Dilan Kunt Ayan: Yasa olmadan geri dönüş çağrısı abesle iştigaldir

  • 09:02 30 Mart 2026
  • Güncel
Melek Avcı
 
ANKARA - Süreçte yasaların hızla yapılması gerektiğini belirten Dilan Kunt Ayan, geri dönüşler için henüz bir yasa çıkmadan tescil-tespit aramanın abesle iştigal olacağını dile getirdi, İmralı’dayapıldığı ifade edilen yerleşkeye dair de, “Konutun bir statüsü olmadığı sürece o konut yasayla bir güvence altına alınıp, tanımlaması yapılmadığı sürece ha İmralı Ada Hapishanesi, ha o konut. Bir statüye ihtiyaç var” değerlendirmesi yaptı. 
 
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci” devam ederken, Newroz alanlarından yükselen ses Meclis’i yasal adımları atmaya ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı özgürleştirmeye çağırdı. Bu çerçevede Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), kapsamlı yasa çalışmalarını neredeyse bitirdiğini açıkladı, devlet ise bayram sonrasına işaret etmesine rağmen bu sefer de Haziran-Temmuz ayını yasal düzenlemeler için işaret ediyor.  Bölgedeki gelişmeler bir hız ihtiyacını ortaya koyarken, Kürt Halk Önderi ile DEM Parti İmralı Heyeti arasında 27 Mart’ta yasal tartışmalara ilişkini 5 saat süren kapsamlı bir görüşme gerçekleştirildi. 
 
DEM Parti Riha (Urfa) Milletvekili Dilan Kunt Ayan, sürecin yasal adımlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 
 
‘DEM Parti olarak çalışmalarımızı tamamladık diyebiliriz’
 
Süreç kapsamında bugüne  kadar yapılan çalışmaların kıymetli olduğunu ancak iktidarın her defasında adımlar noktasında ertelemeci yaklaştığını söyleyen Dilan Kunt Ayan, “Newroz alanlarında hissettik ki halkın çok açık talepleri var. Bir an önce Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesine ilişkin yasaların artık bu Meclis’ten geçirilmesine dair ve büyük bir basıncın olduğunu da görebiliyoruz.  Milyonlar alanlarda özgürlük ve demokrasi haykırdılar. Elbette ki Meclis’ten Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesinin önündeki engel yasaların kalkmasına yönelik beklentilerimiz var. Peki neler bunlar? Bu çalışmayı sadece belli başlı konular olarak algılamamak gerekiyor. Çok bütünlüklü, çok kapsamlı; içerisinde gömülme hakkından tutun da, kayıplara, TCK'ye, TMK'ye, infaz kanununu bulabilirsiniz. Yıllardır yasalarla yok sayılan, özgürlükleri elinden alınan, görünmez kılınan bir halkın hukukunun yeniden oluşturulmasına dair yoğun bir mesai harcadık. Çalışmamızın tamamlandığını söyleyebiliriz. Ama bu hazırlıkların birçoğu elbette ki ortak bir konsensüs ile açığa çıkabilecek. Bu DEM Parti olarak bizim çalışmamız. Ama sonuçta bu komisyondan ve Meclis’ten geçecekse elbette ki demokrasinin gereği olarak diğer siyasi partilerle de ortak bir zeminde, ortak bir noktada buluşmak gerekir. Her siyasi partinin de çalışmaları olduğunu biliyoruz” diye belirtti.
 
Yasa çalışmalarında neler var
 
Bu çalışmaları, Meclis ihtisas komisyonlarına taşımadan önce siyasi partilerin ortak zeminde buluşup ortaklaşmasının önemli olduğunu belirten Dilan Kunt Ayan, bunun için ivmeye ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Dilan Kunt Ayan, “Birazcık hız kazandırmaya ihtiyaç var çünkü her siyasi parti kendi önerisini, yasalardaki değişiklikleri bir noktaya getirecek ve ondan sonra ortak bir tasarı çıkacak ve sonra ihtisas komisyonuna gelmesi gerekecek. Peki biz neleri çalıştık? Elbette ki Terörle Mücadele Kanunu var. İkinci muamele olarak uygulanan İnfaz Kanunu var. AYM ve AİHM kararlarına uyulmaması için idari tedbirlerin alınmasına dair çalışmalar var.  Gömülme hakkı, yine anayasada vatandaşlık tanımından tutun da birçok tanıma ilişkin belli başlı çalışmalarımız var. Belki en çok önemli bulduğumuz noktalardan biri de şudur; Temmuz ayında silah yakmayla birlikte geri dönüş yasaları, özel yasa olarak nitelendirdiğimiz bir yasa çalışmasının olması gerekiyor. Fakat bu yasa çalışmasının yapılabilmesi için ana muhatabın devrede olması gerekiyor çünkü mesela geri dönüş yasaları dediğimizde DEM Parti olarak ‘bu yasa böyle olmalıdır, şöyle olmalıdır’ diye yekten bir şey dememiz çok doğru olmaz. Biz ancak ne diyebiliriz? Tabii ki ayrımsız, herkesi kapsamalıdır. Yönetici ayrımı, suça karışmış- karışmamış gibi ayrımlar yapılmadan olmalıdır” sözlerini kullandı.
 
‘Özel yasa Sayın Öcalan başkanlığında PKK ile tartışılmalıdır’
 
“Özel yasa” meselesini tartışırken, içerik, biçim ve kapsayıcılık noktasının asıl muhataplar olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve bizzat PKK ile bu tartışmanın yapılması gerektiği fikrinde olduklarını belirten Dilan Kunt Ayan, “İçerik, kapsam, usul ve bütünlük bakımından öncelikle Sayın Öcalan'la ve haliyle örgütüyle bir görüşme yapılması gerekiyor. Çünkü bu yasadan faydalanacak olan onlar. Geri dönüş yasaları olarak nitelendirdiğimiz yasanın ana muhatabı onlar olduğu için ancak ve ancak yine Sayın Öcalan'ın başkanlığındaki örgütün üyeleriyle birlikte ancak bir konsensüse varıp bir yasa önermesinde bulunması gerekiyor. Neden bunu söylüyoruz; daha önceki süreçlerde de bu ülkede yasalar çıktı ama bu yasaların hiçbiri örgütün ana mekanizmasıyla bir görüşme yapılarak, ortak bir biçimde yapılmadı.  Etkin pişmanlık yasaları çıkarıldı. Kaç kişi gelip faydalandı? Yok denecek kadar az bir sayı. Peki bu etkin pişmanlık yasaları herhangi bir bu sorunun ana çözümü olabildi mi; hayır. Kürt sorunun şiddetsiz bir şekilde çözülmesine bir katkıda bulunabildi mi; hayır. Çünkü bu çıkan yasaların hiçbirinin istişaresi yapılmamıştı. Bu yasalar tek taraflı, devletin ‘biz bunu bu şekilde yaptık, isteyen gelir, isteyen gelmez’ diye ortaya koyduğu bir şeydi. Çözüm olmadı. Yüzyıllık köklü sorunun masada karşılıklı bir müzakere ile çözülmesi bekleniyorsa eğer ve bunun sonucunda da bir yasa çıkacaksa elbette ki bu yasadan faydalanacak olan kişilerle bunun istişaresinin ve ortak kabulünün olması gerekiyor. O yüzden henüz İhtisas Komisyonu’na gelmeden önce adada bunun konuşulması, önermesi, tartışmasının yürütülmesi elzem. Yoksa belli başlı erklerin çıkaracağı yasalar asla ve asla örgüt tarafından bağlayıcı anlamına gelmeyecek” diye konuştu. 
 
‘Yasa yokken geri dönüş çağrısı yapmanın bir anlamı yok’
 
Diğer bir önemli noktanın “silah bırakma süreci tamamlansın sonra” söylemlerinin olduğunu belirten Dilan Kunt Ayan şöyle konuştu: “Bu yasaların çıkabilmesi için bir tescil ve tespitten bahsediliyor. Temmuz ayında silahların yakılması net bir irade beyanıdır. Sıradan bir basın açıklaması olarak bunu okumamak gerekiyor. Bir diğeri ise şu an için silah bırakan örgüt mensuplarının ülkeye dönmesi demek, bu kişilerin 314'ten 302'den yargılanması anlamına gelecek. Eğer bir çözümden, kendini fesheden bir örgütten bahsediyorsak, bu örgütün mensupları gelip yargılanacaklarsa biz bu işi nasıl çözeceğiz? Bir an önce bu yasal düzenlemeler yapılmalı ki hukuk bir garantör haline gelmeli. Ki örgüt mensupları gelip buradaki entegrasyondan sonra demokratik siyaset içerisinde bütünlüklü kalıcı bir hale gelebilsin. Ama henüz ortada bir yasa yokken, henüz bir çalışma yapılmamışken örgüt mensuplarını ülkeye çağırmak abeste iştikak olacaktır. Henüz bir yasa çıkmadan tescil-tespit aramak ve ortaya koymak da abeste iştigal olacaktır. Ancak bir yasa çıkacak ve gerçekten de geri dönüşler olacak. Ancak o zaman tescil ve tespiti yapılabilir. Bu düzenlemeler yapılmadan da ısrarla örgüte çağrı yapmanın da bir anlamı olmayacak. Ancak ve ancak yasal düzenlemelerin yapılmasıyla mümkün olur.  Bunu zamana yaymanın da bir sürü götürüsü olduğunu düşünüyoruz. Özel yasayla birlikte tescil ve tespitin mümkün kılınabileceğini düşünüyoruz.”
 
‘Önemli olan yerleşkenin varlığı değil alacağı statü’
 
İmralı’da bir yerleşke olmasına ilişkin yapılan tartışmaları “hukuksal statü” üzerinden açan Dilan Kunt Ayan, önemli olanın yerleşkenin alacağı statü olduğuna vurgu yaptı. Dilan Kunt Ayan, “Konutun bir statüsü olmadığı sürece o konut yasayla bir güvence altına alınıp, tanımlaması yapılmadığı sürece ha İmralı Ada Hapishanesi, ha o konut. Sadece ve sadece fiziksel anlamda belki şekli değişebilir. Bu anlamıyla, statüsü olmadığı sürece bu konutun varlığının pek de bir önemi olmadığını ifade etmek gerekiyor. Elbette ki orada bir konutun varlığı bu sürecin gidişatı açısından tabii ki kıymetli. Bunu kıymetsiz gören bir yerde değiliz. Ama statüsünün olmadığı, bir düzenlemesinin olmadığı yerleşke demek, var olan Ada Hapishanesi yerine başka bir yer demek. Fiziksel anlamda bir değişiklik ancak anlaşılabilir. Ama statüsü ne anlama gelir? Neden bir statüye ihtiyaç var diyoruz. İsminin ne olacağı, Sayın Öcalan eğer o konutta kalacaksa hangi koşullarda kalacak, bir ada hapishanesi şeklinde mi kalacak yoksa bir konutta kalıp orada özgür çalışır bir koşulda mı olacak? Şimdi bunun için tabii ki bir düzenlemeye, yasaya ihtiyaç var” diye belirtti. 
 
‘Umut hakkı ve statü aynı şey değil’
 
Devamında ise Dilan Kunt Ayan, şunları belirtti: “Biz her defasında bunu dile getiriyoruz;  Umut hakkıyla Sayın Öcalan'ın statüsü aynı şey değil. Umut hakkı dediğimiz, 2014'te Öcalan Türkiye kararıyla verilmiş bir karar. Bir kişinin ömür boyu hapiste tutulamayacağına dair verilmiş bir karar. Haliyle Sayın Öcalan dahil olmak üzere belki binlerce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan kişiyi etkileyecek bir şey. Şimdi bunu bir tarafa koymak gerekiyor. Bu zaten gereklilik. Ama bizim bahsettiğimiz statü; süreç başlamış, görüşmeler yapılıyor, ana aktörlerden biri Sayın Öcalan'dır diyoruz ve devlet de bunun kabulünü ortaya koymuş durumda. Ama halen ve halen özgür, çalışır koşulları sağlanabilmiş değil. Sayın Öcalan, ancak ve ancak heyetin, avukatların gitmesi -ki izinle olan şeyler- ailenin gitmesi durumunda bu yönlü mesajlarını kamuoyuyla paylaşabiliyor ve belki süreci ilerletecek, ivme kazandıracak birçok şeyi o kadar kısıtlanmış durumda ki. O yüzden buradan da tartışmak gerekiyor; o statü mevzusunun bir an önce işler hale gelmesi gerekiyor ki Sayın Öcalan özgür ve çalışır koşullarda olsun ve bu süreç ivme kazansın. Diyelim ki orada bir konut var, o zaman bunun için bir yasa yapılacak. Ne denecek mesela bu yasada; istediği zaman, istediği kişilerle herhangi bir izne tabi olmaksızın rahatlıkla görüşebileceğini o konuttan pekala Türkiye kamuoyuna, DEM Parti'ye, kendi örgütüne veya herhangi bir bileşene rahatlıkla mesajını verebildiği, kabulünü yapabildiği bir statüsünün olması gerekiyor. Elbette, süreç açısından çok önemli bir ivme ama eksik ve yetersiz.”
 
‘Yeni anayasa bir ihtiyaç’
 
Ardından Kürt Halk Önderi’nin yollamış olduğu mesajlarda dikkat çektiği vatandaşlık tanımına ilişkin önerilerine ve tespitlerine değinen Dilan Kunt Ayan, “Bu ülkede bütünlüklü bir anayasa ihtiyaç var” dedi. Dilan Kunt Ayan, şöyle devam etti: “Bunu seçimlerden itibaren muhalefetten bağımsız ele almak gerekiyor. Bir darbe anayasasıyla yönetiliyoruz ve bu anayasa da 2016 darbe girişiminden sonra defaatle değişikliğe uğramış. O yüzden bütünlüklü bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç var. Şimdi Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nden geçtiğimiz bu günlerde eğer bütünlüklü bir anayasa tartışması yürüteceksek elbette ki burada belli başlı hak ve özgürlüklerin, belli başlı tanımlamaların da kapsayıcı ve bütünlüklü olması gerekiyor. Kürt halkının mevcut statüsünün de anayasada yer alması gerekiyor. Ama bunu sadece Kürt halkına özgü olarak da ele almamak gerekiyor. Bu coğrafyada yaşayan bütün hakların, dillerin, farklı kimliklerin kendi varlığının anayasal zeminde güvence altına alınması gerekiyor. Şu an mevcut anayasada vatandaşlık tanımı dahi tek başına bir millete, tek başına bir dile, tek başına bir dine has. 6 Ocak Rojava eylemlerinde binler, milyonlar sokaktaydı, alandaydı, kendi varlığını, kendi kimliğini korumak istediğini ortaya koydu. Bu bile muazzam bir irade beyanıdır. Artık bizim anayasal bir statüye ihtiyacımız var. 
 
Vatandaşlık tanımı herkesi kapsamalı
 
Bu sadece Türkiye'nin kuzeyinde yaşayan Kürtler için geçerli olan bir şey değil, Kürtlerin yaşadığı her coğrafyada bir ihtiyaç. Yeni bir vatandaşlık tanımına da ihtiyaç var. Kürtlerin, Alevilerin, farklı kimliklerin, dillerin, her kesimin anayasal düzlemde tanınması gerekiyor. Çünkü Türkiye böyle bir mozaik bir ülke aslında. Tek başına bir milletin, tek başına bir kimliğin, tek başına bir dilin yaşadığı bir ülke değil. Böylesi bir mozaikte tabii ki anayasada bu hakların, bu dillerin, bu kimliklerin bir statüye, güvenceye kavuşturulması gerekiyor. Şimdi bu vatandaşlık tanımının nasıl olacağına dair yekten bir şey demeyi çok doğru bulmuyoruz. Neden böyle olmalıdır diyemiyoruz çünkü bu,  yine farklı siyasi partilerle bir araya gelinir, tartışılır. Her bir halkın kendisini incitmeyecek, kendisini aşağı çekmeyecek, kendisinin varlığını yok saymayacak tartışmaları da içerisinde bulunduran ve bütünlüklü bir tanımlama çok rahat çıkarılabilir.”