'Türkiye Halep'te yapıcı rol üstlenmeli'
- 12:32 12 Ocak 2026
- Güncel
AMED - Halep’in 2 mahallesine yönelik saldırılara tepki gösteren Amed Kent Koruma ve Dayanışma Platformu, bölgede kalıcı barışın yolunun baskı ve askeri yöntemlerle değil, diyalog ve hukuki güvenceden geçtiği vurgulanarak, Türkiye'nin de yapıcı rol üstlenmesi gerektiğini belirtti.
Amed Kent Koruma ve Dayanışma Platformu, HTŞ çetelerinin Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırılarına karşı Amed Barosu’nda basın toplantısı gerçekleştirdi.
Açıklamayı yapan SES Amed Şubesi Eş sözcüsü Yıldız Ok Orak, Suriye’de yıllardır süren iç savaşın büyük yıkım ve ağır insan hakları ihlallerine sebebiyet verdiğini söyleyerek, “Çatışmaların en yoğun yaşandığı dönemlerde Kürtler, DAİŞ ve benzeri radikal yapılara karşı yürütülen mücadelede sivil nüfusun korunmasında kritik bir rol üstlenmiştir. Bu süreçte Kürt halkı, yalnızca kendi varlık mücadelesini vermekle kalmamış; aynı zamanda Suriye'de bulunan tüm etnik ve dini gruplara yönelik tehdit oluşturan yapılara karşı bölge halklarının geleceğini savunmuştur. Baas rejiminin ardından kurulan Geçici Suriye Hükümeti’nin temel sorumluluğu; yeni çatışma alanları yaratmak değil, ülkenin içinden geçtiği bu sancılı süreçte tüm kimlik, inanç ve fikir ayrılıklarını kapsayan, çoğulcu ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla kalıcı barışı tesis etmektir. Ne var ki Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik gerçekleştirilen askeri saldırılar bu sorumlulukla taban tabana zıt bir tablo ortaya koymaktadır. Barışı tesis etmekle mükellef siyasi bir yapının, toplumun belirli bir kesimini hedef alan saldırıları organize etmesi kabul edilemez bir durumdur” dedi.
Hak ihlaleleri
Devam eden saldırılarla başta yaşam hakkı olmak üzere birçok hakkın ihlal edildiğini aktaran Yıldız Ok Orak, “Geçici Suriye Hükümeti’ne bağlı güçlerin Halep’in Eşrefiyê ve Şeyh Maksut mahallelerine yönelik saldırıları, salt bir güvenlik meselesi olarak görülemez. Bu saldırılar hem yaşam hakkı başta olmak üzere ağır insan hakları ihlallerine yol açmakta hem de Suriye genelinde bir süredir kısmen azalan çatışma riskini yeniden tırmandırmaktadır. Özellikle basın yayın organlarının kamuoyu ile paylaştığı bilgi ve görüntülerde, hastanelerin ağır silahlarla hedef alınması ve çatışmalarda yaşamını yitiren yerel asayiş grubu üyelerinin naaşlarına yapılan insanlık dışı muameleler savaş hukukunun açık ihlalini oluşturmakla birlikte çatışmaların büyümesine neden olabilecek eylemler olduğunu belirtmek isteriz. Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti’ne de tarihsel ve stratejik bir sorumluluk düşmektedir” diye belirtti.
‘Türkiye yapıcı rol üstlenmeli!’
Yıldız Ok Orak, mevcut durumda Türkiye’nin “arabulucu” rolünü üstlenmesi gerektiğinin altını çizerek, Suriye Geçici Hükümeti ile derin askeri ve diplomatik ilişkileri bulunan Türkiye’nin, Halep’teki çatışmaların sonlandırılması için ‘çatışmanın tarafı’ pozisyonundan ziyade, yapıcı bir ‘arabulucu’ rolü üstlenmesi bölgesel istikrar açısından elzemdir. Türkiye’nin Kürtlerin meşru siyasal taleplerini dışlamayan bir yaklaşım benimsemesi; sahadaki gerilimi düşüreceği gibi, Suriye’de kapsayıcı bir siyasi sürecin önünü açacak ve Türkiye’de yürütülmekte olan sürece de olumlu katkı sunacaktır. Gelinen aşamada Kürt meselesi; askeri ve güvenlikçi politikaların dar çerçevesinden çıkarılmalı; insan hakları, yerel demokrasi ve kapsayıcı siyasal katılım temelinde ele alınmalıdır. Halep’te ve Suriye genelinde sürdürülebilir barış, Kürtlerin meşru siyasal aktörler olarak tanınması ve çözüm süreçlerine etkin katılımıyla mümkündür. Aksi takdirde bu çatışmalar, Orta Doğu’daki Kürt meselesinin daha yıkıcı bir halkası olarak tarihe geçecektir” dedi.
'Kalıcı barış'
Kalıcı barışın yolunun baskı ve askeri yöntemlerden değil, diyalog ve hukuki güvenceden geçtiğini dile getiren Yıldız Ok Orak, “Uluslararası toplumun, özellikle Birleşmiş Milletler ve ilgili insan hakları mekanizmalarının, Halep’teki gelişmelere yalnızca insani yardım ekseninden yaklaşması da yeterli değildir. Kürtlerin siyasal statüsünü ve temsilini dışlayan hiçbir çözüm girişimi, kalıcı barış üretme kabiliyetine sahip olamaz. Kürt aktörlerin dönemsel jeopolitik çıkarlar doğrultusunda desteklenip ardından dışlanması, çatışma döngüsünü derinleştirmekten başka bir sonuç vermemektedir. Kalıcı barışın yolu baskı ve askeri yöntemlerden değil, diyalog ve hukuki güvenceden geçmektedir” dedi.







