Eren Keskin: Kadınların sesi kadın kurtuluş mücadelesiyle yükseldi
- 15:53 6 Mart 2022
- Güncel
DİYARBAKIR - Kadınların insan hakları savunuculuğu yaparken yaşadıkları zorlukların çok boyutlu olduğunu dile getiren İHD Eşbaşkanı Eren Keskin, “90'larda kadına yönelik şiddet bu kadar fazla konuşulmuyordu. Ancak kadın kurtuluş mücadelesi büyüdü ve kadınlar seslerini yükseltmeye başladı” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Kadın Komisyonu, Amed Şehir Tiyatrosu'nda İHD Eşbaşkanı Eren Keskin'in katılımıyla "Hak savunucusu olarak kadın olma" konulu söyleşi düzenledi. Moderatörlüğünü avukat Rehşan Bataray'ın yaptığı söyleşiye Diyarbakır'da bulunan kadın kurumları başta olmak üzere birçok kişi katıldı.
‘Kadınların mücadeleye verdiği emeği gösteriyor’
İnsan hakları savunuculuğu yaptığı süreçte yaşadığı zorlukları anlatan Rahşan, Ceylan Önkol’un katledildiği süreçte soruşturmayı yürüten savcı ile yaşadığı diyaloğu paylaştı. Rahşan, insan hakları savunuculuğunun kadınlar üzerinden gittiğini belirterek, "Şu an ülkede insan hakları savunucusu dediğiniz zaman akla kadınlar geliyor. Bu da kadınların bu mücadeleye verdiği emeği gösteriyor"
'Kadınlar öncülük etti'
Ardından konuşan Eren Keskin, Bircan Değirmenci'nin kaleme aldığı "Keskin bir hayat" isimli kitabın içeriğine değindi. Eren, İHD'nin kuruluşuna kadınların öncülük ettiğini belirterek, "İHD ilk etapta tutuklu bulunan kişilerin haklarını savunmak için kuruldu. Ancak daha sonra bir ayrışmaya gidildi. 1990 yılında bir toplantı esnasında Vedat Aydın Kürtçe konuşma yaptı. O süreçte Kürt sözcüğü bile kullanılamıyordu. O zaman herkes salonu terk etti. Ancak salonu terk etmeyen bir kişi vardı. O da Hediye Felekoğlu'ydu. Bu çok önemliydi, çünkü bir kadın gösterilen direnişe destek veriyordu. Kürtçe konuşma yasağı daha sonra kaldırıldı. Tabi bu da Vedat'ın verdiği mücadele ile oldu" ifadelerini kullandı.
'Kadınların 90'lı yıllarda yaşadıklarını unutamıyorum'
"Kürt sorununu şuan konuşuluyorsa bu İHD sayesindedir" diyen Eren, insan hakları mücadelesinde kadın olmanın zorluklarına değindi. Kadınların kamusal alanda da insan hakları mücadelesinde de erkeklere oranla mağlup başladığına vurgu yapan Eren, sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü kadınlar toplumda ikinci cins olarak görülüyor. Örneğin, 1990'lı yıllarda köy yakmaları zamanında köylere gittiğimiz zaman kadınlar bizi kenara çekerek, 'askerler bize kötü şeyler yapıyor' diyorlardı. Biz bu kötü şeyin en olduğunu çok iyi biliyorduk. Ancak onların rızası olmadığı için herhangi bir başvuru yapamıyorduk. Bir kadının yaşadıklarını asla unutamıyorum. O zaman ailesi gelip bize başvurmuştu ve kızlarının kayıp olduğunu dile getirmişti. Yaptığımız başvuru sonucunda kadının gözaltında olduğunu öğrendik. Daha sonra 66 gün boyunca Silopi Jandarma Komutanlığı'nda her gün cinsel tacize maruz kaldığını söyledi. O zaman hemen kayıtlara geçmek istedik. Ancak buna karşı çıktı ve beklememiz gerektiğini söyledi. Ardından tahliye oldu. Lâkin tahliye olmasından sonra beni aradı ve şikayetçi olmak istemediğini söyledi. Gerekçe olarak babasını üzmek istemediğini söyledi. Çünkü bu coğrafyada kadınlar yaşananların ne tür tahribatlara yol açacağının farkında.”
'Kadınlar var olabildiklerini dile getiriyorlar'
1990'lı yıllardan yaşanılan ihlalleri anlatmaya devam eden Eren, o süreçte Alman bir kadın gerillanın askerlerin ve doktorların cinsel saldırısına uğradığını aktardı. Önceki yıllarda Türk Ceza Kanunu'nda kadının yeri olmadığını kaydeden Eren, "Kadınların daha sonra verdiği mücadele ile kadının ismi kanunlarda yazılmaya başlandı. Öte yandan kadının insan hakları mücadelesinde yer alması ve mücadelesine özgün bir boyut kazandırması çok önemli. Çünkü kadınlar artık tek başına var olduğunu dile getirebiliyorlar" diye konuştu.
'Türkiye'nin suçlarına Avrupa ortak’
Hasta tutsakların durumuna değinen Eren, " ATK hasta tutsaklara rapor vermiyor. Çünkü taraflı davranıyor. Aysel Tuğluk'un yaşadıkları muhalefetin gündemine hiç girmedi. Her yerde yalnız bırakıldı. Türkiye Cumhuriyeti iç hukukunda işkenceyi yasaklamış, ancak kendi koyduğu yasalara uymuyor. İçişleri Bakanı çıkıp, 'yakalarsanız eğer lime lime edin' diyor. Aslında 'yakalarsanız işkence yapın' diyor. Söylediği söylem tam da bu anlama geliyor. Türkiye’nin işlediği bütün suçlara denetim mekanizmasını yerine getirmediği için Avrupa ortak. Türkiye suç işliyor. Geçtiğimiz günlerde Alman Konsolosluğu ile İstanbul İHD Şubesi'nde görüştük. Yaşadığımız sorunları dile getirdik. Türkiye'ye karşı denetim mekanizmalarını devreye koymaları gerektiğini bir kez daha belirttik. Çünkü Türkiye suç işliyor ve bu durumun denetlenmesi gerekiyor" diye ekledi.
'Kurumlarımızda zihniyetleri değiştirmek gerekiyor'
AKP’li Cumhurbaşkanı'nın bir gece yarısı kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi'ni fesh ettiğini anımsatan Eren, "Bize kutsallıklarımız var deniliyor. Ancak biz kutsal olmak istemiyoruz, eşit olmak istiyoruz. İstanbul Sözleşmesi'nin imzalanmasında Kürt kadınların verdiği mücadelenin büyük bir etkisi ve katkısı var. 90'larda kadına yönelik şiddet bu kadar fazla konuşmuyordu. Ancak kadın kurtuluş mücadelesi büyüdü ve kadınlar seslerini yükseltmeye başladı. Bize dayatılan erkek egemen sistemi kendi kurumlarımızda yıkmamız gerekiyor. Öncesinde kendi kurumlarımızda olan erkek devlet zihniyetini değiştirmek gerekiyor" dedi.
'Yargı kapalı kapılar ardına itildi'
Eren, Türkiye'de ifade özgürlüğünün olmadığını sözlerine ekleyerek, "Geçmişten bugüne devlet aklı hiç değişmedi. 90'lardaki en önemli aktörler bugün iktidarın yanında yer alıyor. Bunlar Devlet Bahçeli, Tansu Çiller, Mehmet ağar gibileri" dedi. Özgür Gündem gazetesi davasından yargılandığını ve ceza aldığını anımsatan Eren, “ Geçen aylarda silahlı örgüte üye olmakla sonuçlandığını davanın duruşmasında hakim bana son talebimin ne olduğunu sordu, bende onlara 'Sizden daha özgürüm, bundan kaynaklı sizden talep edeceğim bir şey yok dedim. Çünkü biz 90'larda avukatlar olarak rahatça savcı hakim odasında girerdik. Fikir alışverişinde bulundurduk. Şimdi kapılar kilitli. Yargı, kapalı kapılar ardına itildi" diye konuştu.
'Kadınlar kendi sözlerini söyleyebiliyor'
Kadın örgütlülüğünün çok önemli bir yerde durduğunu belirten Eren konuşmasına şu sözler ile son verdi: " Kadın mücadelesinin şuan geldiği aşama çok değerli. Kadınlar artık her yerde kendi sözlerini söyleyebiliyor."
Ardından konuşan Rahşan, "Kadın mücadelesinin şuan geldiği aşama çok önemli ve anlamlı. 90'lı yıllarda insan hakları savunucularının verdiği mücadele ile şu an burada verilen mücadele birbiri ile bağlantılı" diye konuştu. Rahşan, Bircan Değirmenci'nin yazdığı "Keskin Bir hayat" isimli kitabının herkesin okuması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Söyleşi soru-cevap kısmının ardından sona erdi.







