1 Mayıs’ta kadınlar konuştu, medya susturdu

  • 09:06 3 Mayıs 2026
  • Medya Kritik
Gülistan Gülmüş
 
HABER MERKEZİ – 1 Mayıs alanlarında kadınlar emeğin sömürüsüne ve şiddete karşı politik bir söz kurarken, medya bu sözün içini boşalttı; kadınları görünür kılmak yerine sesini bastırdı. 
 
Kürdistan ve Türkiye kentlerinde 1 Mayıs bu yıl da binlerce kişinin katılımıyla kutlandı. Kadınlar meydanlardaydı. Emeğin sömürülmesine, yoksulluğa, şiddete karşı sözlerini yükseltti. Ancak ekranlara ve manşetlere bakıldığında başka bir tablo ortaya çıktı: Kadınlar alandaydı, ama medyada yoktu. Daha doğrusu vardı, ama kendi sözleriyle değil.
 
1 Mayıs alanlarında kadınlar açık konuştu. Taşıdıkları pankartlarda, attıkları sloganlarda tek bir çerçeve vardı: Yoksulluk da, güvencesizlik de, şiddet de bir tesadüf değil. Hepsi politik. Kadınlar bunu söyledi. Ama medya bu sözün büyük kısmını ya kesip attı ya da etkisizleştirdi.
 
A Haber hak aramayı ‘suç’ olarak gördü
 
İktidara yakın medya kuruluşları için 1 Mayıs, bir hak arama günü değil, “düzenli bir etkinlik” gibiydi. A Haber ekranlarında meydanlar “birlik ve beraberlik” görüntüleriyle verildi. Kadınların itirazı, talepleri, öfkesi yok sayıldı. Eylem hakkı ise “korsan gösteri” başlığıyla kriminalize edildi. “575 kişi gözaltında” denildi ama neden gözaltına alındıkları söylenmedi. Böylece hak arayanlar değil, hak aramanın kendisi suç gibi gösterildi.
 
Hürriyet’ten ‘coşkulu kalabalık’  kurgusu
 
Benzer bir silikleştirme Hürriyet gibi iktidara yakın gazetelerde de görüldü. 1 Mayıs haberleri “renkli görüntüler”, “coşkulu kalabalıklar” üzerinden kuruldu. Kadınların taşıdığı pankartlar, dile getirdiği eşitsizlikler ve sömürüye karşı sözleri arka planda kaldı. Kadın emeği, bir mücadele başlığı olmaktan çıkarılıp görsel bir detaya indirildi.
 
NTV yine şaşırtmadı 
 
NTV gibi kanallarda ise başka bir yöntem devreye girdi: sayılar ve güvenlik. Kaç kişi katıldı, hangi yollar kapandı, kaç kişi gözaltına alındı… Haber bu çerçevede kuruldu. Bu teknik dil, politik içeriği görünmez kıldı. Kadın emeği, bu sayılar arasında kayboldu.
 
Anadolu Ajansı’ndan ‘nötr’ dil ile tarafsızlık iddiası
 
Anadolu Ajansı gibi ajanslarda ise daha “nötr” bir dil tercih edildi. Ancak bu nötrlük de tarafsız değildi. Kadınların yaşadığı güvencesizlik, bakım yükü, kayıt dışı çalışma gibi özgün sorunlar ayrı bir başlık olarak ele alınmadı. Kadınlar kalabalığın içinde yer aldı ama özne olarak kurulmadı.
 
Muhalif medya sahadan aktarımla yetindi 
 
Muhalif medyada ise tablo kısmen değişti. Kadınlara söz verildi, meydandan sesler duyuldu. “Hak için buradayız” diyen kadınlar ekrana taşındı. Ancak burada da başka bir sınır ortaya çıktı: Söz vardı, ama derinlik yoktu. Kadınların işaret ettiği sistematik sömürü çoğu zaman sahadan aktarımla sınırlı kaldı.
 
Oysa meydanlarda kurulan bağ çok netti. Kadın emeğinin değersizleştirilmesi bir tesadüf değil, bir tercih. Savaş politikaları yoksulluğu büyütüyor, demokratikleşme eksikliği güvencesizliği derinleştiriyor, cezasızlık şiddeti sürekli kılıyor. Kadınlar bunu söyledi. Medya ise bu bağı kurmamayı tercih etti.
 
Medya dilini yeniden kurdu
 
Bu yüzden sorun sadece “kadınların görünmemesi” değil. Sorun, kadınların sözünün dönüştürülmesi. Ya kriminalize edildi, ya yumuşatıldı ya da tamamen etkisiz hale getirildi. Kadınlar meydanda politik bir dil kurdu, medya ise bu dili parçalayarak yeniden kurdu.
 
İçi boşaltılmış bir görünürlüğe sığındı
 
1 Mayıs’ta kadın emeği medyada yer buldu, ama kendi gerçeğiyle değil. Görünürlük vardı, ama içi boşaltılmış bir görünürlük. Oysa kadınlar çok açık bir şey söylüyor: Bu düzen emeğimizi sömürüyor. Bu bir kader değil, politika.
 
Gerçek bir gazetecilik ise ancak bu sözü olduğu gibi duyurduğunda başlar.