Dêrsim’in kayıp kızlarından Gülistan Doku’ya: Devlet aklı hiç değişmedi

  • 09:05 3 Mayıs 2026
  • Güncel
Şehriban Aslan
 
HABER MERKEZİ - Dêrsim 1937-38 katliamının yarattığı derin travma, yalnızca geçmişte kalmış bir tarih değil; bugüne uzanan bir cezasızlık ve inkâr zincirinin de başlangıcı. Gülistan Doku’nun kayboluşu ise bu sürekliliğin günümüzdeki en çarpıcı halkalarından biri olarak dikkat çekiyor.
 
Türkiye’nin en karanlık tarihsel kırılmalarından biri olan Dêrsim katliamı, aradan geçen on yıllara rağmen etkisini yitirmedi. On binlerce insanın katledildiği, sürgün edildiği ve kimliklerinden koparıldığı bu süreç, yalnızca bir dönemle sınırlı kalmadı; devlet politikaları ve toplumsal hafıza üzerinde derin izler bıraktı. Bugün hâlâ aydınlatılmayan olaylar, bu tarihsel arka planın gölgesinde değerlendiriliyor. Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun 2020 yılında kaybolması da bu bağlamda yalnızca bireysel bir kayıp değil; geçmişten bugüne uzanan bir hesaplaşmanın eksikliğini yeniden gündeme taşıyor.
 
Faili meçhul bırakılmak istenen katliamın anatomisi: Gülistan Doku
 
1938’den bu yana Dêrsim Katliamı, Türkiye’nin en derin travmalarından biri olarak hafızalarda yer alıyor. Ancak bu tarih yalnızca geçmişte kalmış bir kırılma değil; bugüne uzanan politikaların, inkârın ve cezasızlığın da temelini oluşturuyor. Gülistan Doku olayı ise bu tarihsel sürekliliğin günümüzdeki en çarpıcı örneklerinden biri olarak önümüzde duruyor.
 
Dêrsim Katliamı: Devlet şiddetinin tarihsel arka planı
 
Bakanlar Kurulu tarafından 4 Mayıs 1937’de Dêrsim’e yönelik başlatılan operasyonun karar günü nedeniyle, dünden bugüne bölgede yaşananları ve kadınları nasıl etkilediğini derledik.
 
1937-38 yıllarında Dêrsim’de yürütülen askeri operasyonlar, resmi söylemde “isyan bastırma” olarak sunulsa da çok sayıda tarihçi ve araştırmacı tarafından sistematik bir imha ve asimilasyon politikası olarak değerlendiriliyor.
 
Bu süreçte, resmi rakamlara göre 1937 yılında 737, 1938 yılında 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda, aralarında binlerce çocuk, kadın ve yaşlının bulunduğu yaklaşık 70 bin insan devlet tarafından katledildi. Bölge zorla boşaltıldı, hayatta kalanlar sürgün edildi.
 
Fakat katliamın en az konuşulan boyutlarından biri, çocuklar ve özellikle kız çocukları üzerinden yürütülen politikalar oldu.
 
Dêrsim’in kayıp kızları: Asimilasyonun sessiz yüzü
 
Katliam sonrası çok sayıda kız çocuğu ailelerinden zorla alındı. Bu çocuklar devlet kontrolündeki yatılı okullara ve yurtlara yerleştirildi ya da askerlere verildi. Kimlikleri değiştirildi, ana dilleri ve kültürleri yasaklandı. Türk kimliğiyle yetiştirildiler. Daha da kritik olan ise bu kızların bir kısmının büyüdüklerinde askerler ve devlet görevlileriyle evlendirilmeleri oldu. Böylece hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bir asimilasyon zinciri kuruldu. Bu politika yalnızca bireyleri değil, bir halkın hafızasını hedef aldı ve almaya devam ediyor. “Dêrsim’in kayıp kızları” kavramı bu nedenle yalnızca kaybolmuş kişileri değil, zorla dönüştürülmüş kimlikleri de ifade ediyor.
 
Tarihsel süreklilik: Gülistan Doku ile bağlantı
 
Aradan geçen onlarca yıla rağmen Dêrsim’deki devlet-toplum ilişkisi tam anlamıyla normalleşmedi. Gülistan Doku olayı bu tarihsel arka plan olmadan okunamaz. Bağlantı şu noktalarda ortaya çıkıyor: İlk olarak cezasızlık kültürü; 1938’de yaşananlar yargılanmadı, hesap sorulmadı.
 
İkincisi, devletin dokunulmazlığı algısı; kolluk kuvvetleriyle ilgili iddiaların üstünün örtülmesi.
 
Üçüncüsü ise kadın bedeni üzerinden kurulan kontrol; kayıp kızlar politikası ile kadınların hedef alınması arasında süreklilik bulunuyor. Bu nedenle Gülistan Doku’nun kaybolması yalnızca bireysel bir olay değil; tarihsel bir çizginin devamı niteliğinde.
 
Yarın: Dêrsim’in kayıp kızlarından Gülistan Doku’nun kayboluşu ve sonrası