Sêwreg’de yaşanan saldırıya tepki: Münferit değil yapısal bir sorun!
- 09:06 16 Nisan 2026
- Güncel
İSTANBUL - Sêwreg’te bir kişinin okulda gerçekleştirdiği saldırıyı değerlendiren kadınlar, saldırının “münferit değil yapısal" bir sorun olduğunu vurguladı.
Riha’nın Sêwreg (Siverek) ilçesinde bulunan bir okulda bir kişi silahlı saldırıda bulundu. Gerçekleşen saldırıda 16 kişinin yaralandığını, bunlardan 4'ünün öğretmen, 10'nun öğrenci, 1'inin polis, 1'nin ise kantin işletmecisi olduğunu açıklanmıştı. Türkiye ve Kürdistan kentlerinde yaşanan bu olaya her kesimden tepki ile karşılandı.
Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) İstanbul Sözcüsü Fatma İnce ile Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İstanbul Sözcüsü Didem Yılmaz, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘Münferit bir olay değil’
Urfa'da okulda yaşanan şiddet olayının “münferit” bir olay olmadığını söyleyen Fatma İnce, bunun “yapısal” bir sorun olduğuna dikkat çekti. Özellikle AKP iktidarı döneminde hem eğitim kurumlarının hem de öğretmenlerin itibarsızlaştırılması söz konusu olduğunu vurgulayan Fatma İnce, “Buna hastaneleri, sağlık emekçilerini ve doktorları da ekleyebiliriz. Burada öğretmenler, öğrenci velileri ve öğrenciler gerçekten eğitim alanındaki özne olma konumunun dışına çıkartıldılar ve burada bir itibarsızlaştırma söz konusudur. Buradaki şiddeti gerçekten bütünsel, diyalektik ve birbirini etkileyen bir süreç olarak görmek gerekiyor. Bu durum ne kişinin şiddet eğilimli olmasıyla ne de bu işin tesadüfi olmasıyla ilgilidir. Bu gerçekten yapısal bir sorundur ve bu açıdan meseleye bütünlüklü bakmak gerekir. Bütün eğitim politikalarını ve özellikle burada öğretmenlerimize yönelik yaşanan çok yoğun şiddet vakalarını hesaba katmak gerekir. Öğretmenlerin kendi talepleri doğrultusunda oluşturdukları örgütlü tavır alışları ve bu konuya dair politikaları mutlaka dikkate alınmalıdır. Okul; öğrencileri, öğretmenleri, yönetim kadrosu ve velileri ile bir bütün olarak görülmeli ve bu öznelerin politikaları mutlaka değerlendirilmelidir. Ancak bunları görmeyen bir iktidar yapısı söz konusudur. Şiddetin bu kadar yoğun yaşanmasına neden olan durumun bu olduğunu düşünüyoruz; bu yüzden konuya bütünsel bakmak gerekir” şeklinde konuştu.
‘Bütünsel ve yapısal bir politika gerekli’
Fatma İnce, “Mekanizmaların ve bakanın bu noktada ne yapması gerektiği, yetkililere nasıl bir mesaj veya çağrının gerekli olduğu ve sorunların asıl kaynağının ne olduğu sorgulanmalıdır. Bu konudaki duyarlılığı görebiliyoruz; bütün öğretmen arkadaşlarımız gerçekten duyarlı davranıyor ve bu tehdit karşısında seslerini bir şekilde duyurmaya çalışıyorlar. Burada tabii ki örgütlü güç olmaları da önemlidir. Sendikaların bu konuda üreteceği politikalar ve önleyici mekanizmaların kurulması çok önemlidir. Ancak bu durum sadece güvenlik politikalarıyla değil, eğitim sisteminin müfredatından tutun da sistemdeki öznelerin konumlarına, varoluşlarına ve inisiyatif alma durumlarına kadar bütün yapı taşları sorgulanarak ve yeni bir düzenleme yapılarak çözülmelidir. Şiddete uğrayan yaralılara şifa diliyorum. Özellikle oradaki öğrenci ve öğretmen arkadaşların arkasında olduğumuzu buradan tekrar belirtmek istiyorum. Bu konunun üstesinden sadece tepkisel bir çıkışla veya anlık protestolarla değil, daha bütünsel ve yapısal bir politika ile gelmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Müfredat içeriği
Okullarda uzun süredir öğretmenlere ve çocuklara yönelik saldırıların yaşandığını dile getiren Didem Yılmaz, “Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da bir öğrencinin öğretmenini katletmesiyle gördük. Dün Urfa'da yaşanan ve bir öğrencinin okulu tarayarak 16 kişiyi yaralayıp ardından kendi yaşamına son verdiği olay, en sıcak gündem maddelerinden biridir. Bu şiddet sarmalını nasıl değerlendirmek ve okumak gerektiğine bakarsak; dün Urfa’da yaşanan saldırının ve daha önce benzerlerini gördüğümüz olayların aslında münferit birer vakadan ibaret olmadığını anlamak gerekir. Bu saldırı, geleceksiz ve güvencesiz bırakılmış bir gencin ortaya koyduğu bir tepkidir. Bu tepkinin neden bu şekilde gerçekleştiğini konuşmak, çözüm odaklı bir yaklaşım olacaktır. Son yıllarda özellikle eğitim sistemindeki müfredat içeriğinin öğrencilerin geleceğine dair bir yapılanmayı işaret etmediğini görüyoruz. Öğrenciler; daha hissizleşen, geleceksizleşen ve hatta iktidar tarafından ‘dindar ve kindar nesil’ söylemiyle örülmeye çalışılan bir içerikle eğitim alıyorlar” diye konuştu.
Eğitim politikası
Gençlerin karşı karşıya kaldığı sorunlara dikkat çeken Didem Yılmaz, “Gençler sosyal hayatta karşılaştığı yoksulluk ve derin yoksulluk da büyük bir etkendir. Önceki yıllarda yoksulluğu daha çok işçiler, emekçiler ve aileler üzerinden tanımlardık; ancak artık bu derin yoksulluğu ve geleceğe karşı güvensizliği doğrudan gençler ve öğrenciler üzerinden tanımlamak daha doğru olur. Sosyal alanda, sosyal medyada veya televizyon dizilerinde sorunların çözümünün şiddette aranması gibi bir eğilimin son yıllarda çok fazla geliştiğini görüyoruz. Bu durum, hem ülkenin yönetim şekliyle hem de kadınlara ve bir bütün olarak topluma zerk edilen şiddet anlayışıyla doğrudan bağlantılıdır. Öncelikle bu şiddet anlayışının ortadan kaldırılması gerekir. Devletin, kendi karşıtlığını oluşturan kitleleri susturmak ve etkisiz hale getirmek için kullandığı en önemli argüman şiddettir ve bu durum yavaş yavaş toplumun en alt kesimine kadar yayılmış durumdadır. Bir öğrenci, en ufak bir psikolojik sorunu çözemediğini veya artık çözüm yolunun kalmadığını anladığı noktada sorununu şiddetle çözme eğilimine girmektedir. Bu, neoliberal eğitim politikalarının bugüne kadar işletilmesinin çok önemli ve acı bir sonucudur” sözlerini kullandı.
‘Şiddet mekanizmaların ortadan kalkması gerekiyor’
Didem Yılmaz son olarak şunları paylaştı: “Bir öğretmen olarak bu noktada bir mesaj vermem gerekirse; öğretmenlerin sosyal alanlarda ve okullarda öğrencilerle daha kuvvetli bir iletişim kurması gerektiğini. Elbette tek bir öğretmenin mücadelesi yeterli değildir; öğretmenlerin özellikle sendikal alanda birlik içinde mücadele etmesi gerekir. Ancak bu mücadele, sadece münferit gibi görünen şiddet olaylarına karşı değil, doğrudan sisteme karşı olmalıdır. Mevcut sistem, hem özel hem de devlet okullarında öğretmenlerin can güvenliğini görmezden gelen politikalar yürütmektedir. Ayrıca saldırganın olaydan bir gün önce sosyal medyada okulu tarayacağına dair yorum yaptığı ancak hiçbir önlem alınmadığı konusu da tartışılmaktadır. Burada şuna dikkat çekmek gerekir: O yaştaki bir genç böyle bir silahı nasıl edinebiliyor? Böyle bir planlamayı nasıl ve niçin yapabiliyor? Okullardaki rehberlik hizmetlerinden aile içi iletişime, gençlerin toplumda gördüğü örneklerden sosyal medyadaki şiddet içeriklerine kadar her şeyi baştan aşağı incelemek gerekir. Gerek bir öğretmen gerekse bu eğitim sistemini ve düzeni değiştirmeye çalışan insanlar olarak; suçu ve suçluyu bulmaktan ziyade, suçu üreten mekanizmalara karşı mücadele vermeliyiz. Devletin çözüm olarak şiddeti ön plana koyduğu bu mekanizmalar ortadan kalkmadığı, sistemi kurgulayanlar değişmediği sürece bu tarz olaylar devam edecektir. Bir çocuğu veya genci cezalandırmak bu işin önüne geçmez. Şiddet sarmalı bir mekanizmaya dönüşmüştür; toplumda yeni bir umut ve çözüm anlayışının gelişmesi için bu mekanizmanın çökertilmesi ve ortadan kaldırılması şarttır.”







