'Öz gücümüzle ortak bir yaşam talebimiz var'
- 09:01 26 Temmuz 2026
- Emek/Ekonomi
Elfazi Toral
TEKİRDAĞ - Türkiye’nin en yoğun sanayi havzalarından biri olan Tekirdağ’da, fabrika çarkları arasında çalışan ve yaşam mücadelesi veren kadın işçiler, maruz kaldıkları katmerli sömürü şiddetine karşı, “Öz gücümüzle ortak bir yaşam talebimiz var” dedi.
Tekirdağ, Türkiye'nin en büyük sanayi havzalarından biri olarak fabrika ve tekstil bölgesi olarak öne çıksa da, sanayi çarklarının ardında derin bir emek sömürüsü ve kadın görünmezliği barındıran kimliğe sahiptir. Kurdistan’dan Tekirdağ’a ekonomik koşullardan kaynaklı göç etmek zorunda kalan binlerce yurttaş çok ağır yaşam koşullarından çalışarak, yaşam mücadele yoğun göç alan sanayi ilçelerinde tekstil, deri ve matbaa gibi iş kollarında çalışan binlerce işçi ve emekçi, güvencesizlik, düşük ücretler, uzun çalışma mesaileri, baskı ve mobinge varan ağır ihlaller yaşıyor.
Bu sömürü kıskacında sömürüye ve baskıya en çok maruz kalanlar ise kadınlar oluyor. Muhafazakâr aile yapılarının ve toplumsal baskıların kadınların sosyal alana, derneklere veya kültürel çalışmalara katılımını da kısıtlıyor. Özellikle kadına yönelik şiddetin hat safhada olduğu Tekirdağ’da, ev içi ve toplumsal baskılar kadın yaşamını bütünüyle kuşatan bir noktada.
Çerkezköy ve Çorlu’da uzun yıllardır tekstil işçiliği yapan Sibel Gülmez ile Nazlı Oran, sanayide kadına yönelik ekonomik şiddeti, mobingi, baskıyı konuştu.
Tekstillerde yaşam şartları
Yaklaşık 5 yıldır Tekirdağ Çerkezköy’de yaşadığını aktaran tekstil işçisi Nazlı Oran, uzun yıllardır fabrikalarda çalıştığını belirtti. Tekstillerde çoğunlukta kadınların çalıştığına dikkat çeken Nazlı Oran, çalıştığı iş yerinin çalışma koşullarına değindi. Nazlı Oran, “Kadınların çalışmaya mecbur olduğunu bildikleri için özellikle kadınları çalıştırıyorlar. Asgari ücretin çok altında bir maaş veriliyor. Tekstillerde çalışan erkekler kadınlara göre daha çok maaş alıyor. Ekonomik anlamda biz hem aile içerisinde hem de iş yerlerinde çok zorluk yaşıyoruz. Kadınlar iş yerlerinde çok daha fazla çalışıyor ve her işi de iyi yapıyor. Ama yine de en az ücreti alan kadınlar oluyor. Çalıştığımız birçok iş yerinde telefon yasak, yemekler çok kötü, hiçbir zaman yiyemiyoruz. Tuvalete gitmek için bile izin isteniyor. Tekstillerde baskı hat safhada. Her çalışan kadının sigortası yok. Saat 08.00’de iş başı yapıyoruz, 18.00'de çıkıyoruz. Bazen de mesaiye kalıyoruz, gece 12.00’ye kadar. Hem iş yerinde hem de evde çok yoruluyoruz” dedi.
Şiddet-baskı-sömürü sarmalı
Tekirdağ’daki en temel sorunun şiddet, baskı ve sömürü olduğunu söyleyen Nazlı Oran, kadın sorununun acil çözüm beklediğini aktardı. Nazlı Oran, kadın işçilerin döktükleri alın terinin ve verdikleri emeğin karşılığını alamadıklarını belirtti. Nazlı Oran, kadınlar olarak sadece iş yerinde değil, yaşamın her alanında baskı ve zorlukla karşı karşıya kaldıklarını ifade ederek, bu kısır döngünün kırılması gerektiğinin altını çizdi. Nazlı Oran, kadınların kendilerini bu dayatılan sorunların içinden çekip çıkarması, haklarını savunması ve mutlaka özgürleşmesi gerektiğini belirterek, güçlü bir dayanışma çağrısında bulundu.
2001 yılından bu yana tekstilden deriye, matbaadan atölyelere kadar pek çok farklı sektörde ter döktüğünü belirten Sibel Gülmez, sayısız iş değiştirdiğini ve bu süreçte çok büyük zorluklar çektiğini ifade etti. Mevcut ekonomik kriz ortamında tek başına çocuk büyütmenin ve ev geçindirmenin insanı iyice çıkmaza sürüklediğini vurgulayan Sibel Gülmez, “Yıllardır fabrikalarda ter döküyorum, sayısız iş değiştirdim; çok zorluk çektim” diye belirtti.
'Kazandığımız yetmiyor'
2001'den bu yana tekstil, fabrika gibi ağır işlerde çalıştığını söyleyen Sibel Gülmez, "Geçmişte bir deri fabrikasında çalıştım; tam 4,5 yıl sürdü. Öyle zor, öyle ağır bir işti ki... Sürekli sıcak baskı makinelerinde çalışmaktan ellerimiz yanardı. Üstelik ortada hiçbir sebep yokken, ben yıllık izindeyken işime son verdiler. Oradan çıktım, karton bardak üreten küçük bir atölyeye girdim. 2 yıl da orada çalıştım ama sonra iş yeri küçülmeye gitti, battı ve kapandı. Şimdi de bir matbaada, karton işinde çalışıyorum. Çalışırken kartonlar yüzünden her yerimiz kesiliyor. Karşılığında ise asgari ücretin sadece bir tık üstünü alıyoruz. Gece gündüz çalışıyoruz, 30 bin lira alıyoruz. Yetiyor mu? Maalesef yetmiyor, koşullar hepimizin malumu. Biz zamanında köyden İstanbul’a geldiğimizde kimliklerimiz yoktu bizim. Annemle babamın resmî nikâhı olmadığı için annemin de kimliği yoktu. İstanbul’da tam 10 yıl uğraştık ve ancak 10 yılın sonunda kimliğimizi alabildik. Kimlik geç çıkınca, sigortam da hayata çok geç başlamış oldu. Şu an çalıştığım iş yerine gireli henüz 7 ay oldu. Sabah 09.00’da işbaşı yapıyorum, akşam 19.00’da çıkıyorum” dedi.
Geçmişte çalıştığı iş yerlerinde çok büyük hak ihlallerine ve ağır baskılara maruz kaldığını belirten Sibel Gülmez, bir dönem çalıştığı Vintage isimli firmada işçilerin günde kaç kez tuvalete gittiğini denetlemek için kapıya parmak izi okuma sistemi kurulduğunu ve lavabo kısıtlaması yaşadıklarını dile getirdi. İş yerinde uğradıkları haksızlıklara değinen Sibel Gülmez, yönetimin önce kendilerine zam yaptığını, fakat hemen ardından devlet asgari ücret artışı açıklayınca bu zammı geri çektiğini ifade etti.
'Kendimize ve gücümüze güvenmeliyiz'
Sibel Gülmez, şöyle devam etti: "Ben de haklarımı bildiğim için asla susmuyordum. Fabrikadaki ortak toplantılarda kimse korkudan konuşamazken ben sesimi yükseltirdim. Hatta toplantılardan önce gelip beni, 'Toplantıda sakın konuşma' diye uyarırlardı. Ama tabii ki tutamazdım kendimi, haksızlığa gelemediğim için yine konuşurdum. Zaten sırf bu yüzden, susmadığım için işten çıkardılar beni. Burası bir sanayi bölgesi, her yer fabrika ve tekstil atölyesi dolu. Özellikle kadınlar çok yoğun çalışıyor buralarda. Çevremde emek harcayıp da parasını alamayan, hakkı yenen çok kadın duyuyorum. Kadınları ucuza çalıştırıyorlar; bazen işçinin kendisi sigorta istemiyor belki ama bunu fırsat bilip emeğini sömürüyorlar. Fabrikalarda aşırı bir baskı var ve bu yük kadınlar için iki kat daha ağır. Evde çocuklara bak, ev işlerini yetiştir, üstüne bir de fabrikadaki o ağır baskıya göğüs ger. Ama bence kadınların asla susmaması lazım. Güçlü olmak zorundayız. Benim kadınlardan tek talebim, tek isteğim kendilerine güvenmeleridir. Dik durmalılar; kadınlar çok güçlüdür ve istedikten sonra her şeyi başarırlar.”
'Hayalim kendi işimi kurmak'
Sibel Gülmez, kadınlar olarak en büyük hayallerinin ve taleplerinin başkalarının yanında, fabrikalarda ezilmek yerine kendi işlerini kurabilmek olduğuna dikkat çekti. Çevredeki kadınlarla bir araya gelerek üretmek ve yalnızca kadınların söz sahibi olduğu bağımsız bir işletme kurmak istediklerini dile getiren Sibel Gülmez, “Başka kapılarda, o baskıların altında çalışmayalım artık. Bizim kadınlar olarak en büyük talebimiz ve en çok istediğimiz şey, kadınlarla dayanışma içerisinde kendi gücümüzle komünal bir yaşam sürmek” ifadelerini kullandı.







