Avukat Gazal Bayram Koluman: 32 yıl geçti çocuk hak ihlalleri değişmedi

  • 09:08 20 Kasım 2021
  • Güncel
DİYARBAKIR -  Avukat Gazal Bayram Koluman, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’ne ilişkin yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin sözleşmede taraf devlet olduğunu söyleyerek, sözleşmenin üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen çocuk hak ihlallerinin hala ağırlaşarak devam ettiğine dikkat çekti.
 
Çocukları korumak ve yaşam koşullarını iyileştirmek adına 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu tarafından “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” imzalanarak 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü olarak ilan edildi. 1994’ten bu yana Türkiye, sözleşmenin imzacılarından biri olmasına rağmen, ülkede çocuk hakları ihlalleri her geçen gün artarak devam ediyor. Bu hak ihlallerinin bölgeye doğru gelindikçe iki katına çıktığı görülüyor. Enes Ata, Ceylan Önkol, Helin Şen, Uğur Kaymaz, Cemile Çağırga, Şahin Öner, Ayaz Özdemir, Furkan Öner, Cihat Morgül, Rozerin Çukur, Efe Tektekin ve daha onlarca çocuk, devletin savaş politikaları sonucu katledildi.
 
Diyarbakır Barosu avukatlarından Gazal Bayram Koluman, çocuklara yönelik hem ülkede hem de bölgede yaşanan hak ihlallerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Türkiye üç maddeye çekince koydu’
 
Gazal, 1989 yılında uluslararası devletlerin bir araya gelerek ulusal bir sözleşme oluşturduklarını ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin bugün 193 ülke tarafından kabul edildiğini belirtti. Gazal, “O günden bugüne 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü olarak ilan edildi. Çocuk Sözleşmesi neyi kapsıyor? Birey olmaktan kaynaklı doğuştan sahip oldukları hakları kabul etmek ve bunların çocuğun sahip olması, yaşayabilmesi, bu haklara erişebilmesi için taraf devletlerin elinden gelen önlemleri alması gerektiği anlamına gelir. Türkiye de bu sözleşmeye ilk andan itibaren taraf oldu. Türkiye’nin çekince koyduğu üç madde var. Bunlar 17, 29 ve 30’uncu maddelerdir. Bu maddeler ülke içerisinde yaşayan azınlık çocukların anadilde eğitim ve kültürlerini yaşatabilme önündeki en büyük engeldir. Türkiye’nin bu çekinceleri kaldırması gerektiğini her sene dile getiriyoruz” dedi.
 
‘Anadilde eğitim görülmemesi hak ihlalidir’
 
17, 29 ve 30’uncu maddelerin önüne engel konulmasının çocuklara getirdiği dezavantajları anlatan Gazal, çocukların anadilinde eğitim görememesinin diğer dil bilen akranlarına göre eğitimde algı durumu yaşamasına neden olduğunu ve bir süre sonra da mental gerilik yaşamasından kaynaklı rehabilitasyon merkezlerine yöneldiğini ifade etti. Gazal, “Dolayısıyla Türkiye’nin en önemli hususu olan Kürdistan’da özellikle çocukların anadilinde eğitim görmesinin önündeki en büyük engeli halen kaldırılmadı. Tabi bu sözleşmenin çerçevesinde yaşam hakkı, sağlık hakkı, barınma hakkı sosyal devlet ve sözleşmeye taraf olma gereği devletin sorumluluğunda olan haklardır” sözlerine yer verdi.
 
‘Zırhlı araç çarpmaları gün geçtikçe artıyor’
 
Gazal, özellikle bölgede çok sayıda çocuğun ya zırhlı araç çarpması sonucu ya da mayınlardan kaynaklı yaşamını yitirdiğini belirterek, hayatta kalan çocukların ise çoğunun bedensel bütünlüğünü kaybettiğine dikkat çekti. Hükümetin bu anlamda hiçbir önlem almadığını ve çocukların korunamadığını dile getiren Gazal, “Zırhlı araç çarpmalarıyla ilgili neredeyse artık duymadığımız gün yok. Bunun öncelikli sebebi tabi ki Türkiye devletinin Kürt sorununa güvenlikçi bir politika ile yaklaşmış olmasıdır. Yani şehir merkezlerinde ciddi oranda güvenlikçi politikalarının artması neticesinde zırhlı araçların çok rahat gezmesiyle oluşmasından mümkün diyebiliriz. Bu kazalar olduğu zaman bunu bir trafik kazası olarak nitelendirmek mi yoksa devletin bu güvenlikçi politikası olarak mı nitelendirmek gerekir. Maalesef hem iktidarın izlediği yol ve yöntem hem de güvenlik güçlerinin geçirdiği idari soruşturmalarının cezasız kalması ve yine haklarında açılan adli süreçte çok küçük cezalarla cezalandırılması da etki ediyor” şeklinde konuştu.
 
‘Sözleşme imzalandı ama temizliğe başlanmadı’
 
Savaş atıkları ve mayınların da yaşam hakkı ihlaline neden olduğuna dikkat çeken Gazal, Türkiye’nin, taraf olduğu Ottawa Sözleşmesi gereği mayınlı alanların temizlemesini taahhüt ettiğine değindi. Sözleşmenin imzalandığı yıldan bu yana 16 yıl geçmesine rağmen Türkiye’nin mayınları temizlemeye dair girişimde dahi bulunmadığına işaret eden Gazal, “Lice’de Ceylan Önkol, Dersim’de 2019 yılında Nupelda ve Ayaz kardeşlerin hayatını kaybetmesi savaş atıklarının sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Bunların hepsi mayınla savaş atıklarının neticesinde olan ölümlerdir. Ayrıca çocukların sağlık hakkı noktasında doğal ve temiz bir çevrede yaşama hakkı sağlanmalıdır” ifadelerini kullandı.
 
Gazal son olarak şu ifadelere yer verdi: “Israrla vurgulamak gerekir ki; hem bölgede hem Türkiye genelinde çocuk cinsel istismarı, çocuk yaşta evliliklerinin önüne geçilemediği ve yargı erkinin eril bir zihniyetle olaylara yaklaşarak bu suçun faillerini koruduğu ve akladığı görülüyor. Yine bu olaylarda faillerin devlet görevlileri olması halinde kamudan yana değil de sanki devletin memurundan yana bir tavır izleyerek yargılananların aklandığını görmek mümkündür. Bu yaşananların yanı sıra pandemiyle beraber hem çocuk istismar vakası hem de artan yoksullukla birlikte çocuk işçiliğinin de fazlalaştığını görebiliyoruz.  Yani sözleşmenin imzalanmasının üzerinden 32 yıl geçti ama her sene tekrarladığımız gibi çocuk hak ihlallerindeki artışlar bir önceki seneye göre ağırlaşarak artıyor. Bunun asıl sebebi de iktidarın ve diğer muhalefet partilerinin çocuk hakları noktasında siyaset üstü bir politika izleyememesidir. Bir sonraki çocuk hakları gününde artık yaşanan hak ihlallerini değil de nasıl ileri bir adıma gittiğimizi konuşmayı umuyorum.”