‘Doğamızı İgnis’e teslim etmeyeceğiz’

  • 09:02 20 Haziran 2026
  • Ekoloji
İZMİR - Gimgim ve Kanîreş'te yapılmak istenen JES projeleri iptal edilene kadar direnmekten vazgeçmeyeceklerini ifade eden kadınlar, “Doğamızı, suyumuzu ve toprağımızı korumakta kararlıyız. Doğamızı, İgnis şirketine teslim etmeyeceğiz” dedi.
 
Türkiye ve Kürdistan'da Güneş Enerji Santrali (GES), Hidroelektrik Enerji Santrali (HES) ve Jeotermal Enerji Santrali (JES) projeleriyle doğaya yönelik talan sürerken, ABD merkezli IGNIS şirketinin Mûş'un Gimgim (Varto) ve Çewlîg'in Kanîreş (Karlıova) ilçelerinde hayata geçirmek istediği JES projelerine karşı direniş büyüyor. Hem bölgede hem de birçok kentte sürdürülen eylemlerle projeye tepki gösterilirken, 22 köyü doğrudan etkileyecek JES projesinin iptal edilmesi talebiyle başlatılan çadır nöbeti direnişi sürüyor. Direnişin ön saflarında yer alan kadınlar ise ekolojik yıkım projelerinin özellikle Kürdistan'da uygulanmasını, halkları topraklarından kopararak yaşam alanlarını ve kültürel varlıklarını hedef alan politikaların bir parçası olarak değerlendiriyor.
 
‘Topraklarımızın talan edilmesine izin vermeyeceğiz’
 
Yıllarca doğup büyüdüğü topraklarda hayvancılıkla uğraştığını belirten Birsen Güneşer Demir, JES projelerinin yalnızca doğaya yönelik bir saldırı olmadığını, kadınların toplumsal yaşam içindeki rolünü de hedef aldığını vurguladı. Topraklarını terk etmeyeceklerini ifade eden Birsen Güneşer Demir, “Buraya yeni geldim ama annemle babam hâlâ orada yaşıyor. Biz hiçbir zaman topraklarımızı terk etmedik. Topraklarımızın bu şekilde talan edilmesine de asla izin vermeyeceğiz. Topraklarımızı vermeyeceğiz; koruyacağız. Korumak da zorundayız. Kadınlar giderek ikinci plana itilmeye çalışılıyor. Bu bilinçli ve planlı bir süreç. Kadınları daha da geriye düşürmek, etkisizleştirmek ve yok saymak istiyorlar. Çünkü bizim memleketimizde kadınlar her zaman öncü olmuştur. Yürüyüşlerde de mücadelede de en önde kadınlar yer alır. Kadınların sözüne değer verilir. Kadınlar bilinçli, kendini yetiştirmiş insanlardır. İşte tam da bu yüzden böyle kadınlardan korkuyorlar. Korktukları için onları ikinci plana itmeye çalışıyorlar. Ancak buna izin vermeyeceğiz. Biz varız ve her zaman da var olacağız. Annem ve babam yıllardır orada yaşıyor. Topraklarını terk etmediler. Ben de onların kızı olarak kardeşlerimle birlikte hiçbir zaman toprağımızı bırakmayacağız. Bu mesele yalnızca Varto'nun meselesi değil. Eğer gerçekten kendimizi yetiştirmiş, geçmişimizin değerini bilen insanlarsak; toprağımızı, hayatımızı ve geçmişimizi terk etmemeliyiz. Geçmişimize saygı duymalı ve bu değerleri çocuklarımıza bırakmalıyız. Bu güzelliği ve bu onuru geleceğe taşımak zorundayız. Hep birlikte olalım. Hiçbir zaman ayrışmayalım. Kadın, erkek fark etmeden; hangi düşüncede ya da hangi siyasi görüşte olursa olsun herkes ortak bir noktada buluşsun. Tek düşüncemiz ve tek amacımız topraklarımızı korumak olsun” dedi.
 
‘Kadınlar JES istemiyor’
 
Mûş'un Gimgim ilçesine bağlı Xwarik köyünden olan İpek Kiper ise JES projesine karşı yürütülen mücadelenin her geçen gün büyüdüğünü kaydetti. Doğup büyüdüğü toprakları savunmak için nöbet alanında yer aldığını ifade eden İpek Kiper, Xwarik köyünde kurulan çadırlarda bir ay boyunca kaldığını söyledi. İpek Kiper, “Nisan ayının 22'sinde bölgeye gittim. 24 Nisan'daki mitingde de oradaydım. Bir ay boyunca çadırlarda kaldık. Çok büyük bir mücadele verdik. Kadın, erkek, çoluk çocuk hep birlikte büyük bir dayanışmayla direndik. Topraklarımıza, suyumuza, doğamıza ve bitkilerimize sahip çıkıyoruz. Bugün de buradayız. İgnis'in önündeyiz. Mücadelemiz tüm kararlılığıyla devam ediyor. Biz hep buradayız ve hep var olacağız. JES istemiyoruz. Biz kadınlar, yaşamı koruyan ve büyüten insanlar olarak her zaman ön plandayız. Her alanda olduğu gibi burada da güçlü bir kadın dayanışması var. İçinde yer aldığım platformlarla birlikte büyük bir mücadele yürütüyoruz. Doğamızı, suyumuzu ve toprağımızı korumakta kararlıyız. Bunları İgnis şirketine teslim etmeyeceğiz. Biz buradayız, hep burada olacağız. Bu şirket bölgeden gidene kadar mücadelemiz sürecek” ifadelerini kullandı.
 
‘Mücadelemizi sürdüreceğiz’
 
Gimgim halkının son derece duyarlı bir toplum olduğunu dile getiren İpek Kiper, “Zaten büyük bir mücadele veriyoruz. Ancak metropollerde yaşayan insanlardan da daha fazla duyarlılık ve destek bekliyorum. Daha güçlü bir katılım olsun istiyorum. Hep birlikte, tek yürek olarak Varto'muzu koruyalım. Çevre illerden ve büyük şehirlerden de ciddi destek geliyor. Mardin'den, Varto'dan ve Karlıova'dan çok sayıda insan mücadeleye katılıyor. Çadırlarımız hiç boş kalmıyor. Sivil toplum kuruluşlarımız ve kurumlarımız her gün bölgede. Bir ay boyunca orada çok anlamlı günler geçirdim. Gerektiğinde yine hiç düşünmeden orada olacağım. Biz topraklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz ve hiçbir baskıya boyun eğmeden yolumuza devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
 
‘Köylerdeki yaşam kadınların emeğiyle ayakta kalıyor’
 
İzmir'de yaşayan ancak mücadeleyi yakından takip eden Zinnet Koç da JES projelerinin kadınların emeğini ve yaşam alanlarını hedef aldığını söyledi. Köy yaşamının kadın emeğiyle sürdürüldüğünü belirten Zinnet Koç, “Kesinlikle topraklarımızı, köklerimizi, çocukluğumuzu ve orada yatan anne-babalarımızın, atalarımızın emanetini kimseye vermeye niyetimiz yok. Sonuna kadar direneceğiz ve bu mücadeleyi kazanacağız. Çünkü bunlar bizim topraklarımız, bizim evimiz, bizim suyumuz. Bir başkasının gelip bunlara el uzatması nasıl doğru olabilir? Ben davamda haklıyım. Kendi toprağıma, vatanıma, suyuma ve yaşam alanıma sahip çıkmak benim en doğal hakkım. Ben kimsenin hakkını almak için mücadele etmiyorum. Sadece bana ait olanın elimden alınmaması için çaba gösteriyorum. Bu mücadelede bana destek veren tüm arkadaşlara, tüm halka ve memleketimden olmasa da yanımızda duran herkese sonsuz teşekkür ediyorum. Toprağımı korumak benim hakkım ve bunu sonuna kadar savunacağım. Bu mesele aynı zamanda kadın emeğinin değersizleştirilmesiyle de ilgilidir. Köylerdeki yaşam alanları kadınların emeğiyle ayakta kalıyor. Hayvancılıktan üretime kadar yaşamın birçok alanında kadınların emeği var. Şimdi ise toprakları da ellerinden alınmak isteniyor. Kadın toprağına daha sıkı sarılıyor” sözlerine yer verdi.
 
‘Topraklarımıza dokunulmasın’
 
Kendi toprağımı korumak adına mücadeleyi vermeye devam edeceğini kaydeden Zinnet Koç, “Bu mücadelenin başarıyla sonuçlanacağına inanıyorum. Aksi halde kaybeden sadece halkımız ve özellikle de yıllardır ezilen kadınlar olacak. Ama ben inanıyorum ki hiç kimse benim toprağımı elimden alamaz. Topraksız bir yaşamı kabul etmektense mücadele etmeyi tercih ederim. Buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Doğudaki kadınlar, Varto'daki, Muş'taki, Karlıova'daki kadınlar, çocuklar, büyüklerimiz, atalarımız, babalarımız ve kardeşlerimiz çok şey istemiyor. Zaten bugüne kadar çoğu zaman hak ettikleri desteği alamadılar. Kendi emekleriyle, kendi ayakları üzerinde durarak yaşamlarını sürdürdüler. Şimdi ise sahip oldukları toprakları ellerinden almak istiyorlar. Biz sadece buna son verilmesini istiyoruz. Devletten ya da başka bir yerden özel bir talebimiz yok. Topraklarımıza dokunulmasın yeter. Biz kendi kendimize yetebilen insanlarız. Kendi emeğimizle yaşıyoruz. Bu haklı davayı kazanacağımıza da yürekten inanıyorum” sözlerini kullandı.  
 
‘Kadınların yaşam alanlarına yönelik talan var’
 
Eylem Koşar Bağiç ise JES projeleriyle birlikte kadınların yaşam alanlarının doğrudan hedef alındığını söyledi. Bölgenin doğallığının bozulmasını istemediklerini belirten Eylem Koşar Bağiç, “Topraklarımızda ne sanayi ne de turizm adı altında doğallığımızın bozulmasını istiyoruz. Unutulmuş olmak bazen bizim için bir koruma kalkanıydı. Ancak şimdi huzurumuz bozuldu. Şu anda bizi rahatsız eden şirketin önündeyiz. Doğamıza, suyumuza ve toprağımıza kimsenin dokunmasını istemiyoruz. Dokundurtmayacağız da. Bedeli ne olursa olsun buna karşı duracağız. Çünkü burada kadınların yaşam alanlarına yönelik bir talan söz konusu. Kadın emeği yaşamın her alanında var ve bu alanlara dokunulmaması gerekiyor. Biz çayırlarımızda özgürce dolaşmak, çocuklarımızı doğayla iç içe büyütmek istiyoruz. Kadınlar bu süreçte en çok kısıtlanan kesimlerden biri oluyor. Çünkü yaşam alanları daraldığında evlere sıkışmak zorunda kalıyorlar. Doğamızı bize bıraksınlar” ifadelerini kullandı.
 
‘Projeler köklerimizi zayıflatmayı ve kültürümüzü yok etmeyi amaçlıyor’
 
Direnişlerin çoğu zaman kadınların öncülüğünde büyüdüğünü dile getiren Eylem Koşar Bağiç, kadınların verdikleri mücadeleye yürekten inandığını söyledi. Eylem Koşar Bağiç, “Kadının olduğu her ortamda dayanışma ve mücadele ruhu güçlenir. Bu nedenle kadınların ön planda olması hepimiz için değerlidir. Kadınlar çocuklarını evde bırakıp eylemlere katılabiliyor, büyük fedakârlıklarla mücadeleyi sürdürüyorlar. Kadın devrimdir, kadın öncüdür. Bugün mesele sadece Varto ve Kanireş meselesi değildir. Doğu Anadolu'nun birçok bölgesine yönelik sistematik bir müdahale söz konusudur. Biz bunun, halkı yerinden etmek, köklerimizi zayıflatmak ve kültürümüzü yok etmek amacı taşıdığını düşünüyoruz. Bu nedenle bedeli ne olursa olsun mücadelemizi sürdüreceğiz. Topraklarımızı teslim etmeyeceğiz” şeklinde konuştu.