Silah bırakma töreni, kadının barış estetiği ve tarihin değişimine tanıklık

  • 09:04 15 Mayıs 2026
  • Jineolojî
“Silahlarını herhangi bir devlete teslim etmeyen gerillalar, kadın öncülüğünde gerçekleştirdikleri törenle silahları imha ederek dünya mücadele tarihinde yeni bir eşik açtı. Şikefta Casenê’deki tören, yalnızca bir silah bırakma değil; kadının barış estetiğiyle tarihin akışına müdahalesi olarak kayda geçti.”
 
Dicle Müftüoğlu
 
Tarih, jineolojînin temel mücadele alanlarından biridir. Kadın açısından gizlenen, yok edilen, tersyüz edilen tarih, geçmişin arkeolojik bir kazı ile gün yüzüne çıkartılması ne kadar önemliyse, bugünün doğru not edilmesi de bir o kadar kilit bir yerde durmaktadır. Belki de tam da buraya Abdullah Öcalan’ın “Tarih günümüzde gizli ve biz tarihin başlangıcında gizliyiz” özdeyişi ve tarih tanımlamasını not düşmekte yarar vardır. Tarihin bugünden, kadın gözüyle; bakış açısı ve diliyle yazılması, geleceğin inşası için ön açıcı olacaktır. Tarihleri “yok edilen”, kölelikten öte bir tarihleri olmayan kadının tarih yazımı, tıpkı Afrika özdeyişindeki aslanların kaderine benzemektedir. O özdeyişte de belirtildiği gibi, “aslanlar kendi tarihlerini yazana kadar, av hikâyeleri her zaman avcıların kahramanlığını anlatacaktır.” Bu nedenle Kürt kadın mücadele gerçekliğinde, kadının kendini özgür bir birey olarak yaratımının paralelinde tarihini yazma mücadelesi ön plana çıkmaktadır.
 
Bu yönüyle Özgür Basın geleneği de 30 yılı aşkın süreçteki çabasıyla böylesi bir yaratımın öncülüğünü yapmaktadır. Bir halkın varlık mücadelesine paralel yürünen yolda büyüyen bir tarih yazımı söz konusudur. Özgür Basın, özelde de 1990’lı yıllarda Kürt halkına yönelik köy boşaltma, yakma, katliam, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar gibi bir halkı yok etmeye dönük saldırıları dünyaya duyurma sorumluluğunu üstlenmekle kalmamış, Kadın öncülüğünde ilerleyen bir özgürlük mücadelesini de tarihe not düşme görevini yerine getirmiştir. Roboski’de 28 Aralık 2011’de, sınır hattında bombalar çoğu çocuk 34 canın bedenini parçalarken, dünya kör, sağır dilsizi oynamıştır. Özgür Basın o gün o alana giderek, parçalanan bedenlerin battaniyelere sarılarak köy meydanına taşındığını dünyaya duyurmasaydı, böylesi bir bilişim çağında savaş uçaklarının bombalarıyla parçalanan bedenler kimseler görmeden gömülecek, ağıtlar boş duvarlara yankılanacaktı.
 
Tarih yaprakları Ağustos 2014’ü gösterdiğinde, dünyanın bildikleri; kara bulutların Êzidî kadınların örgülerine yapışması ve onları köle pazarlarına sürükleyişiyle sınırlı kalacaktı. Özgür Basın olmasaydı, DAİŞ saldırısında yaşamını yitiren Dilişan İbiş, Deniz Fırat gibi hakikat öncüleri olmasaydı, Kürt kadınlarının örgütlü mücadelesiyle kara bulutları dağıtışına bu kadar yakından tanıklık edilemeyecekti. Kobanê özgürleştirildiği anda atılan ilk zılgıtlar ve “26 Ocak saat 3’e 10 var. Kobanê özgürleşti” sözleriyle DAİŞ’in yenilgisinin başlangıcını kayıt altına alarak dünyaya duyurma görevi de bu onurun tarihe kaydedilmesi de bu denli yakından mümkün olmayacaktı. Şimdi de yeninin yaratımına tanıklık etmek ve onu tarih sayfalarına yazma sorumluluğu gazetecilerin önünde durmaktadır. Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Cesenê’de gerçekleştirilen bu törenin takibi ve doğru bir şekilde tarihe not düşürülmesi de Özgür Basın’ın omuzlarındaki yeni görevdir.  
 
Suyun akış yönünü değiştirmek 
 
Kürt halkının özgürlük mücadelesinde yeni bir momenti işaret eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci ayrı bir yerde durmaktadır. Kürt sorununun çözümünü “hukuksal ve siyasal” zemine taşıma kararı doğrultusunda tarihi bir çıkış yapan Abdullah Öcalan, 27 Şubat’ta Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı yaparak tüm herkesin ezberlerini bozmuştur. 47 yıldır bir fiili verdiği silahlı mücadeleye öncülük eden PKK’nin kendini feshetmesinin de önerildiği bu çağrı doğrultusunda, 12’nci kongre ile büyük ve tarihin akışına müdahale anlamını taşıyan kararlar alındı, “silahlı mücadele” sona erdirildi. Bu kapsamda, çözümde ve değişimde ısrarın nişanesi olarak 11 Temmuz’da Federe Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde bulunan, tarihi ve yapısı da bir o kadar derinlikli olan Şikefta Casenê’de KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat öncülüğünde bir grup gerilla silahlarını imha etti. 
 
Törenin kadın öncülüğünde yapılmış olması, Ortadoğu ve dünya mücadele tarihinde oluşturduğu yeni biçimle sıradan yaklaşılamayacak; tarih sayfalarında akan herhangi bir gün olarak not edilmediği de ayrı bir gerçekliktir. Törene tanıklık eden her bir birey için farklı anlamlar ve duygular barındırsa da bir gazeteci için üzerinde durulması ve analiz edilmesi gereken bir “olay”, “eylem” niteliğindedir. Tam da bu noktada, bir gazeteci olarak bu eyleme tanıklığımı değerlendirirken, törenin pek çok açıdan taşıdığı ilkleri de göz önünde bulundurarak, kadının öncülüğüne; barış istemine ve kendini dönüştürme, kendini dönüştürürken toplumu ve erkeği dönüştürme yetisine bakmak gerekmektedir.
 
Kürt sorununun çözümü tartışmalarında, yine devletle kurulan her diyalog döneminde olduğu gibi bu süreçte de dünya örnekleri hatırlandı ve tartışmaya açıldı. Her coğrafyanın, mücadelenin, halkın ve onu “sömüren” devlet ve yapılarının kendi farklılıkları ve özgünlükleri olsa da tüm ezilen halkların mücadeleleri birbirinden güç alan, esinlenen yönlere de sahiptir. Ancak 11 Temmuz’da Şikefta Casenê’de düzenlenen törenin, birçok yönüyle ilkleri barındırdığını ifade etmek ve altını özenle çizmek gerekmektedir.  
 
Tarihsel Dönüşümdeki Rolü ve Dünya Örnekleri
 
Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrıda olduğu gibi Barış ve Demokratik Toplum süreci bir sonu değil yeni bir başlangıcın kapısını aralayarak özgürlüğü sağlamak için dönüşümün zorunluluğuna işaret etmiştir. “Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır” diyen Abdullah Öcalan, dönemin yeni dilinin oluşturulması için Türkiye ve dünya tarihinin en uzun soluklu silahlı mücadelelerinden birinin sona erdirilerek demokratik siyasete alan açılmasına öncülük ederek böylece dönüşümün tarihsel sorumluluğunu da üstlendi. 
 
Dünya örneklerinin hiçbirinde de silahlı mücadelenin bitişi böylesi bir törenle gerçekleşmemiştir. Ömürlerini halkların özgürlüğüne adayan ve bunu silahlı mücadeleyle gerçekleştiren bu gerilla grubu, silahlarını herhangi bir devlete teslim etmedi ya da sadece silah bırakıyoruz demedi. Demokratik siyasete alan açmak için silahları tamamen ortadan kaldırmayı ve buna dair kararlılığı ortaya koymayı amaçlayan bu simgesel tören, özgürlük hareketinin yarattığı ilklerden birine dönüşmüştür.
 
Endonezya ve Açe Bölgesi’nin bağımsızlığı için savaşan Özgür Açe Ordusu (GAM) ile devlet arasında 26 yıl süren savaş, 2002–2003 yıllarında gerçekleştirilen müzakerelerle sona ermiştir. Devlet ile GAM arasında yapılan anlaşma sonucunda ordu savunma pozisyonuna geçerken, örgüt de silahlarını depolara bırakmayı kabul etmiştir.
 
İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) ile İngiltere arasındaki uzun yıllar süren çatışma hali, müzakere deneyimlerinin sonunda son bulmuş; IRA silah bırakırken İngiltere ordusu da çekilmiştir.
 
İspanya’nın Bask Bölgesi’nin bağımsızlığı hedefiyle 1968’de mücadeleye başlayan ETA ise silah bırakma kararını herhangi bir müzakere sonucunda değil kendi mücadelesi açısından silaha gerek kalmadığı düşüncesiyle almıştır.
 
Kolombiya hükümeti ve FARC arasında, Kasım 2016'da Kongre tarafından onaylanan revize edilmiş bir barış anlaşması imzalanmıştır. FARC, 27 Haziran 2017'de silahlı bir grup olmaktan çıkmış silahsızlanmış ve silahlarını Birleşmiş Milletlere teslim etmiştir.
 
Demokratik siyasete alan açan PKK ise tüm dünya örneklerinden farklı olarak, düzenlediği simgesel törenle silahlarını imha etmiştir. Kadın öncülüğünde gerçekleşen bu törende, farklı yaş, komuta ve mücadele deneyimine sahip olan 15 kadın ve 15 erkek gerilla silahlarını yakmıştır. 
 
* Yazının devamı “Törenin Yapıldığı Alan” başlığıyla haftaya yayınlanacaktır.
 
*Bu yazı, Jineolojî Dergisi’nin “Kadın ve Barış” dosya konulu 37. sayısından kısaltılarak alınmıştır.