Ceren Cansu Sayın: Şiddete karşı feminist hukuku üretmeliyiz
- 09:01 4 Ocak 2026
- Hukuk
Nazlıcan Nujin Yıldız
MUĞLA – Kadına yönelik saldırılar ve hukukun bundanki rolüne dair konuşan Avukat Ceren Cansu Sayın, hukuk kurucunun patriyarkanın kendisi olduğunu belirterek, şiddetin bireysel değil, yapısal sistem bütünlüğü olduğunu vurguladı. Buna karşı ise kadınların, feminist hukuku üretmeleri gerektiğini söyledi.
Kadına yönelik şiddet ve kadın katliamları kırıma dönüşürken, buna karşı hukuk sistemi de mevcut yapısal şiddeti derinleştiriyor. Avukat Ceren Cansu Sayın ile kadına yönelik artan şiddeti, cezasızlık politikasını, şiddeti besleyen hukuksal kararlar ve mekanizmalara karşı nasıl bir müdahale ve mücadele edilmesi üzerine konuştuk.
*Erkek şiddetinin sürekliliğini sağlayan hukuksal ve kurumsal yapılar hangi biçimlerde işliyor ve bu yapılar şiddeti nasıl meşrulaştırıyor?
“Toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti biz niye erkek şiddeti diye kullanıyoruz günlük hayatımızda? Aslında tabii ki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin körüklediği ve sağlamlaştırdığı bir erkek şiddeti bu. Fakat erkek şiddeti demeyi daha doğru buluyorum. Burada tabii bir biyolojik indirgemecilik yapmak istemiyorum. Yani bir Sapiens'in erkek cinsi olarak şiddet uygulayan bir varlıktan bahsetmiyorum. Fakat geldiğimiz evrimsel süreçte de bunu uygulayan cins, erkek. Yani bir şekilde hem biyolojik hem de toplumsal avantajlarından kaynaklı olarak kendine şiddet uygulamaya hak gören bir kısımdan bahsediyorum. Erkek şiddetini münferit, sadece dosya bazlı olaylarla da tartışamayız. Çünkü erkek şiddeti yapısal bir şey. Yani gücünü patriyarkadan alan bir topluluk var ve bunu sadece şiddet uygulama amacıyla yapmıyor. Bir iktidar kurma ve iktidarını devam ettirme yöntemi erkek şiddeti.
Erkeklik normları ve sistem
Bu yüzden hukuk tartışırken ya da hukukun işlemezliğini tartışırken hukuk-patriyarka ilişkisini kurmak, patriyarkayı tanımlamak, hukukun kendisini tartışmak bence değerli. Bir patriyarka sistemi içindeyiz. Yani erkeklerin ve erkeklik normlarının, toplumsal, ekonomik, kültürel, hukuksal kurumlar aracılığıyla sistematik üstünlük kurduğu ve kadınların bedenine, emeğine, hareket alanına, hayatına dair söz hakkını daralttığı bir sistemden bahsediyoruz. Hukuk da bundan bağımsız değil. Hukuk sistemden, yaşamdan bağımsız, tanrısal birtakım kurallardan oluşan bir şey değil. Hukuk aslında içinde yaşadığımız sistemin kendisini devam ettirmek için kurduğu kurallar bütünü. Bu şu demek; hukuk kendisini kuran sistemden azade tartışılamaz.
Hukuk kurucu patriyarkanın kendisidir
Hukuk kurucu patriyarkanın kendisidir. Demek ki, bu hukuk da patriyarkanın özelliklerini taşıyacak. Hukuk aynı zamanda sermayeyi korur, hukuk aynı zamanda Türk’tür. Türk dışındakileri dışlar. Bizim bu hukuka olan güvenimiz, beni biraz sarsıyor bu yüzden. Sürekli hukuk devleti tartışması yapıyoruz ama sanki hukuk devleti patriyarkal değil, sermayeyi korumaz da sadece biz böyle bir yerden yaşıyormuşuz gibi davranıyoruz. Bu da bir hata. Hukuk bizim hukukumuz olursa güvenebiliriz. Mevcut pozitif hukukun, patriyarkal hukukun kendisi zaten kadın düşmanıdır.
Feministler yapısal şiddetti tartışmalı
Kadın düşmanı olmak zorunda, çünkü bu sistemin devam edebilmesi için kadın düşmanlığını örgütlemek zorunda ve erkek şiddetini güçlendirmek zorunda. En başta da dediğim gibi şiddet yalnızca birine zarar verme eğilimi değildir. Şiddet aslında kurucu araçtır. İktidar kurar, iktidarı devam ettirir. Hukuk zaman zaman uygulayıcılarının boşluğuna geldiği için işlemiyor değil. Bu bir politik tercih. Bir yapısal şiddet değerlendirmesi de gerekiyor bence. Yani tek tek şahısların hem şiddete maruz kalanın hem de şiddet uygulayanın iradesinde değil bu. Bu bir yapı meselesi. Şiddeti münferit, aile içine sıkıştırılmış ya da yalnızca duruşma salonlarında gördüğümüz olaylar olarak değerlendirirsek, erkek şiddetine karşı mücadeleyi de yanlış bir yerden kurarız. Son dönemde en azından feminist mücadelenin tartışması gerektiğini düşündüğüm konulardan biri bu”
*Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadelede ceza ve koruma rejimlerinin pratikteki işleyişini, hukukun patriyarkal iktidarın yeniden üretimindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Biz bunu teoride çok iyi tanımlıyoruz bence. Türkiye'de feminist teori o anlamda çok iyi bir yerde. Fakat pratikte nedense bu tartışmaları çok göz ardı ediyoruz. Çünkü bir şekilde hukukun kendisini işletmeye çalışıyoruz. Yıllarca 6284'ü işletme konusuna tıkalı kaldık. Ya da İstanbul Sözleşmesi'nin kendisine sıkışıp kaldık. Amacım bunları değersizleştirmek, göz ardı etmek, bunların önemini görünmez kılmak değil. Fakat bütün hukuki metinler, sokakta bir politik karşılığı varsa değerlidir.
İktidar kimdeyse hukuk ondandır
Türkiye, hukukun taraflı olduğunu, çok kolay değiştirilebilir bir şey olduğunu en kolay deneyimleyeceğimiz yer. Her gün kanun değişiyor bu ülkede. Biz tekrar gidip ‘hukuk bugün de öldü’ diyoruz. Hayır, hukuk budur. Hukukun kurucusu, hukuk yazıcısı vardır. O ne derse o olur. Yani iktidar kimdeyse hukuk da ondadır. Hukuku nasıl iktidar bir araç olarak kullanıyorsa, tabii ki biz de bir araç olarak kullanacağız.
Duruşma salonları bu yüzden önemli. O alanı tamamen devlete bırakalım, tamamen erkek şiddetine, erkeğin kendisine teslim edelim, biz oradan çekilelim demek değil bunlar. Konu, tek başına kanunun kendisi veya kanunun uygulayıcısıyla alakalı değil.
Erkeklerin cezalandırılması şiddete engel olmuyor!
Bir diğer konu indirimler konusu. Cezaların arttırılması, kadına şiddeti ya da kadın cinayetlerini azaltan ya da durduran bir yöntem değil. Yani, ‘biz 5 yıl vermeyelim de 10 yıl yatıralım’ dediğimizde, erkek şiddeti bitmiyor. Cezaevinden izin alıp çıkıp eski eşini, sevgilisini öldürenler. Bu örnekler çok fazla ve bu olay artık bir rutin halini de aldı. Buradan da şunu görebiliyoruz; cezanın arttırılması, demek ki erkek şiddetine engel bir yöntem değil. Cezaevi, onun şiddet eylemi göstermesini engellemiyor.
Erkeklik indirimi
Fakat cezasızlık da en nihayetinde bu insanları güçlendiriyor. Cezasızlıkla ilgili iki konu var bizim pratiğimizde. Bir tanesi iyi hal indirimi, diğeri de haksız tahrik indirimi. Öyle bir hale geldi ki bu ikisi sanki aynı gibi tartışılıyor. İyi hal indirimi, sanık olan bir vatandaşın yargılama süreci boyunca vatandaşlık görevlerini yerine getirdiğinde verilen indirim. Bunun sonucunda iyi hal indirimi alıyor. Takım elbise, kravat indirimi dediğimiz indirim bu. Haksız tahrik ise başka bir tartışma. Fakat bizde çok birbirine girdi ve bir erkeklik indirimi olarak tartışılıyor. Neden bir erkeklik indirimine dönüştü bu haksız tahrik konusu? Haksız tahrik, erkekler lehine değerlendirilen bir uygulama. Kişinin bir olay karşısında psikolojik durumunun değişmesi, derin bir elem yaşaması sonucunda suç işlemesi. Bizim hukukumuzda haksız tahrik indirimi, bir erkeklik indirimi olarak kullanılıyor ve bu da kadınların, kendi haklarına ulaşımında ciddi bir engel. Çünkü erkeği çok güçlendiriyor. Erkeği böyle güçlendiren uygulamalar varken kadının gidip yargıya, kolluğa, savcıya başvurması da zorlaşıyor.
Asıl olan kadını güçlendirmek
Bence burada feminist hukukçuların görevi çok büyük. Devlet bunu yapmayacak, o erkek şiddetini devam ettirmek zorunda zaten. Bizim yapmamız gereken şey, sonuca bakmaksızın feminist bilinçle o dosyayı takip etmek. Asıl olan kadını güçlendirmek, en önemlisi bir feminizm tartışması yapmak”
*Kadına yönelik şiddet alanında sıkça ‘keyfi uygulama’ olarak tanımlanan pratikleri, bireysel kararlardan ziyade hukukun kurumsal ve patriyarkal yapısı içinde nasıl konumlandırmak gerekir?
“Keyfi uygulama, keyfi işlem dediğimizde sadece o uygulamayı yapan personelin keyfiyetiyle alakalı değil. Kurumsal olarak erkek şiddetinin devam ettirilmesi üzerine yapılıyor bu. Eğer keyfilik dersek, sanki yapısal bir şiddet yok da şahısların o günkü ruh hallerinden kaynaklı, hatalı bir işlem gibi görünüyor. Fakat böyle değil. Yapısal şiddetin bir sonucu olarak, bu keyfi uygulamalar var. O yüzden kanunun kendisiyle uygulamayı da ayrı ayrı tartışmamak gerektiğini düşünüyorum. Bir bütünlük içinde tartışmamızın daha yararlı olduğunu düşünüyorum.
* Hukuk neyi koruyor?
Çünkü buradaki şiddet, kurumsal ve politik olarak üretiliyor. Şahısların tekelindeki bir şiddet eğilimi değil erkek şiddeti. Hukukun korumak istediği şey de orada şahıslar değil aslında. Sistem iktidarını devam ettirmesi için uyguladığı şiddeti korumaya çalışıyor. Kanun da öyle, uygulama da öyle. Nitekim takdir alanları var hukukta. Yani hâkimin takdir yetkisinin olduğu yerler var. Bu takdir alanları, kadınlar lehine de kullanılabilir ya da toplumsal cinsiyet eşitsizliğini önlemek için de kullanılabilir. Fakat böyle kullanılmıyor. Yani o yargılamayı yürüten yargıç ya da soruşturmayı yürüten savcı da böyle kullanmıyor o alanı. Çünkü geçtiği hukuk tedrisatı, patriyarkal hukuk tedrisatı. Doğal olarak erkek dışı olan hiçbir şeyi korumak üzerine ilerletmiyor o mantığı. Kanun böyle yazılırsa, uygulaması da böyle olur. Sonuçta kanun yazıcıyla uygulayıcıyı çok da birbirinden ayıramıyoruz hukukta.
6284 sayılı yasa gerçekte daha işlevli kullanılsa, gözle görülür bir değişim olacağını düşünüyorum. Yani kadın yargıç olsa da sonuçta pozisyonun kendisi erkek. Pozisyonun kendisi, gücünü erkek iktidardan alıyor.
*Devletin ve hukukun ‘faili koruma’ kabulü yerine, ‘makbul fail’ üzerinden işleyen seçici koruma pratiğini, patriyarkal hukuk sistemi açısından nasıl açıklıyorsunuz?
“Hukuk faili korumuyor. Mahkeme kendi vatandaşını koruyor, yani makbul vatandaşını. Bizim olduğumuz dosyalarda yine erkeği koruyor. Çünkü; Öz savunma uygulayan kadın dosyalarında kadını korumuyor. Devlet suç işleyeni koruyor da diyemeyiz. Devlet kendi makbul vatandaş kriterlerine uygun olan tarafı koruyor. Sanık da olsa, mağdur da olsa. Zaman zaman fail değil, erkeği koruyan bir işleve bürünüyor aslında.
Sistem faili değil, erkeği koruyor!
Öz savunma uygulayan kadın dosyalarına bakıyoruz, mesela Çilem Doğan dosyasını hatırlayalım. Çilem Doğan'ın dosyasında yaklaşık on üç tane koruma tedbiri kararı var. Buna rağmen meşru müdafaa kararı vermedi yargı ve olay pozitif hukuk anlamında da meşru müdafaa koşullarını sağlıyor. Yani bir arbede sırasında ölüm gerçekleşiyor. Tasarlama yok, önden planlamıyor, canavarca his yok. Tamamen meşru müdafaa koşulları gerçekleşiyor. Fakat buna rağmen yine erkeği korudu yargı. Mesela burada erkek, fail değildi. Ya da Nevin Yıldırım dosyasında yine aynı şey oldu. 15 yıl verdiler bu kadınlara. O yüzden faili koruyor diyemeyiz ama erkeği koruyor. Evet, Sünni olanı koruyor, Türk olanı koruyor, sermaye sahibini koruyor, zengin erkeği koruyor mesela. Şunu bilmek lazım; hukuk erkek şiddetini sönümlendirmek ya da bitirmek için yok. Hukuk, şiddeti kontrol altında tutmak için işliyor aslında. Hayatta kalan kadını güçlendirmiyor. Çünkü o kadın, patriyarka için bir tehdit. Onu korumayacaktır muhakkak”
*Cezasızlığın ortadan kalkması ve eril hukuk pratiğinin dönüşümü yasal değişikliklerle mümkün mü?
“Hukukla hukuk değişmez. Hukuku politik eylem değiştirir. Yasal değişiklikle de politik değişiklik olmaz, toplumsal değişikliğe sebep olmaz. Bu yüzden biz yasal değişikliği değil de nasıl hukuki kazanım elde edeceğiz, bunu tartışmalıyız.
Son yıllarda biz sürekli mağdur kadın dosyası takip ediyoruz. Çok az öz savunma dosyası var. Hukukun bize, ‘mağdursun, mağdur kalacaksın, daha da mağdur yaşayacaksın’ diyerek öğrettiği bu durumu sürekli devam ettiriyoruz. Tabii ki şiddet görmüş kadınların yanında olacağız ve dosyaları takip edeceğiz. Fakat politik değişim öz savunmadan geçiyor. Öz savunma uygulayan kadınların dosyalarını ne kadar çok takip edersek o kadar özne olacağız.
Feminist ve pozitif hukuku üretmeliyiz
En başta hukuku kim kuruyorsa hukuk onun hukukudur demiştik. Burada artık bizim feminist bir hukuk tahayyülü üretmemiz lazım. Patriyarkal hukukun karşısına bir feminist hukuk tahayyülü geliştirmemiz lazım. 6284 ve İstanbul Sözleşmesi tartışmaları bence yerini buldu ve bir süreci de çok güzel götürdü. Fakat artık kendisi bile hukuk devleti olduğunu iddia etmeyen bir devlete karşı biz pozitif hukuk savunuyoruz. Belki biraz o tartışmaları değiştirip kendi hukukumuzu tartışmamız gerekiyor diye düşünüyorum”







