‘Kadın katliamları politik bir sorun’
- 09:02 23 Nisan 2026
- Hukuk
AMED - Gülistan Doku dosyasındaki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Amed Barosundan avukat Ekin Özdemir, dosyada yürütülen cezasızlık politikaları, delillerin karartılması ve siyasi etkilere dikkat çekerek, kadın katliamlarının “politik” bir sorun olduğunu vurguladı.
Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020’de Dêrsim’de kaybettirilmesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen akıbeti hâlâ aydınlatılamadı. Dosya, ilk günden bu yana kamuoyunda cezasızlık ve şeffaflıktan uzak yürütüldü ve “intihar” dendi. Tüm bunlara rağmen başta Gülistan Doku’nun ailesi olmak üzere, kadın örgütleri “Gülistan Doku nerede?” sorusunu gündemde tutmayı sürdürdü ve bu, devam da ediyor. Soruşturmanın ilerlememesi, delillerin yeterince korunmaması ve etkin bir arama sürecinin işletilmemesiyle birlikte dosya, hem adaletin gecikmesi hem de politik etkiler tartışmasını da içinde derinleştiriyor.
Amed Barosu’ndan Avukat Ekin Özdemir, Gülistan Doku dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Gülistan Doku dosyası sadece adli bir mesele değil
Gülistan Doku dosyasının yalnızca adli bir mesele değil, politik bir mesele olduğunu belirten Ekin Özdemir, "Yalnızca Gülistan Doku olayı özelinde değil, kadına yönelik bütün suçlar için politik vakalar diyebiliriz. Her zaman dile getirdiğimiz gibi kadın cinayetlerinin politik olduğunu yeniden vurgulamak lazım. Zira kadına yönelik şiddet vakalarının hepsi pekâlâ politik bir zihniyetin ürünü olan eril tahakkümden ve cezasızlık politikalarından beslenmektedir. Bununla beraber Gülistan Doku dosyası için yalnızca adli bir vaka demek pek mümkün değil. Bildiğimiz üzere 6 yılın ardından ancak bu ay dosya gerçek anlamda irdelenmeye başlandı. Gözaltı ve tutuklamalara baktığımızda olaya yalnızca bir veya bir iki kişi değil, neredeyse bir organize suç çetesi olarak nitelendirebileceğimiz şüpheliler dahil. Ve bu şüpheliler direkt devletin yönetim ve işleyişinde farklı farklı rollerinin olduğu şahıslar. Bu şüpheliler, sırtını bulundukları mevkilere dayayarak zayıf halka olarak gördükleri kadınlara yönelik sistematik şiddet eylemlerini rahat bir biçimde sürdürüyor. Devlet yapılanmasından güç almadığını söylemek mümkün değil” dedi.
Şeffaflık ve bağımsızlık vurgusu
Soruşturmaların bağımsız, şeffaf ve uluslararası sözleşmelere uygun yürütülmesi gerektiğine dikkat çeken Ekin Özdemir, “Bu çerçevede, devletin şu anki tutumunu bariz bir şekilde afişe etmek zor olsa da ifade etmek gerekir ki bu ve benzeri yargılamalarda adaletin tesis edilip edilemeyeceği noktasında devletin bundan sonraki tutumu belirleyici olacaktır. Soruşturma süreçlerinin bağımsız, şeffaf ve etkili bir biçimde yürütülmesi; CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi ilkelerine uygun hareket edilmesi zorunludur. Aynı zamanda kadın örgütlerinin yıllardır dile getirdiği öneri, eleştiri ve soruların dikkate alınması; bu tür dosyaların yalnızca münferit olaylar olarak değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamında ele alınması gerekmektedir. Ancak bu şekilde hem adaletin tesisi hem de benzer ihlallerin önlenmesi mümkün olabilir ve böylece adalete erişim bir teselli değil, her yurttaşın erişebileceği bir hak hâline gelir” sözlerine yer verdi.
Katliamlarda cezasızlık ve etkin soruşturma eksikliği
Ekin Özdemir, cezasızlık politikalarının failleri cesaretlendirdiği ve bazı olaylarda bürokratik ya da siyasi etkilerle delillerin karartılarak dosyaların faili meçhule sürüklendiğini dile getirdi. Ekin Özdemir devamında, “Kadın cinayetleri vakalarında etkili soruşturmanın sistematik ve bilinçli bir biçimde ihlal edildiğini maalesef çok rahat bir şekilde söyleyebiliyoruz. Etkin soruşturmanın yokluğu yanı sıra kolluk ve yargı mekanizmasının eril ve tahakkümcü zihniyetinin de bir yansıması elbette.
Zira failler, var olan cezasızlık politikalarından fazlasıyla güç ve cesaret alabildiği için kadına yönelik vakalar erkek failler için kendinde bir hak görme fikrini oluşturuyor. Ve bu çok normalleştiği için kolluk ve yargı mekanizmaları da günlük yaşamın, ülkenin olağan vakıaları olarak değerlendirip etkili bir soruşturma yoluna gitmiyor. Tabii bir de Gülistan Doku olayında olduğu gibi bürokrasi ya da siyasi bir alandan veya bu alandan nemalanarak cesaret alan faillerin olduğu vakıalar da var. Söz konusu failler bürokrasi veya siyasi bir yapının parçası olduğunda olaylar çok rahat biçimde bütün delilleriyle yok edilebiliyor. Ki böylesi durumlarda yine bu dosyada olduğu gibi failin kim olduğu, olayın ne suretle gerçekleştiğine dair bütün hususlar karanlık ve organize bir biçimde yok edilerek olayın faili meçhul bir nitelendirmeye sıkıştırılarak halı altı edilmeye çalışılıyor. Burada faillerin gücünü yozlaşmış, karanlık ve çeteleşmiş yönde cesaretlendiren bir iktidar biçiminden bahsetmek mümkün” ifadelerini kullandı.
‘Yargı mekanizması kamuoyu baskısı olmadan etkin işlemiyor’
Kadına ve çocuğa yönelik suçlarda soruşturma süreçlerinin çoğu zaman yüzeysel yürütüldüğünü, yargının ancak kamuoyu baskısıyla harekete geçtiğini, bunun da hukuk ilkelerini zedelediğini aktaran Ekin Özdemir, “Türkiye'de soruşturma ve yargı mekanizması hâlihazırda caydırıcı olmaktan uzak ve adil olmayan bir biçimde yürümekte. Ülkenin her yerinde binlerce kadına ve çocuğa yönelik suçlara ilişkin dosyadan bahsedebiliriz. Ancak kamuoyu baskısının oluşturulmadığı dosyalarda soruşturma ve yargı mekanizmasının etkin ve hukuki çerçevede yürütülmediği çok bariz. Buna yönelik haberleri sosyal medyada veya haber bültenlerinde gündelik basit haberlermiş gibi algılar bir noktaya geldi insanlar. Kamuoyu baskısı ancak alışılmışın dışında gizemli ve çok karanlık vakalarda oluşabiliyor. Kamuoyunun oluşmadığı dosyalarda ise alelacele ve üstünkörü yürütülen soruşturmalar, hiç adil olmayan bir biçimde ya kapatılıyor ya da adeta ödüllendirici bir ceza ile sonuçlandırılıyor. Yargı mekanizmasının ancak kamuoyu baskısı ile etkin bir biçimde devreye girebilmesi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir husus. Nitekim hukuk devleti diyebilmemiz için; devletin kendi yargı sistemi içerisinde re'sen yürütülüp soruşturulan ve adil, denetlenebilir bir yargı mekanizmasının varlığı gerekir. Ancak mevcut durumda böyle bir yargı sisteminden bahsetmek pek mümkün değil. Etkin bir soruşturma ve yargılama için kamuoyuna ihtiyaç duymak hukuk devleti ilkeleriyle fazlasıyla çelişen bir durum” dedi.
Dosyada devlet bağlantısı ve politik etki iddiası
Ekin Özdemir, dosyanın yıllarca ilerlememesinin organize biçimde üzerinin örtüldüğü iddialarını güçlendirdiğini aktararak, “Gülistan Doku dosyasının soruşturulmasının bu derece gecikmesi ve sonradan detaylarına ulaşabilmemiz, daha önce bilinçli ve organize biçimde dosyanın üzerinin kapandığını ortaya koyuyor. Ki son gelişmelerden anladığımız üzere, hakikaten de tüm yönleriyle organize bir biçimde suçun bütün delilleriyle karartıldığını öğrenmiş olduk. Bu durumun da politik etkilerden bağımsız olduğunu elbette söyleyemeyiz. Olaya karışan kişilerden biri vali, biri polis memuru, biri ihraç edilen eski bir polis memuru ve bunların hısımlık ilişkilerinin olduğu kişiler. Hepsinin bir şekilde devletle, merkezi organlardan bir ilişkisi var. Devlet erkini arkasına alarak işlenen bir cinayetten bahsediyoruz. Devlet erkinin sahip olduğu cinsiyetçi ve eril zihniyet pekâlâ politik bir durum olup, bundan güç alarak işlenen bir cinayet için politik etkilerden bağımsız demek mümkün değil. Eleştirilerin bu yönde olması pekâlâ anlaşılabilir bir durum. Ayrıca son yıllarda Dêrsim'de iyice büyüyen militarist yapının halk tabanına bu derece karışarak karanlık ilişki ağlarının oluşmasına neden olması da bu sorunun en net yanıtını bize gösterir nitelikte” diye kaydetti.
‘Cezasızlık ve siyasi etki’ tartışması derinleşiyor
Rojin Kabaiş ve Rojvelat Kızmaz dosyasında da etkin soruşturma yürütülmediği ve kısıtlılık kararlarıyla sürecin şeffaflığının engellendiğini söyleyen Ekin Özdemir, “Rojin Kabaiş ve Rojvelat Kızmaz dosyasında da kaybolduğu günden bu yana etkin bir soruşturma yok. Gülistan gibi Rojin'in de ölümü intihar olarak yansıtılıyor. Dosyadaki kısıtlılık kararı nedeniyle soruşturmanın ne düzeyde etkin olduğu şüpheli. Merkez olarak takip ettiğimiz Rojin Kabaiş dosyasında yer alan 10 Ekim 2025 tarihli raporda; Rojin'in bedeninde iki erkek DNA’sı tespit edilerek tarafımıza bilgi verilmişti. Bu durum da intihar iddialarını bertaraf ederek cinsel saldırı sonucunda işlenen bir cinayet olabileceği ihtimalini güçlendirdi. Rojin Kabaiş dosyasının da etkin bir şekilde soruşturularak, ucunun kime dokunacağının önemi olmaksızın yargı mekanizmasının adaletin tesisi için gerekli bütün sorumlulukları alması gerekiyor” diye konuştu.







