Ümitcan Uygun’un da bunların en büyük örneklerden bir tanesi. Ümitcan Uygun ve ailesinin, AKP ve MHP ile olan ilişkileri gizli, saklı bir şey değil ve apaçık ortada. Aleyna Çakır’ın davası hala sürerken Ümitcan Uygun’un annesi ‘intihar’ adı altında üstü örtülü bir şekilde şüpheli ölümün arkasında babası ve abisi olduğunu biliyoruz. Özellikle babasının yaptığı açıklamada, ‘Süleyman Soylu arkamda var’ demesi veya abisi kendine suçlamalarının yöneltilmesi üzerine bütün ülkücülüğüyle birlikte tehditler savurmuştu. Bunların hepsi aslında Ümitcan Uygun’u kimin koruduğunu, kimin kolladığını ya da onun ailesini kimlerin savunduğu ortada zaten ya da Ümitcan Uygun’un ailesi kimden cesaret aldığını apaçık gözler önüne seriyor” diye belirtti.
‘Mücadeleye devam edeceğiz’
Ümitcan Uygun’a yönelik cezasızlık politikasıyla bir katliam daha yaşanmasına sebep olunduğunu vurgulayan İlay, “Türkiye’de bir kadını döven bir erkek çıkıp da ‘ben seni burada öldürürüm, iki yıl yatar çıkarım’ diyebilecek cesarette sahip. Maalesef bu cezasızlık politikalarından oluyor. Türkiye’de faillere cesaret veren, onlara korunduğunu hissettiren tek bu cezasızlık politikaları da değil. Biz bugün katleden kız kardeşlerimizin cenazesine gitmek isterken polis tarafından alınıp engelleniyoruz. Daha geçenlerde Azra Gülendam Haytaoğlu ve Emine Gökkız için yapmak istediğimiz eylem için alana giderken polis tarafından durdurulduk ve kentin ortasında 2 saat polis ablukasında tutsak edildik. Bunun üzerine bir de işkenceyle gözaltına alındık. Katiller ise başları okşanarak, korunup gözaltına alınıyor. Bu cezasızlıklar, faillerin korunması bütün bu korku hegemonyası bizim üzerimize salınıyor. Bu şu demek değil ki, katledilmek, katilerin cezasız kalması, her gün tacize uğramamız ‘kaderimizdir’ kesinlikle böyle bir şey değil. Tuba Torun’un bir yazısında söylediği gibi; ’Bize karşı uygulanan bu sistematik ve kasıtlı hayatlarımıza karşı uygulanan bu sistem ve kasıtlı müdahalelere karşı bağışıklık kazanarak birlikte ele ele, kol kola mücadele vermeliyiz. Biz bugün bunu aşacak güçteyiz ve bunun farkındayız. Mücadeleye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
‘Kadınları ve LGBTİ+ ‘ları korumak devletin sorumluluğudur’
Faillerin, şiddet, taciz ve tecavüze devam ettiğine dikkat çeken İlay son olarak şöyle konuştu: “Bu haberler her gün önümüze sunuldukça devlet tarafından normalleştirilmeye çalışılıyor ve toplumun buna tepkisiz kalması bekleniyor. Halbuki bugün kadınlar ve LGBTİ+ bireyler şiddete uğradığında hep birlikte isyan çıkartmamız gerekirken artık vahşice katledilen kız kardeşimiz bile verdiğimiz tepkilerin çoğu bile çok zayıf kalıyor. Bunu hiçbir zaman kabul etmememiz ve her gün aynı isyanla mücadele etmemiz gerekiyor. Eğer devlet ‘ben devletim’ kendine diyorsa bizi korumak zorundadır. Çünkü devletin kadınlara ve LGBTİ+ bireyleri korumak, devletin en büyük sorumluluklarından biridir. Buradan yargıya sesleniyorum; kadınları değil katilleri yargılayın. Bizleri, Azra Gülendam Haytaoğlu ve Emine Gökkız için eyleme gitmeye çalıştığımız gün polis tarafından alındığımız ablukada da söylediğimiz gibi; biz erkek devletinin faili meçhulleri olmayacağız.”







