Kök hücre yasadan beklenti: Eşit temsiliyet ve güvence
- 09:02 13 Haziran 2026
- Güncel
İSTANBUL - Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair hazırlanacak olan kök hücre yasada kadınlarında özne olması gerektiğini dile getiren TJA aktivisti Dilek Başalan, kayyım uygulamalarından anadil hakkına kadar birçok başlıkta kadınların doğrudan etkilendiğini belirterek toplumsal ve hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini kaydetti.
İktidarın önümüzdeki günlerde Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin hazırladığı çereçeve yasa Kürt Halk Önderi'nin önerdiği isimle “kök hücre yasa” Meclis’e sunulması bekleniyor. Sürece dair tartışmalar sürerken kadın hareketleri, hazırlanacak yasal düzenlemelerde kadınların özne olarak yer almasını, demokratik temsiliyetin güvence altına alınmasını ve kadın kazanımlarını koruyacak somut mekanizmaların oluşturulmasını talep ediyor.
Tevgera Jinen Azad (TJA) aktivisti Dilek Başalan değerlendirmelerde bulundu.
Cumhuriyetin demokratik dönüşümünde kadınların sürece özne olarak katılmasının ve oluşturulacak mekanizmalarda yer almasının hayati önemde olduğunu söyleyen Dilek Başalan, kadınlar açısından en temel sorunun güvence olduğunu ifade etti. Dilek Başalan, "Özellikle en temelde çatışmalı sürecin sonuçlarını ortadan kaldıracak ve bununla birlikte demokrasi ve demokratik cumhuriyet inşa sürecine de katkı sağlayacak, güçlendirecek maddelerin oluşumu olabilir. Ama temelde de biz her zaman kadınlar üzerinden düşündüğümüzde var olan politikaların, yürütülen siyasetin yıllardır, hatta yüzyıllardır kadınların kazanımlarına, kadınların varlıklarıyla ilgili bir sorun olduğuna dair bir direnç sergilediğini görüyoruz" şeklinde konuştu.
Kürt kadınlarının hem kadın kimliği hem de ulusal kimlik üzerinden mücadele yürüttüğünü belirten Dilek Başalan, oluşturulacak düzenlemelerde samimiyet ve güvencenin önemli olduğunu ifade etti. Dilek Başalan, "Erkeklik kodlarıyla birlikte bu kadar yıldır mücadele eden, direniş sergileyen ve hem kadın kimliğiyle hem ulusal kimliğiyle bir mücadele veren bir taraf var. O yüzden güvence ve samimiyet niyetiyle oluşturulan maddeler bizim için çok önemli" dedi.
‘Maddelerin nasıl hayata geçirileceği de önemli’
Yasal düzenlemelerin tek başına yeterli olmayacağını belirten Dilek Başalan, "Maddeler çıkabilir. Bir yasa içerisinde maddeler olabilir. Ama bu maddeler gerçekten toplumsallaşacak mı? Gerçekten kadınların hakikati olacak mı? Kadınların sorunlarına cevap olacak mı?" diye sordu. Kadınların mevcut yasal deneyimlerinin bu kaygıları güçlendirdiğinin altını çizen Dilek Başalan, "Var olan politikalarda, kadına dair maddelerde, yasalarda, kanunlarda görüyoruz. 6284 şiddete dair bir yasayken aslında kadınları koruyor mu? Bir yasa var ama kadınları yok sayan, kadınların kazanımlarını, kadınların hayatını yok sayan bir yer de var. O yüzden maddelerin varlığı çok önemli ama bu maddelerin nasıl hayata geçirileceği ve güvencesi de çok önemli" sözlerine yer verdi.
‘Kadınlar bir tehdit görürse mücadelesini daha da büyütecek’
Taslak metin ortaya çıktıktan sonra kadınların kendi tutumunu netleştireceğini belirten Dilek Başalan, "Eğer kabul etmediğimiz, kadınların varlığıyla alakalı, kadınların güvenliğiyle alakalı bir tehdit gördüğümüz noktada tabii ki her zaman olduğu gibi sokaklarda, toplumsal dinamiklerle, sivil toplum alanıyla kadın mücadelesini daha da büyüteceğiz" sözlerini kullandı.
'Yasalar kadar zihinsel dönüşüm de gerekli'
Demokratik toplum inşasının yalnızca yasal düzenlemelerle mümkün olmayacağını ifade eden Dilek Başalan, "Demokratik bir toplum inşa ediyoruz derken sadece devlet ve iktidar ayağı var, siyasi partiler ve meclis ayağı var ama bir de toplumsal dinamiklerin birlikte yürüttüğü, toplumsal değişim ve dönüşümü inşa edecek bir alan var. Bir çerçeve yasayla birlikte bizim de görevimiz toplumsal değişimi ve dönüşümü, zihinsel değişimi ve dönüşümü sağlamak. Yoksa yasalar gerçekleşebilir, maddeler geçebilir ama zihinsel anlamda bu toplum buna hazır mı? Gerçekten legal siyaset yürütüldüğünde, bir kadın mücadelesi yürütüldüğünde bir riskle karşı karşıya kalabilecek miyiz?" ifadelerini kullandı.
‘İstanbul Sözleşmesi protestoları örneği’
İstanbul Sözleşmesi eylemlerini hatırlatan Dilek Başalan, "Türkiye'nin ilk imzalayıcı olduğu İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmemesi için eylemler yaparken hakkımızda davalar açıldı. Kadın cinayetleri için sokağa çıktığımızda kadınlar olarak şeytanlaştırılan, farklı boyutlarda saldırıya maruz kalan bir durum söz konusuydu" dedi.
'Barışın öznesi kadınlar olmalı'
Kadınların süreçte özne olması konusunda son bir buçuk yıldır çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Dilek Başalan, "Barışın toplumsallaşmasında kadınların özne olması ne demek sorusunu çalışmalarımızla somutlaştırdık. Bu kapsamda Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi'ni kurduk. Barışın konuşulduğu bir yerde kadının olmazsa olmaz olduğunu söyledik. Çünkü çatışmalı süreçlerde karşımıza çıkan birçok kadın sorunu var. Erkeklik sorunu var. Özel savaş politikaları bunlardan bir tanesiydi" ifadelerini kullandı. Dilek Başalan, Gülistan Doku dosyasının buna örnek olduğuna dikkat çekerek, "Barışı konuştuğumuz dönemlerde aslında barış iklimi biraz yaygınlaştığında toplumsal sorunlar da açığa çıkıyor ve bu sorunları daha geniş çerçevede konuşabiliyoruz" sözlerini kullandı.
'Mecliste kadınların sözü kurulmalı'
Mecliste kurulacak mekanizmalarda kadın temsiliyetinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Dilek Başalan, kadınların hazırladığı raporların yeterince dikkate alınmadığını söyledi. Dilek Başalan, "Eşit temsiliyet diye yıllardır mücadele ediyoruz ama bunun gerçekten siyasette politikaya yansıyan bir hali var mı? Bunun öz eleştirisi verilmeli. Son yıllarda gerçekleştirilen en somut kadın raporlarından bir tanesini hazırladık. Ama en sonuna geldiğimizde bizim raporumuzun ya da taleplerimizin son yayınlanan raporda aslında hiç görülmediği, yok sayıldığı bir noktadayız. Kadın sorunlarını, kadın mücadelesini, kadınlara yönelik şiddeti, çocuk istismarını, bizi, yaşamı ve doğayı ilgilendiren her şeyde kadının bir sesi, rengi ve direnişi var. O yüzden mecliste temsiliyetimizin olmaması böylesi bir süreçte büyük bir kayıp olur" ifadelerini kullandı.
'Kayyum politikaları kadınlara saldırıdır'
Merkezi yönetimler kadar yerel yönetimlerin de önemli olduğunu ifade eden Dilek Başalan, kayyım uygulamalarının kadın kazanımlarına dönük bir müdahale olduğunu belirtti. Dilek Başalan, "Kayyum politikalarının kadın kazanımlarına ne kadar saldırı olduğunu yıllardır görüyoruz" dedi. Kadın merkezlerinin kapatıldığını, kadın kurumlarının işlevsiz hale getirilmesini, kadın kurumlarına erkeklerin atanmasını ve kadınların işsiz bırakılması gibi pratikleri hatırlatan Dilek Başalan, "Kayyum demek kadınların işsiz kalması demek. Kayyum demek kadınların başvuracağı mekanizmaların azalması demek" sözlerini kullandı.
‘39 ilçe belediyesinin sadece 2’sinde Kürtçe hizmet var’
Kadın Zamanı Derneği'nin İstanbul'da yaptığı anadil araştırmasına da değinen Dilek Başalan, "39 ilçede sadece iki belediyede Kürtçe hizmet var. Bir kadın anadilinde şiddet başvurusu yapmak istediğinde bunu yapabiliyor mu? Yapamıyor. Temsiliyet ne kadar önemliyse mekanizmalarda yer almak da o kadar önemli. Kurulacak bütün mekanizmalarda kadınlar yer almalı ki doğrudan özneden doğru bir yaklaşım olsun. Öznenin kendini konuştuğu, sorunlarını aktardığı ve çözümde de kendisinin olduğu bir mekanizma olsun. Erkeklerin konuştuğu, erkeklerin tartıştığı, tamamen erkeklik üzerinden yürütülen bir mekanizma kadınları ne kadar temsil edebilir? Bir erkek bir kadının sorununu anlayabilir ama bağ kuramaz" ifadelerine yer verdi.
'Demokratik cumhuriyet tüm kadınları kapsamalı'
Kürt özgür kadın hareketinin yıllardır tüm kadınları kapsayan bir çizgide örgütlendiğini dile getiren Dilek Başalan, "Sadece Kürt kadınlardan oluşan bir alan değiliz. Alevi kadınla, Laz kadınla, Türk kadınla, Çerkes kadınla, erkeklikle ve sistemle sorunu olan bütün kadınlarla birlikte olmayı örgütleyen bir perspektifimiz var. Rojava'da bir kadın devrimi oldu. O kadın devriminin öncüsü Kürt kadınlarıydı. Ama dünyanın her yerinden gelen kadınlarla birlikte mücadele edildi" diye belirtti.
'Kadın tutsaklar tahliye edilmeli'
Cezaevlerindeki kadınlara da dikkat çeken Dilek Başalan, “Silah bırakıp Türkiye'ye gelebilecek bütün kadınların en güvenilir şekilde burada yaşamına devam etmesini ve mücadelesini sürdürmesini talep ediyoruz. Terörle Mücadele Kanunu'nun sonuçları nedeniyle cezaevlerinde bulunan kadınların, kadın hasta tutsakların tahliye edilmesini talep ediyoruz. TMK ile birlikte hayatımızdan alınanların geri verilmesini, yüzleşilmesini ve mevcut sorunların kökünden çözülmesini istiyoruz" diye konuştu.
‘Toplumsal güvenceler de önemli’
Toplumsal güvencelerin de önemine işaret eden Dilek Başalan, "Odaların, sendikaların, kadın derneklerinin, inisiyatiflerin ve bütün sivil alanın ortak bir söz kurabildiği, barış çatısı altında buluşabildiği bir örgütlülük mümkün olduğunda toplumsal güvence de güçlenmiş olacaktır" dedi.








