Demokratik Suriye modeli neden hedefte?
- 09:13 1 Ocak 2026
- Güncel
Rojda Aydın
HABER MERKEZİ - Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılar, Şam yönetiminin merkeziyetçi ve tekçi devlet anlayışının değişmediğini bir kez daha ortaya koydu. QSD ile Şam arasındaki gerilim, yalnızca askeri değil; Kürtlerin statü mücadelesi, özyönetim iradesi ve kadın öncülüğündeki demokratik toplum modeline karşı yürütülen siyasi bir hesaplaşma olarak derinleşiyor.
Suriye’nin Helep kentinde geçici Şam hükümetine bağlı silahlı güçlerin Kürt mahallelerine yönelik saldırıları, ülkede savaş sonrası sürecin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallerini hedef alan saldırılar, halkların özsavunma gücü olan QSD’nin (Suriye Demokratik Güçleri) karşılık vermesiyle karşılıklı çatışma ve ablukaya dönüştü.
Yaşananlar yalnızca “güvenlik sorunu” değil, Kürtlerin statü mücadelesine, özyönetim iradesi ve çok kimlikli bir Suriye arayışına dönük siyasi bir mesaj niteliğini taşıyor.
Aynı devlet, değişmeyen zihniyet
Şam yönetimi, Kuzey ve Doğu Suriye’de halkların inşa ettiği demokratik sistemi açık bir tehdit olarak görüyor. Özellikle Kürt halkının geliştirdiği özsavunma ve özyönetim deneyimi, Baasçı devlet geleneğinin “tekçi” ve merkezci yapısıyla doğrudan çelişiyor. Helep’te gerçekleşen saldırılar da bu çelişkinin bir yansıması olarak, “silah ve yönetim yalnızca merkezde olacak” mesajını vermeyi amaçlıyor.
Suriye’de Kürt halkı ile Şam yönetimi arasındaki ilişki hiçbir zaman eşitlik temelinde kurulmadı. Baas rejimi boyunca Kürtler; inkâr, asimilasyon ve sistematik baskı politikalarının hedefi oldu. Yüzbinlerce Kürt yurttaşlıktan çıkarıldı; Kürt dili, kültürü ve siyasal faaliyetler yasaklandı. Devletin Kürtlere biçtiği rol netti: itaat eden, görünmez bir yurttaş.
2011’de başlayan halk ayaklanmasıyla birlikte Şam iktidarı sarsıldığında, Kürt halkı oluşan boşluğu öz örgütlenme ve özsavunma mekanizmalarıyla doldurdu. Devlet geri çekildi, halk kaldı. Bugün yaşanan çatışmaların kökeni tam da bu noktada yatıyor. Şam açısından sorun yalnızca “silahlı bir güç” meselesi değil; devlet dışı, demokratik ve kadın öncülüğünde şekillenen bir yaşam modelinin fiilen varlık kazanmış olmasıdır.
Rojava Devrimi ve QSD’nin doğuşu
2012’den itibaren Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilen sistem, klasik devlet modeline meydan okuyan bir çizgide şekillendi. Rojava Devrimi; çok kimlikli, kadın özgürlükçü, ekolojik ve yerelden yönetilen bir toplum modelini hayata geçirdi.
QSD, bu modelin özsavunma gücü olarak ortaya çıktı. Kadınların YPJ çatısı altında öncülük ettiği bu yapı, DAİŞ’e karşı verilen mücadelede yalnızca askeri değil, ahlaki ve politik bir meşruiyet kazandı. Ancak tam da bu nedenle QSD, Şam yönetimi için kabul edilemez bir gerçekliğe dönüştü. Çünkü QSD, merkezi devletin zor aygıtı değil, halkın savunma iradesidir.
‘Entegrasyon’ masası mı, tasfiye planı mı?
Esad rejimi, Kürt halkının siyasi statüsünü ve özyönetim hakkını hiçbir zaman tanımaya yanaşmadı. Aralık 2024 yılında yönetimi ele geçiren HTŞ ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk yönetimi arasında temaslar yapıldı. Yapılan temaslar sonucu HTŞ ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk yönetimi arasında 10 Mart 2025 tarihinde tüm halkların haklarının garanti altına alınması, kendi dili ve kültür ile yaşayabileceği 10 Mart mutabakatı imzalandı.
Ancak mutabakatın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen demokratik entegrasyon ve mutabakatın içinde yer alan maddeler hayata geçirilmedi. Gelinen son çatışmalı durumda geçici Şam hükümeti “Demokratik Entegrasyon”u QSD’nin silahsızlandırılması, özyönetim kurumlarının dağıtılması, merkezi ordu ve bürokrasiye tabi kılınma şeklinde dayatıyor. Bu yaklaşım, Kürtler açısından açık bir tasfiye planı anlamına geliyor. Çünkü geçici Şam hükümetinin önerdiği modelde ne kadın kazanımlarına, ne eşbaşkanlık sistemine, ne de halk meclislerine yer var.
Şam ile QSD arasında daha önce varılan demokratik entegrasyon mutabakatları, eşitlik temelinde değil, QSD’nin tasfiyesini hedefleyen bir çizgide ilerletilmek isteniyor. Askeri baskı, bu siyasi dayatmanın sahadaki aracı haline getirilmiş durumda.
Helep krizi: Askeri baskıyla siyasi mesaj
Helep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik son saldırılar, bu tarihsel gerilimin güncel bir yansımasıdır. Şam güçlerinin Kürt mahallelerine yönelmesi, bir “güvenlik operasyonu” değil; siyasi bir gözdağıdır.
Verilmek istenen mesaj nettir; “Ya teslimiyet ya da kuşatma.” QSD’nin karşılığı ise aynı derecede nettir; “Halk savunmasız bırakılmayacak.” Bu çatışma, iki askeri güç arasında değil; merkeziyetçi devlet anlayışı ile demokratik toplum projesi arasında yaşanmaktadır.
Türkiye’nin QSD karşıtı politikaları ve Kürt kazanımlarını hedef alan yaklaşımı biliniyor. Helep’teki saldırılar aynı zamanda Ankara’ya verilen bir “uyum” mesajı olarak okunuyor. Kürtlerin statüsüz bırakılması, bölgesel pazarlıkların ortak noktası haline geliyor.
Kadın devrimi hedefte
Helep’te yaşanan çatışmaların en ağır bedelini her zamanki gibi kadınlar, çocuklar ve siviller ödüyor. Kürt mahallelerinde kuşatma, gıda ve sağlık hizmetlerine erişimin zorlaştırılması, savaşın “normalleştirilen” yüzü haline getirilmek isteniyor.
Şam yönetiminin asıl rahatsızlığı, yalnızca Kürtlerin statüsü değil; kadınların toplumsal ve siyasal öncülüğüdür. QSD ve Kuzey-Doğu Suriye sistemi; kadın savunma birliklerini, eşit temsiliyeti, erkek egemen devlet aklını reddeden yapıyı hayata geçirmiştir. Bu nedenle her saldırı, aynı zamanda kadın devrimine yönelik bir saldırıdır. Helep’te kuşatılan mahalleler, kadınların örgütlü yaşam alanlarıdır.
Barış mümkün mü?
Helep’te yaşananlar, Suriye’de “savaş bitti” söyleminin ne kadar gerçek dışı olduğunu ortaya koyuyor. Devlet, eski yöntemlerle ayakta kalmaya çalışıyor; halklar ise yeni bir yaşamı savunuyor. Gerçek bir barış için; Kürtlerin statüsü tanınmalı, QSD meşru savunma gücü olarak kabul edilmeli, kadın özgürlüğü anayasal güvenceye alınmalıdır. Aksi halde Şam’ın her hamlesi, yeni çatışmaların zeminini hazırlayacaktır.
QSD–Şam çatışmasının yalnızca askeri değil; tarihsel, ideolojik ve toplumsal bir mücadele olduğunu ortaya koymaktadır. Devletin şiddeti karşısında halkların direnişi, Suriye’nin gerçek geleceğini belirleyecektir. Helep’te yaşananlar şunu net biçimde gösteriyor; Suriye’de gerçek bir barış, Kürtlerin ve diğer halkların statüsünün tanınması ile mümkün değil. Merkezi devlet aklı, savaşın bittiğini söylese de şiddetle ayakta kalmaya çalışıyor. QSD’ye yönelik saldırılar, demokratik Suriye ihtimaline yönelik saldırılardır.












