‘Bu süreç Türkiye’nin sorun çözme kapasitesini ortaya koyacak’

  • 09:03 18 Nisan 2026
  • Hukuk
Gülistan Gülmüş 
 
RIHA - Devletin yasal adımlar atmamasının toplumda güvensizlik yarattığını belirten ÖHD’li Dicle Aksu, sürecin klasik reformların ötesinde bir geçiş dönemi adaleti olarak ele alınması ve somut düzenlemelerle ilerletilmesi gerektiğini vurguladı.
 
Kürt sorununa ilişkin yaklaşık 50 yıl boyunca Kürdistan’ın dağlarında, sokaklarında, kentlerinde ve cezaevlerinde özel savaş ve sıcak savaş politikaları sürdürüldü. Bu süreçte Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, çatışmaların sona ermesi ve barış zemininin oluşturulması için birçok kez adım attı. Ancak bu adımlar karşılık bulmadı ve her seferinde ağır sonuçlar doğurdu. Buna rağmen barış talebinden vazgeçilmedi. Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2025 tarihinde “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla yeni bir sürecin kapısını araladı. Bu tarihten sonra hem Abdullah Öcalan hem de örgüt çeşitli adımlar atarak sürece dair iradelerini ortaya koydu. Meclis’te Kürt sorununa çözüm ve barışın güvencesini oluşturmak amacıyla bir komisyon kuruldu. Ramazan Bayramı’nın ardından hayata geçirilmesi beklenen yasal düzenlemeler ise hâlâ yapılmadı. Sürecin başlamasının üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen, devletten beklenen adımlar atılmış değil.
 
Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Dicle Aksu, söz konusu yasal düzenlemelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Hukuki adımların atılmaması güvensizlik yarattı’
 
Dicle Aksu, silahların bırakılmasının ardından hukuki sürecin işletilmemesinin toplumda ciddi bir güvensizlik yarattığını belirtti. Sürecin geciktirilmesinin güven kaybına yol açtığını ifade eden Dicle Aksu, şunları söyledi: “Ramazan Bayramı'nın ardından 2025 yılında silahların bırakılması, çözüm süreciyle birlikte tarihsel olarak çok kritik bir değişiklikti. Bundan sonra geçilmesi gereken şey, hukuk düzeninin kurgulanmasıydı. Bayramdan sonra buna geçileceği söylendi, böyle bir vaatte bulunuldu. Fakat böyle bir düzenlemeye geçilmedi. Bu aslında devletin vaatlerini yerine getirmemesi sonucunu doğurdu ve halkta da bir güvensizlik yarattı. Devletler için silahlı çatışmaları sonlandırmak zor olabilir ama bu süreçte bir sorumluluk alındı ve buna rağmen herhangi bir adım atılmaması halkta güven sorunu yarattı.”
 
‘Süreç geçiş dönemi adaleti olarak ele alınmalı’
 
Sürecin yalnızca reformlarla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Dicle Aksu, daha kapsamlı bir hukuki dönüşüme ihtiyaç olduğunu vurguladı. Dicle Aksu, “Bu süreci klasik reformların ötesinde bir geçiş dönemi adaleti olarak niteleyebiliriz. Öncelikle ceza hukukunda yapılan geniş yorumlamalar üzerinden oluşan mağduriyetlerin ele alınması gerekiyor. Ardından ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve siyaset yapma hakkının resmî olarak tanınması gerekiyor. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde yönetim meselesi sadece idari bir düzenleme olarak değil, demokratik ve örgütlü şekilde kendilerini yönetmeleriyle ilgili ele alınmalı. Anadil hakkı ve kültürel hakların anayasada tanımlanması ve buna güven duyulması gerekiyor. Aynı zamanda yapılacak bu düzenlemelerle ilgili bir denetim mekanizmasının kurulması gerekiyor” ifadelerini kullandı. 
 
 
‘Yeni bir toplumsal sözleşme olarak değerlendirilmeli’
 
Yapılacak düzenlemelerin yalnızca güvenlik eksenli olmadığını belirten Dicle Aksu, bunun daha geniş bir dönüşüm anlamına geldiğini ifade etti. Dicle Aksu, “Bu yasalar dar anlamda bir güvenlik düzenlemesi gibi değil, yeniden bir toplum sözleşmesini tanımlayan düzenlemeler olarak değerlendirilebilir. İlk etapta silah bırakma sürecine dahil olanlar, daha sonra siyasi mahpuslar ve ardından Kürt toplumu ele alınabilir. Bu sadece Kürt toplumu için değil, Türkiye’deki tüm halklar için bir güvence adımı olacaktır. Hukuk devleti ve demokratik yasalar devreye girdiğinde toplumun tüm kesimleri kendini daha güvende hisseder” diye konuştu. 
 
‘En büyük risk toplumsal güvenin zayıflaması’
 
Sürecin yavaş ilerlemesinin en büyük riskinin toplumsal destek kaybı olduğunu ifade eden Dicle Aksu, bunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini sözlerine ekledi. Dicle Aksu şöyle devam etti: “Hukuki sürecin yavaşlatılmasının en büyük risklerinden biri, toplumun güveninin erozyona uğramasıdır. Bu süreçte en büyük desteğimiz toplumdur. Eğer toplum bu desteğini çekerse, süreci ilerletmek zorlaşır. Kürt toplumunda ‘haklarımız yine erteleniyor’ algısı oluşuyor. Daha önce güven kaybı yaşandığı için bu süreçte de güvenmekte zorlanılıyor. Bu da toplumsal desteğin geri çekilmesine neden oluyor ve çözüm sürecini yavaşlatıyor, hatta bozabilir. Aynı zamanda siyaset alanı daralır ve demokratik zeminde siyaset yapılamaz hâle gelir.”
 
 
‘Sürecin hızlanmasıyla güven yeniden sağlanabilir’
 
Dicle Aksu, sürecin hızlandırılması halinde önemli kazanımlar elde edilebileceğini söyledi. Bunun tüm toplumu kapsayan bir dönüşüm olacağına dikkat çeken Dicle Aksu, “Süreç hızlanırsa hukuki belirsizlikler ortadan kalkar. Hem cezaevinde bulunanlar hem de hakkında dosya bulunan yurttaşlar için bu geçerlidir. Silah bırakma sürecine dahil olanlar ve uzun süredir tutuklu bulunanlar için de kapsamlı bir çözüm anlamına gelir. Bu adımlar Kürtler açısından aidiyet duygusunu güçlendirir. Anayasada kimlik, dil ve kültürel haklara dair bir tanım olmaması bu hissi zayıflatıyor, yapılacak düzenlemeler bunu güçlendirebilir. Bu süreç sadece Kürt meselesi değil, Türkiye’nin sorun çözme kapasitesini ortaya koyacak bir sınavdır. Tüm toplumu etkileyecek bir sonuç doğuracaktır. Bu nedenle sürecin hızlı ve doğru bir zamanlamayla ilerletilmesi gerekiyor” dedi.