Kayıp yakınları Aysel Tuğluk için çağrıda bulundu

  • 14:57 12 Şubat 2022
  • Güncel
DİYARBAKIR - Kayıp yakınları eyleminin 679’uncu haftasında cezaevinde tutulan hasta tutsakların ve Aysel Tuğluk’un durumuna dikkat çekilerek, 29 yıl önce katledilen faili meçhul Mehmet Tekdağ ve 28 yıl önce kaybettirilen ve akıbeti bilinmeyen Ali Tekdağ’ın hikayeleri okundu.
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, faili meçhul cinayetle katledilen ve gözaltında kaybettirilenlerin akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta düzenledikleri eylemlerinin 679'uncu haftasında Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Açıklamayı İHD Diyarbakır Şube Başkan Yardımcısı Ezgi Sıla Demir okudu.
 
‘İnsan hakları konusunda Türkiye’de bir gelişme yok’
 
1980’li yıllardan beri yaşanılan ağır insan hakları ihlallerine değinen Ezgi Sıla, Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde yaşanılan insan hakları ihlallerine yönelik adalet mekanizmalarının hız kazandığını belirtti. İşletilen insan hakları ihlaline ilişkin suç işlemiş olan ülkelerin suçlarıyla hesaplaşması için evrensel bir anlayış geliştiğini söyleyen Ezgi Sıla, Türkiye’de henüz böylesi bir gelişmenin yapılmadığını vurguladı. Toplumsal adaletin tesisinde adalet rolünün gittikçe belirginleştiğini ifade eden Ezgi Sıla, devlet adına hareket eden yargısal makamların ağır insan hakları ihlallerinin nerede, nasıl ve kimler tarafından gerçekleştirildiğinin mağdurlar için çok önemli olduğunu kaydetti.
 
‘Yüzleşmeyi mümkün kılacak bir iradeden söz edilemez’
 
Ezgi Sıla, Türkiye’de yaşanan hak ihlallerinin devasa bir boyuta ulaştığını vurgulayarak, “Türkiye’de yaşanan devasa hak ihlallerine rağmen, mağdurların ortak hissiyatı, faillerin cezadan muaf kaldığı, suçu, suçluyu koruyan kurumsal ve toplumsal aldırmazlığın yaraları derinleştirdiği, geçmişle yüzleşme, geçmişi anlama, telafi etme ve yargılama pratiklerinin hiçbir dönemde önemsenmediği yönünde. Dönem dönem buna dair umutlara sebep olacak gelişmeler ve açılmalar yaşansa da, Türkiye’de ne yazık ki ne kapsamlı bir geçmişle yüzleşme arzusundan, ne de yüzleşmeyi mümkün kılacak siyasi iradeden söz edilebilir” dedi.
 
‘Aysel Tuğluk 2016 yılından beri tutuklu’
 
679 haftadır, 90’lı yıllarda kaybedilen ve failleri beli olmayan kayıplar için yaşam hakkı kutsallığını hatırlatan anıtın önünde adalet talebinde ısrar ettiklerini belirten Ezgi Sıla, “10 yıl önce tıpkı burada bizler gibi hakikatin ortaya çıkarılmasının önemini ve gerekliliğini vurgulayan Aysel Tuğluk gibi. Uzun yıllar Kürt ve Kadın kimliği ile demokratik siyaset yapan Aysel Tuğluk, toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde ilklere imza atmış derneğimiz üyesi insan hakları savunucusudur. Aysel 2016’dan beri tutuklu. Tek’in hâkim olduğu bir siyasi atmosferde çokluğu getirerek, ataerkil siyaset anlayışının değişiminde önemli rol oynayan kişilerden biridir Aysel Tuğluk. Siyasetin eril yapısının sorgulanıp, kadınlara siyaset alanının geliştiği bu dönemde parlamenter seçilip, parlamentoya girmiştir.  Aysel Tuğluk, mücadele tarzı ve en zorlu zamanlarda aldığı sorumluluk ve siyaset alanında yaşanan ilklerle Türkiye siyasetinin demokratikleşmesinde önemli rol oynamıştır. Tüm bunlar unutturulmak istenen birer toplumsal hafıza olgularıdır. Ama unutmuyor ve unutturmuyoruz” diye ifade etti.
 
Aysel Tuğluk için tahliye çağrısı
 
Cezaevinde tutulan ve demans hastalığı bulunan hasta tutsak Aysel Tuğluk’un durumuna dikkat çeken Ezgi Sıla, "Bildiğiniz üzere tutukluluğundan yaklaşık 9 ay sonra annesinin vefatıyla beraber derin bir üzüntü yaşayan Aysel Tuğluk, verilen izinle annesinin cenaze törenine katıldı. Ancak Ankara’da gerçekleştirilen cenaze törenine yapılan ırkçı ve nefret içerikli saldırının Aysel Tuğluk’ta yarattığı travma sonucunda sağlık problemleri yaşamaya başladı. Her geçen gün ilerleyen hastalığı maalesef hafıza kaybına yol açmaktadır. Son gelinen aşamada 3 haftalık bir süre zarfında ATK’de gözlem altına alınacaktır. Çağrımız şudur; objektif ve sağlık hakkını önceleyen bir raporun sonucunda tahliye edilmesini talep ediyoruz” çağrısında bulundu.
 
Açıklamanın ardından Aysel Tuğluk’un Nisan 2012’de kayıp yakınlarının destek vermek amacıyla katıldığı  165’inci hafta oturma eyleminde yaptığı konuşmasının ses kaydı dinletildi.
 
Ses kaydında şu ifadelere yer verildi:
 
“Buraya geldiğimizde yüreğimiz kabarıyor. Hangi sözlerle ifade edebiliriz, nasıl anlatabiliriz diye kafamız epeyce bir karışıyor. Anlatmak çok zor, bir de yaşamak var tabi. Bu kadar acıyı yaşayanlar, bunu nasıl taşıyabiliyorlar. Cidden bu coğrafyada bu anlamda çok büyük acılar yaşandı. Çok büyük bedeller ödendi. Bütün bunlar sadece ve sadece özgürlük istediği içindi. Bu topraklarda hakkıyla hukukuyla yaşamak istediği için verilen bedellerdi. Ve biz elbette ki bu yaşananları unutmayacağız. Hiç kimse bizden bunları unutmamamızı beklememeli. Fakat şunu yapabiliriz, bunu bir kin ve nefrete dönüştürmek istemiyoruz. Ancak acılarımızı hafifletecek şeylere ihtiyaç vardır. Bugün yaptığımız çalıştayda da aslında unutmadığımızı ve acıların hafiflemesi için neler yapılabileceğini tartıştık. Bir yüzleşmenin yaşanması gerekiyor. Yapılanların sorumlularının açığa çıkarılması gerekiyor. Ancak bunlar gerçekleşebilirse bir toplumsal barıştan söz edebiliriz.
 
Vicdanlarımızın rahat olması mümkün değil
 
Bütün bunlar ortada duruyorken çıkıp barıştan, kardeşlikten bahsetmenin çok fazla bir anlamı, bir karşılığı da yok doğrusu. Ortaklaşarak bir araya gelerek, bütün bu yapılanları, bu kayıpları, bu öldürmeleri devlet önüne koyacağız. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa bir başka gün bu yüzleşmeyi sağlayacağız. Buna inanıyorum. Çünkü başka türlü yaşamak gerçekten mümkün değil. Vicdanlarımızın rahat olması mümkün değil. Vicdan adına, adalet adına, bu kayıpların akıbetlerini, bunları yapanların, bu zihniyetin bir şekilde açığa çıkarılmasını ve sorumlularının cezalandırılmasına giden yolu hep birlikte yaratacağımıza inanıyoruz. Bu anlamda birlikte bir mücadelenin içerisindeyiz. Bu aslında bir demokrasi mücadelesidir. Bu kadar cinayetin, faili meçhullerin yaşandığı, yapılmadık işkencenin baskının kalmadığı bir ülkede tüm bunların üstü örtülerek demokratik bir ülkeden bahsedilemez. Yüzleştiği oranda bu anlamda hesaplaşıldığı oranda bir demokrasiden, özgürlükçü bir ülkeden bahsedebileceğimizi inanıyoruz.”
 
Öte yandan 1993 yılında öğle saatlerinde pastaneye gitmek için evden çıkan ve kimliği belirsiz kişiler tarafından vurularak yaşamını yitiren faili meçhul Mehmet Tekdağ  ve 1994 yılında Diyarbakır Dağkapı meydanından kaçırılarak kaybettirilen ve akıbeti bilinmeyen Ali Tekdağ’ın hikayeleri, kardeşi İffet Mutaş tarafından anlatıldı.
 
İffet, şu ifadelere yer verdi: “1993 yılında insanları sokaklarda öldükleri ve yok ettikleri dönemde öğle vaktinde Mehmet pastaneye giderken bilinmeyen kişiler tarafından vuruldu. Vurulduktan sonra 24 saat hastanede kaldı. Durumu ağır olduğu için başka hastaneye götürmek için havalimanına götürdüler. Hastaneye ulaşmadan orada yaşamını yitirdi. Ali’yi ise Dağkapı meydanından kaçırarak götürdüler. Annemle iki ay boyunca Ali’yi aradık. Bu süre içerisinde dilekçeyle birçok yere başvurduk ama bize her seferinde ‘elimizde bir şey yok’ dediler. Ondan sonra ona ait raporlar çıktı. O raporlarda 124 gün boyunca işkence edilmiş ve Silvan’a götürülmüş.  Devlet tek gazetesine attı. Orada da taradıklarını ve gömdüklerini söylemişlerdi.”
 
‘Var olduğum sürece onların izinde olacağım’
 
Hayatta olduğu sürece kardeşlerinin kemiklerini bulmak için mücadele edeceğini söyleyen İffet, “Ne zaman oradan geçsem acıdan haykırıyorum. Mezarın buralarda bir yerde ama ben seni göremiyorum. Ama sen başını kaldır ve bana bak diyorum. Kardeşlerimin kemiklerini istiyorum. Var olduğum sürece onların izinde olacağım” sözlerine yer verdi.
 
Açıklama bir dakikalık oturma eyleminin ardından son buldu