Dîlok'ta ‘Kadınlar Barışı Konuşuyor’ paneli

  • 16:56 11 Temmuz 2026
  • Güncel
DÎLOK - Dîlok'ta, "Kadınlar Barışı Konuşuyor" panelinde konuşmacılar, barış sürecine dair değerlendirmelerde bulunurken, kadınların sürecin öznesi olarak nasıl bir mücadele hattı oluşturması gerektiğine dair paylaşımlarda bulundu.
 
Dîlok Demokratik Kadın Platformu, "Kadınlar Barışı Konuşuyor" başlığıyla panel düzenledi. Şahinbey ilçesinde bulunan Çetin Emeç Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen panele, siyasetçi Gültan Kışanak, Emek Partisi (EMEP) Antep Milletvekili Sevda Karaca, Akademisyen Doktor Ayşe Kaşıkırık konuşmacı olarak yer alırken, Sinem Erener moderatör oldu. Panele Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) Dilok Şubesi üyeleri, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üyeleri, sivil toplum kurum ve kuruluşlarından üyelerin yanı sıra çok sayıda kadın katıldı.
 
Panel, moderatör Sinem Erener'in içerik aktarımıyla başladı. Ardından siyasetçi Gültan Kışanak söz aldı.
 
'Kalıcı barışla yepyeni bir sayfa açmak istiyoruz'
 
Gültan Kışanak, 11 Temmuz 2025 yılında 30 gerillanın süreç kapsamında silah yakma törenine dair hatırlatmada bulundu. Gültan Kışanak, günün anlam ve önemine dair, "Silahları yakma meselesi dünya tarihinde gördüğümüz tek örnek. Dünyada barışa dair benzer deneyimler de yaşanıyor. Dünya tarihinde ilk kez silahlarını yakan bir hareketle karşılaştık. Önemli ve sarsıcıydı. O gün oraya gelen ve aktaran aktivist ve gazetecilerin son derece etkileyici bir durumla karşılaştıkları anlamına geliyor. Çünkü silah yakma, bir daha elime almayacağım demekti, gerilla bu konudaki kararlılığını gösterdi. Bu silahları biz yakalım ama başkası da kullanmasın mesajını da veriyordu. Bu bize kalıcı barış noktasında çok büyük umut vaat etti. Kalıcı bir barışın hepimiz için çok hayati bir şey olduğunu biliyoruz. Kalıcı barışla yepyeni bir sayfa açmak istiyoruz. Silahların devredilmemesi, gömülmemesi, direkt yakılması bize umut vaat eden bir yöntemdi. O gün herkes çok duygulanmıştı. İktidar ve devlet yöneticileri de olumlu şeyler söylediler. Ancak bir yıl geçmesine rağmen kararlı bir adım göremedik. Hepimiz adına söylenecek şey, silahlar yakıldı, artık yasalar çıksın" ifadelerine yer verdi.
 
'1995'ten bu yana kadınlar barışın öznesi halinde'
 
Barış inşasında kadınların her zaman özne olma çabalarının daha fazla olduğunun altını çizen Gültan Kışanak, "1995'ten bu yana Türkiye'de kadınlar barış konusunda çeşitli eylem, etkinlik ve inisiyatif alanlarında çalışarak kendilerini barışın öznesi haline getiriyorlar. Bizler hep barış için bir araya geldik, bohçamızı hep barış için açtık, nöbetler tuttuk. 2013-2015 yıllarında kadınlar bir araya geldi ve kadınlar nasıl bir barış istiyor, kadınlar özne olarak ne yapacaklarına dair çalışmalarını yürüttüler. Şimdi de bir yıldan uzun bir süreçte 'Barış İhtiyacım Var' diyerek kadınlar bir araya geliyor, bu anlamda bu çok önemli. Savaş hepimizin hayatına öyle ya da böyle değiyor. Her türlü şiddetin bu kadar meşrulaşması bu çatışma halinden gelişiyor. Soframızdaki ekmeğin bu savaş yüzünden nasıl eksildiğini biliyoruz, kadına yönelik çalışmaların tehdit olarak görülerek engellenmesini bundan anlıyoruz. Hepimizin barışa ihtiyacı var. Barışa İhtiyacım Var inisiyatifi oluştu birçok kentte, Antep'te de bu olmalı, Antep dinamik bir kent. Barışın politik bir programla buluşması lazım" diye konuştu.
 
Gültan Kışanak'ın konuşmasının ardından EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca konuşmasını gerçekleştirdi. Sevda Karaca, geçtiğimiz günlerde Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi toplantısında yaşananları hatırlattı.
 
'Bir füze maliyeti ile 3 bin 700 kadın HPV aşısı olabiliyor'
 
Türkiye'de savaş bütçesinin topluma ayrılması sonucunda nasıl olacağına dair örnekler veren Sevda Karaca, "Bir savaş uçağının bütçesiyle her biri 100 çocuk kapasiteli 520 kreşin açılabileceğine ilişkin bir bilgimiz var mesela. Böyle bir bilançomuz var bizim. Ve bir savaş uçağıyla 52 bin çocuğa tümüyle ücretsiz tam gün kreş hizmeti verilebiliyor. Bir tankın bütçesiyle her biri 100 kişi kapasiteli 15 tam teşekküllü kadın sığınma evi sıfırdan inşa edilebiliyor ve 15 yıl boyunca da bu sığınma evlerinin maliyetleri karşılanabiliyor. Bir tankın parasıyla. Çok büyük bir bilanço gerçekten de. Bir füzenin gövdesinin üretim maliyetiyle 25 bin çocuğa arkadaşlar, 25 bin çocuğa okulda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek verilebiliyor. Tek bir SİHA gövdesiyle. Tek bir güdümlü füzenin maliyetiyle, tek bir tanesinin maliyetiyle 3 bin 700 kadına ücretsiz HPV aşısı yapılabiliyor. Yani onların bir bilançosu var evet" diye konuştu.
 
'Bu bilanço kadınların geleceği çalınmış demek'
 
Sevda Karaca son olarak şu sözlere yer verdi: "Bizim de bir bilançomuz var ve bu bilanço bizim hayatımız, geleceğimiz demek. Bu bilanço bizim aynı zamanda sadece bu ülkede değil, dünyanın dört bir tarafında kadınların geleceğinin çalınması demek. Şimdi kadınlar barış, savaş, barış mücadelesi deyince tabii bilançolarımızı hep böyle çıkartıyoruz ve çok temel sözlerimizden bir tanesi var. 'Silaha ayrılan bütçe eğitime ayrılsın' diyoruz. 'Silaha ayrılan bütçe kadın sığınma evine ayrılsın. Şiddetle mücadeleye ayrılsın. Çocuklara ayrılsın' diyoruz. Doğru. Bu çok önemli bir talep çünkü bilanço ortada ama geldiğimiz noktada sadece bunu söylemekle, bunu talep etmekle yetinemeyeceğimiz bir dönemin içindeyiz. Çünkü silaha ayrılan bütçe bir kere niye silaha ayrılıyor? Niye eğitime ayrılmıyor? Niye sağlığa ayrılıyor? Bu kimin tercihi? Niye böyle bir tercih yapıyorlar? Ve en önemlisi de biz niye bu tercihin karşısında duramıyoruz? Sorusuna hep birlikte yanıt vermek durumundayız."
 
'Toplumsal barış sözleşmesine ihtiyacımız var'
 
Son olarak söz alan konuşmacı Akademisyen Doktor Ayşe Kaşıkırık, çatışma süreçlerinde kadınların daha çok etkilendiğini, aynı zamanda bu süreçlerde daha direngen olduğuna dikkat çekti. Ayşe Kaşıkırık, "Çatışma ve krizler kadınlar ve erkeklere aynı düzeyde yaklaşmıyor. Kadınlar da tek tip değil, ana dili Türkçe olmayan kadınları düşünün, herhangi bir kriz anında kendini nasıl ifade edecek? Barış toplumsal bir sözleşme, bizim yeni bir sözleşmeye ihtiyacımız var, Jean-Jacques Rousseau'nun toplumsal barış anlayışına ihtiyacımız var. Her türlü örgütlenme alanlarını, tabanı örgütlemeye ihtiyacımız var. Barış ve toplumsal sözleşme dedik, yarısı kadın yarısı erkek olarak düşünürsek. Kadınlar kriz anlarında daha dirençli. 6 Şubat depreminde gördük, kadınlar hassas değil, çok direngen ve mücadeleyi bırakmıyorlar. Barış anlayışımız, Diyarbakır'da, Van'da, İstanbul ve Antep'te kadınların yan yana yürüyebilmesi gerekiyor" dedi.
 
Kadınlar barış için de mücadelede en önde
 
Barış süreçlerinde dünyadan çeşitli örnekler veren Ayşe Kaşıkırık, diğer ülkelerde genel olarak reformlar yapıldığında, yasalar çıkarıldığında silahların bırakıldığının altını çizdi. Bu anlamda burada silah bırakma töreninin anlamlı olduğunun altını çizen Ayşe Kaşıkırık şu ifadelere yer verdi: "Kadınlar beraber barış dayanışma köprüleri kursun, ekonomik bakım baskılarımız fazla, biz barışı daha fazla istiyoruz. Olayın bize lütuf olarak sunulan bir şey değil, kadınlar yüz yıllardır haklarını mücadele ederek aldı, o yüzden hak verildi deyince tüylerim diken diken oluyor. Barışta da öyle oldu, kadınlar yine burada da mücadele etti. Biz, kimsenin canı yanmasın istiyoruz. Barış oldu tamam, yukarıda sindirildi ama tabanda halk bunu sindirebildi mi, halk bunu ekonomik, sosyal olarak yaşayabilecek mi? Cinsiyet, memleket, ailelerimizi doğarken seçemiyoruz, dolayısıyla sürekli bunlarla ilgili ithamlarla karşılaşabiliyoruz. Umarım bundan sonra barış süreci ile beraber bunu aşabiliriz."
 
Ayşe Kaşıkırık'ın konuşmasının ardından panel, soru-cevap kısmı ile sona erdi.