‘Barışın inşasında kadının iradesi belirleyici’
- 09:02 23 Mayıs 2026
- Güncel
Rozerin Gültekin-Pelşin Çetinkaya
AMED - Barışın yalnızca çatışmasızlık değil, aynı zamanda yapısal şiddetin ortadan kaldırılması anlamına geldiğini belirten Jineoloji akademisinden Ezgi Çelik, kadınların barış süreçlerinin yalnızca söz kurucuları değil, asli inşacıları olduğunu söyledi.
Kadınların barış süreçlerine katılımı, yalnızca temsiliyet meselesi değil, demokratik ve kalıcı bir yaşamın inşası açısından temel bir gereklilik özelliğini taşıyor. Savaşın, çatışmanın, göçün ve yoksulluğun en ağır sonuçlarını yaşayan kadınlar, aynı zamanda yaşamı yeniden kuran toplumsal hafızayı da taşıyor. Bu nedenle kadınların yer almadığı hiçbir barış süreci ne toplumsallaşabilir ne de kalıcı hale gelebilir. Tam da bu noktada kadınların devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne katılımı hayati önem taşıyor. Ayrıca Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın barış çağrısını sahiplenen kadınlar, sürecin gereklerine uygun bir mücadele hattı örerek, “Bu sürecin inşacıları biz olacağız” diyor. Tüm engellemelere rağmen süreçte aktif rol alma mücadelesini sürdüren kadınlar, mevcut sürecin kritik bir aşamada olduğuna dikkat çekerek artık söylemin ötesine geçilmesi gerektiğini vurguluyor. Kadınlar, statü ve yasal düzenlemeler başta olmak üzere demokratik adımların bir an önce atılması gerektiğinin altını çiziyor.
Jineoloji akademisinden Ezgi Çelik, mevcut süreçte kadının rolünü değerlendirerek, bu tarihi süreçte yapılması gerekenleri sıraladı.
‘Biz kadınlar, barışın asli inşacılarıyız’
Barış ile tüm sorunların çözümünün mümkün olduğunu söyleyen Ezgi Çelik, “Öncelikle özgürlüğü, demokrasiyi ve barışı nasıl tanımladığımızı konuşmamız gerekiyor. Bizler sadece kadınlar olarak değil, bütün kimlikler olarak bu kavramları yeniden tarif ediyoruz. Şunu çok net söylüyoruz: Barış süreçlerinin yalnızca söz kurucuları değil, aynı zamanda asli inşacıları kadınlardır. Kadınlar olarak bu süreçlerin öznesiyiz; sahiplenen, büyüten ve ileriye taşıyan tarafıyız. Kendimizi yalnızca söz söyleyen bir yerde konumlandırmıyoruz. Barışın inşasında aktif rol oynayan özneler olarak görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki barışı konuşmak, aynı zamanda şiddetsiz bir yaşamı da konuşmaktır. Yapısal şiddetin çözümlenmesini konuşmaktır. Örneğin, ev içinde ya da tüm alanlarda yaşanan şiddeti görmezden gelerek barışı tartışamayız. Barış, tam da bu şiddet biçimlerinin ortadan kaldırılmasıdır. Toplum içinde, ilişkilerde, kamusal alanda ya da evde karşı karşıya kaldığımız yapısal şiddete karşı yürüttüğümüz mücadeleyi barıştan bağımsız görmüyoruz. Bu mücadeleyi aynı zamanda bir varlık mücadelesi olarak değerlendiriyoruz. Bütün kimliklerimizle, bütün varoluş biçimlerimizle bu sürecin içinde yer alma mücadelesi veriyoruz” dedi.
‘Demokratik entegrasyon şart!’
Ezgi Çelik, barış sürecinin derin ve uzun soluklu bir inşa süreci olduğunu aktararak, “Bizim için barış, yalnızca tarafların bir masa etrafında oturup konuşması değildir. Barış çok daha derin, çok daha uzun soluklu bir inşa sürecidir. Ve biz kadınlar bu sürecin ana özneleri olduğumuzu söylüyoruz. Bir de bu süreçte demokratik entegrasyon da hayati bir noktada duruyor. Demokratik entegrasyon kavramı ilk tartışılmaya başlandığında asimilasyonla çok karıştırıldı. Oysa demokratik entegrasyon, diğerine benzemek ya da diğerinin içinde erimek değildir. Tam tersine; bütün farklılıkların kendi öz halleriyle yaşam içinde yer bulabilmesidir. Çünkü herkesin birbirine benzediği bir yerde ne farklılıktan ne de gerçek bir birliktelikten söz edilebilir. Orada ancak tek tipleşme olur. Bizler kendi rengimizle, dilimizle, kültürümüzle, sanatımızla ve varoluş biçimlerimizle bir arada yaşamı örgütlemeye çalışıyoruz. Aslında binlerce yıldır bu topraklarda farklı kimliklerle bir arada yaşadık. Bugün burada da bu renklilik kendisini var etti, sözünü söyledi. Bu sözlerin birbirleriyle buluşmasının toplumsal dönüşüme ve ortak yaşamın inşasına katkı sunacağına inanıyoruz” diye belirtti.
‘Abdullah Öcalan’ın yasal statüsü kritik bir yerde duruyor’
Başmüzakereci Abdullah Öcalan’a yönelik tecritin hala devam ettiğine dikkat çeken Ezgi Çelik, “En temel talebimiz, hiçbir farklılığın dışarıda bırakılmadığı bir yaşamın kurulmasıdır” diyen Ezgi Çelik, “Herkesin kendisini var edebildiği, birlikte yaşamın mümkün olduğu bir toplumsallığı inşa etmek istiyoruz. Bugün emeği görünmez kılınmış, bilgisi yok sayılmış bir toplumsal gerçeklikle karşı karşıyayız. Demokratik modernite ve demokratik entegrasyon tartışmaları tam da buna karşı bir mücadeleyi ifade ediyor. Bu süreç aynı zamanda kadınlar eliyle örülen bir süreçtir. Tabi bunları konuşurken önemli bir noktaya da değinmek gerekiyor. Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit hali hala devam ediyor. Bu tecrit halinin yalnızca bir kişiye yönelik olmadığını düşünüyoruz. Bu durumun bütün topluma yayılan bir etkisi var. Tecrit devam ettiği sürece toplum üzerindeki baskı ve kırılmaların da süreceğini düşünüyoruz. Bu nedenle barış sürecinin hukuksal bir zemine kavuşması büyük önem taşıyor. Özellikle Sayın Abdullah Öcalan’ın statüsünün tanınması, sürecin devamlılığı açısından kritik bir yerde duruyor” diye belirtti.
‘Barışın kalıcılaşması için hukuksal adımlar acilen atılmalı’
Ezgi Çelik, mevcut sürecin toplumsal umut açısından tarihsel bir fırsat olduğunu belirterek, “Bu süreçlerin uzaması toplumda zaman zaman umutsuzluk ve güvensizlik yaratabiliyor. Çünkü bu halk daha önce de birçok kez barış görüşmelerine tanıklık etti. Ancak bugün yaşanan süreci tarihsel bir fırsat olarak görüyoruz. Bu fırsatın güçlenebilmesi için hukuksal adımların hızla atılması gerekiyor. Bizler de bu adımların atılması için Barış Anneleri’nden sivil toplum kurumlarına kadar pek çok yapıyla birlikte çeşitli eylem ve etkinlikler yürütüyoruz. Yarın yapılacak yürüyüş de bu çalışmaların bir parçası olacak. Toplumun talebine kulak verilmesi gerekiyor. Bu körlüğün ve sağırlaşmanın ortadan kalkması gerekiyor. Aksi halde toplumsal kırılmalar daha da derinleşebilir. Bunun çözüm yollarından biri de tecridin kaldırılması ve demokratik, hukuksal bir statünün sağlanmasıdır” diye konuştu.







