Şengal katliamında yakınlarını kaybedenler: Yaşadıklarımızı unutmayacağız
- 09:05 1 Ağustos 2026
- Güncel
Cîhan Zemo- Gûlîstan Ezîz
ŞENGAL - Şengal Katliamında yakınlarını kaybeden kadınlar, aradan geçen 12 yılda acıların taze olduğunu vurgulayarak, “Görmediğimiz acı kalmadı. Yaşadığımız sürece boğazımız düğümlü, gözlerimiz yaşlı kalacak. Hâlâ esirlerimizin yolunu gözlüyoruz. Belki bir gün sağ olarak dönerler diye umut ediyoruz" dedi.
DAİŞ’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de gerçekleştirdiği katliamın üzerinden 12 yıl geçse de katliamın izleri hala hafızalarda canlılığını koruyor. Yerinden edilen, katledilen, kaçırılan, tecavüze uğrayan binlerce Êzidî, 74’üncü fermanın hesabını uluslararası alanda sormaya ve bunun mücadelesini yürütmeye devam ediyor.
Êzidîleri soykırımdan geçiren DAİŞ, karşılaşılan direniş sonucu başarıyla ulaşamadı. “Acılarımızla toprağımızda yaşayacağız” diyen Êzidiler, katliam sonrasında Şengal’e geri dönerek, yaratılan tahribatları birlikte onarmaya başladılar.
Katliamda yakınlarını kaybeden Mayan Pûrto ile Şîrîn Xwedêda, fermanı anlattı.
‘Bayramımızı kutlamamıza izin vermediler’
Ailesinden 10 kişiyi kaybeden ve toprağında yaşamayı sürdüren Mayan Pûrto, Êzidîlerin Yaz Kırkı Bayramını kutladığı dönemde 74’üncü fermanın gerçekleştiğini hatırlattı. O esnada mezarlık ziyaretinde olduklarını kaydeden Mayan Pûrto, “Bayramımızı kutlamamıza izin vermediler” dedi.
‘Ben ölsem bile Sîba'yı bırakmam’
Sabah saat 04.00 sıralarında silah sesleriyle uyandığını söyleyen Mayan Pûrto, Xeyrî ismindeki bir akrabasının DAİŞ’e karşı silah kuşanarak, gerçekleştirdiği mücadelesini anlattı. “Ben ölsem bile Sîba'yı bırakmam" diyen Xeyrî’nin DAİŞ'e karşı Sîba direnişinin simgelerinden biri haline geldiğini ekleyen Mayan Pûrto, Şengal'in Şêx Xidir köyündeki Sîba bölgesindeki köy meydanında heykelinin dikildiğini de ifade etti.
DAİŞ’in saldırılarını anlatan Mayan Pûrto, “Xeyrî geldi ve kadınların çıkıp kendilerini kurtarmasını istedi. İki gruba ayrıldık ama DAİŞ bize çok yaklaşmıştı. Biz çıkana kadar onlar çeteleri durdurmak için savaştılar. Bize 'Yürüyün, arkanıza bakmayın' dediler. Yaşlı olduğumuz için zaten koşamıyorduk" diye belirtti.
‘Büyük dumanı görünce 'Kimse sağ kalmadı' dedik’
Kaçış sırasında kurşunların üzerlerinden yıldırım gibi geçtiğini hatırlatan Mayan Pûrto, bir akrabasının o esnada vurularak, katledildiğini belirtti. Ailesinin ise ağlayarak yollarına devam etmek zorunda kaldıklarını anımsatan Mayan Pûrto, “Bizimkilerden biraz uzak kalmıştık ve o tarafta büyük bir duman yükseldiğini gördük. 'Artık orada kimse sağ kalmadı' dedik. Araçlar gelip geçiyor ancak kimse çocukları kurtarmak için durmuyordu. İçinde yer bulunan bir araç durunca da herkes üst üste binerek Girê Heyalê’ye gidiyorlardı” dedi.
Aileden 10 kişi katledildi
Ailesinden 10 kişinin yaşamını yitirdiğini ve toplu halde defnedildiklerini söyleyen Mayan Pûrto, yaşananları şöyle anlattı: “Biz kaçarken sadece uzaktan onların bulunduğu yerde patlamalar yaşandığını ve ardından duman yükseldiğini gördük. O anlarda korkudan kimse kimsenin halini soramıyordu. Hiçbir şey aklımıza gelmiyordu. Her şeyi arkamızda bırakıp kaçtık. Şimdi diyoruz ki; bütün malımız mülkümüz gitsin ama keşke Xeyrî ve diğerleri sağ olsaydı.”
Cenazeler teslim edilmedi
Yıllar sonra Bağdat'tan gelen resmi bir heyetin fermanda katledilenlerin kemiklerini çıkardığını hatırlatan Mayan Pûrto, “Ancak bugüne kadar cenazeleri ailelerine teslim edilmedi” ifadelerini kullandı.
‘Gökyüzü kırmızıya dönmüştü’
Fermandan önce doğu ve batı yönlerinde savunma mevzilerinin hazırlandığını ifade eden Mayan Pûrto, saldırıların başladığı anda halkın her iki hatta da direndiğinin altını çizdi. Mayan Pûrto, "DAİŞ batı tarafından geldi. Akşam saldırdılar, halk ertesi gün öğlene kadar direndi. Ama DAİŞ ağır silahlarla saldırıyordu, halkın elinde ise sadece bireysel silahlar vardı. Sonunda geri çekilmek zorunda kaldılar. Saldırı başladığında evin avlusundaydık. Gökyüzü onların kurşunlarından yeşile ve kırmızıya dönmüştü. Allah yardım etti. Yoksa evden çıktığımız anda DAİŞ ile karşı karşıya geldik ama bizi görmediler" ifadelerine yer verdi.
‘6 gün aç ve susuz yürüdük’
YPG ve YPJ güçlerinin açtığı insani koridor üzerinden Rojava'ya geçtiklerini söyleyen Mayan Pûrto, o günleri şöyle anlatıyor: "Fermanda bizim yaşadıklarımızı kimse yaşamadı. Yürüyerek Rojava sınırına ulaştık. Oğlum Simêl kendi çocuklarını bırakıp bana yardım etmeye geldi. Bir pikabın kasasına kadar ulaştık. Oradan su kenarına gittik. Beş-altı gün boyunca ne su ne yiyecek bulabildik, sadece yürüdük."
Toprağa dönüş
Yaklaşık bir yıl sonra Şengl’e geri döndüğünü belirten Mayan Pûrto, iki yıl Sinûn bölgesinde yaşadıktan sonra Sîba'ya yerleştiklerini söyledi. Mayan Pûrto, "Sîba'ya döndüğümüzde arkadaşlardan başka kimse yoktu. Ev yoktu, pencere yoktu, kapı yoktu. Ne yiyecek vardı ne de içecek. Allah'ın yardımıyla bugüne kadar ayakta kalabildik" sözlerini kullandı.
‘Tek derdimiz çocuklarımızı kurtarmak’
Fermana tanık olan Şirin Xwedêda ise katliam gecesi yaşananları şöyle anlattı: “Eşim beni uyandırdı ve ‘Sîba ve Girzerik'te savaş var’ dedi. Sîba'da yaşayan bir arkadaşıyla telefon bağlantısı kurdu. Arkadaşı, ‘Biz yenildik. DAİŞ çok büyük bir güçle üzerimize geldi. Tek derdimiz ailelerimizi ve çocuklarımızı kurtarmak’ dedi. Kaçan insanlar bizim evimize geldiler. Eşimin babası Tilezer'deydi ve kayınbiraderim telefon ederek babasını kurtarmamızı istedi. Tilezer'e vardıklarında babasını bulamadı. Oğlumu tanıdıklarının yanına gitmesi için gönderdim. Yolda bir kadın ve oğluyla karşılaşırlar. Onları kurtarmak isteyerek arabaya bindirip Sikêniyê'ye götürmeye çalışır. Ancak yolda benzini biter. Gidecek başka yer bulamazlar ve DAİŞ tarafından orada öldürülürler. Eşimin, o kadının ve oğlunun cenazelerini büyük tehlike altında Şeyhmend'e götürüp defnettik.”
‘Bizim için o gün ferman gününden daha ağırdı’
Yıllar sonra yetkililerin gelip eşinin mezarını açarak kemiklerini Bağdat'a götürdüklerini kaydeden Şirin Xwedêda, “Bizim için o gün ferman gününden daha ağırdı. İki yıl sonra kemiklerini getirdiler. Aslında bizim için her gün fermandır. Sîba ve Tilezer katliamlarında yaşamını yitirenlerin toplu mezarları hâlâ Şeyhmend'in yakınında duruyor. O patlamalarda yaralanan birçok kişi hastanelere götürüldü ama bir daha kendilerinden haber alınamadı. Hâlâ kayıp olan çok kişi var” sözlerine yer verdi.
‘Hedef alınmamak için başımdaki puşiyi çıkardım’
Eşinin yaşamını yitirmesinden sonra oğlunun, “Biz hiçbir yere gitmeyeceğiz. İstiyorlarsa gelip bizi de öldürsünler” dediğini kaydeden Şirin Xwedêda, dağa yolculuklarını ise şöyle anlattı: “Bir gün bir gece yürüdük. Karanlıkta ilerliyorduk. Mir Memo Vadisi'ne vardığımızda biri bize seslenip, 'Gelin, size yemek getirdim' dedi. Sonradan onun DAİŞ yanlısı biri olduğu anlaşıldı. Zaten ferman sırasında Şengal'deki birçok Sünni DAİŞ ile birlikteydi. Üzerimizde uzaktan fark edilecek beyaz hiçbir şey yoktu. Ben de başımdaki beyaz puşiyi çıkardım ki kimse bizi hedef almasın.”
‘Görmediğimiz acı kalmadı’
“Soğuktan donmak üzereydik” diyen Şirin Xwedêda, “Herkes perişan durumdaydı. Gözlerimle gördüm; yaşlı bir annenin ayakları yürümekten yara olmuştu, yürüyemiyordu. Ailesi onu yol kenarında bırakmıştı. Kimi susuzluktan ölmek üzereydi, kimi yürümekten ayakları şişmişti. Görmediğimiz acı kalmadı. Yaşadığımız sürece bu fermanı unutmayacağız. Her zaman yüreğimizde yaşayacak. Elimizden bir şey gelmiyor. Tawisê Melek'in bizim hakkımızı yerde bırakmamasını diliyorum. Allah'tan hakkımızı zalimlerden almasını istiyorum” dedi.
‘Hâlâ esirlerimizin yolunu gözlüyoruz’
Açılan insani koridor üzerinden önce Rojava'ya oradan da Zaxo'ya giden Şirin Xwedêda, son olarak şunları söyledi: “Şengal yolu açılır açılmaz döndük. 10 yıldır yeniden Şengal'deyiz. Yaşadığımız sürece boğazımız düğümlü, gözlerimiz yaşlı kalacak. Hâlâ esirlerimizin yolunu gözlüyoruz. Belki bir gün sağ olarak dönerler diye umut ediyoruz. Dünya Êzidîlerin başına ne geldiğini biliyor ama üç maymunu oynuyor. Êzidîlere ve Şengal'e karşı sağır, kör ve dilsiz davranıyor.”







