‘Gülistan Doku’dan Rojin Kabaiş’e cezasızlık zırhı sistematikleşti’
- 09:10 12 Mayıs 2026
- Güncel
Büşra Turan
QERS - Kadın katliamlarına ve Gülistan Doku davasındaki cezasızlığa dikkat çeken DEM Kadın Meclisi Sözcüsü Gülcan Alp, “6 yıldır üstü örtülmeye çalışılan bu dava devlet eliyle yok sayılmaktadır. Bu çürüme erkek egemen zihniyetin ürünüdür” dedi.
Kürdistan ve Türkiye’de kadın katliamları artık münferit bir sorun değil, erkek egemen zihniyetin ve devlet aklının kadın kimliğini yok sayan politikalarıyla sistematik bir politikaya dönüştü. Gülistan Doku davasından Rojin Kabaiş dosyasına kadar uzanan cezasızlık zırhı, failleri koruyan bir kalkana dönüşürken, kadını şiddete mahkûm eden bu düzen, toplumsal yozlaşmayı da derinleştiriyor. Her örtbas edilen dosya ve her engellenen kadın çalışması, bir sonraki katliamın önünü açan yapısal ve ideolojik bir şiddet sarmalı oluşturmaya devam ediyor.
Gülistan Doku davasındaki hukuksuzlukları ve toplumsal yozlaşmanın boyutlarını Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Qers (Kars) Kadın Meclisi Sözcüsü Gülcan Alp değerlendirdi.
Artan kadın katliamlarının erkek egemen zihniyetten kaynaklandığını belirten Gülcan Alp, Gülistan Doku davası ve şüpheli kadın ölümlerine dikkat çekti. Gülcan Alp, “Türkiye’deki bu sosyal çürüme, erkeğin ‘benimdir’ algısı ve kadını yok sayma zihniyetidir. Sürekli söylediğimiz o erkek aklı ve devlet aklı, toplumdaki bu sosyal çöküşe ön ayak oldu. Kadın katliamı, şiddet ve kadınların yok sayılması, psikolojik, ekonomik ve sosyal boyutuyla Türkiye’de ve bölgede ciddi bir sorundur. Gülistan Doku olayı gerçekten çok can yakıcı, 6 yıldır üstü örtülmeye çalışılan ve devlet eliyle yok sayılan bir konudur. Gülistan Doku’yu araştırırken altında kaç tane kadın cinayetine tanık olduk. Batman’da Gülistan’ın arkadaşının ölmesi ya da öldürülmesi normal sayılabilir mi? Her şeye tanık olmuş bir arkadaşın durduk yere ölmesine ‘intihar süsü’ verilmesi ne kadar olağandır? Arama çalışmalarında suyun altından başka kadınların cansız bedenlerinin çıkması, basına yansıyan ya da örtbas edilen şiddetin boyutudur. Dört duvar arasını kutsayıp kadınların şiddete ve ölüme maruz bırakılması hafife alınacak bir konu değildir” dedi.
‘Devlet seçime giderken faili meçhuller üzerinden siyaset yapmaya çalışıyor’
Mevcut siyasi zihniyetin değişmesi gerektiğini vurgulayan Gülcan Alp, “Öncelikle İstanbul Sözleşmesi’nin en hızlı şekilde kabul edilmesi ve kadın ekonomisinin, eğitiminin, sosyal alanının önemsenmesi gerekiyor. Adalet Bakanı değişti, Dêrsim’deki savcıyı değiştirdi ama hikaye aynı değil mi? Aynı iktidar, sadece isimleri değiştirerek aynı zihniyetle politikayı yürütüyor. Örneğin Süleyman Soylu isteseydi bulamaz mıydı? Bunlar devlet eliyle örtbas ediliyor. Gülistan Doku’nun annesi, ablası bunu sürekli gündemde tuttu. Devlet şimdi seçime gidecek, kendince o erkek aklıyla siyaset yapayım derken ‘bak işte biz bu faili meçhulleri bulmaya çalıştık’ diyerek halkı böyle rahatlatmaya çalışıyor. Ama biz rahatlamıyoruz” sözlerine yer verdi.
‘Devlet gençleri fuhuş ve uyuşturucuya bulaştırdı’
Gülcan Alp, şiddetin politik ve ekonomik boyutlarının aile yapısına yönelik söylemlerin sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini belirtti. Gülcan Alp, “Rojin Kabaiş’in rektörü neden babasıyla konuşmaktan kaçıyor? Devlet, kadınlar ve gençler siyasetle uğraşmasın, politik bilinci olmasın diye gençleri fuhuşa ve yasaklı maddeye bulaştırdı. 'Aile yılı' ilan edilmiş olmasına rağmen yaşanan kadın katliamları normal değildir, bu katliamlar ve şiddet politiktir. 'Aile yapısını koruyalım, en az 3 çocuk yapın' derken siz bu ailenin zeminini nasıl kurdunuz?” diye sordu.
‘Toplumsal cinayetin adını ‘cinnet’ koyuyorlar’
Gülcan Alp, medyanın toplumsal algı üzerindeki etkilerini ve bireysel silahlanmanın yarattığı tehlikeleri eleştirerek, aile kavramının bu çağda bir "çürümüşlüğe" dönüştüğünü şu sözlerle anlattı: “Eskiden dizilerde zengin iktidarı kaybeder, onurlu insan kazanırdı. Ama şimdiki dizilere baktığımızda aile bence artık bu çağda çürümüşlüktür. Aileyi nasıl kutsarsın? Eşlerin birbirine saygı duyduğu ortak bir yaşam inşa edilirse aile olunur. Büyütebileceğin, enerjini verebileceğin kadar çocuk yaparsan sağlam bir aile inşa olur. İşte Maraş olayında gördük, o çocuk katil doğmadı ama ebeveynlerin durumu ortada. Bir anne olarak masanın üstünde silah görsem ürperirim. Bir evde 7 tane ateşli silah bulunduran bir zihniyet, meseleyi toplumsal bir cinayete dönüştürdü. Bunun adını da 'cinnet' koyuyorlar.”
‘Kadın cinayetlerini faili meçhul saymayan bir iktidarla karşı karşıyız’
Cezasızlık politikalarının bir "devlet politikası" olduğunu ifade eden Gülcan Alp, yargıdaki çifte standartlara ve faili meçhul bırakılan katliamlara dikkat çekti. Gülcan Alp, “Devlet, sırf kendisiyle aykırı düşündüğü için insanlara ceza politikası uygularken, kendi yandaşlarına cezasızlık politikası uyguluyor. Kadın öldürmüş birine mahkemedeki duruşuyla, kravat takmasıyla ceza indirimi yapılıyor, bu utanç verici bir şeydir. Halkların birliğini, eşitliğini ve inanç özgürlüğünü savunan, hiçbir cana kıyamayan insanlar ise devlet için 'büyük suçlu' sayılarak canları yakılmak isteniyor. Bir insanı öldürüp 6 yıldır üstünü örtbas ediyorlar. Türkiye’de 17 bin faili meçhulden bahsediliyor ama iktidar 'biz geldiğimizden beri faili meçhul yok' diyor. Kadın cinayetlerini faili meçhul saymayan bir iktidarla karşı karşıyız. Oysa insani, hukuki ve ahlaki bir devlet aklı, ilk önce kadınları yaşatır. Kadınları yaşat ki çocuklar, doğa, toprağın kültürü yaşasın” diye konuştu.
‘Narin olayı yüzyıllık bir dehşettir’
Narin Güran davası ile toplumsal sessizliğin yarattığı tahribata dikkat çeken Gülcan Alp, kadınların haklarını savunmaktan korkar hale getirilmesinin büyük bir sosyal çöküşü beraberinde getirdiğini belirterek, “Narin olayı yüzyıllık bir dehşettir. Küçücük bir köyde neler oluyor? Olay hala aydınlanmadı. Bu bizim kanayan yaramızdır. Bir sorunu sürekli halının altına süpürürseniz bir gün o halıyı açtığınızda toz bulutuyla karşılaşırsınız” sözlerini kullandı.
‘Kadınlar var oldukça toplumu düzeltebilir’
Son olarak, kadınların toplumsal dönüşümdeki öncü rolüne ve öz farkındalığın önemine vurgu yapan Gülcan Alp, kadın mücadelesinin hem aileyi hem de kenti düzeltecek temel güç olduğunu belirtti. Gülcan Alp, “Kendimizin farkına varalım. Kendimizin farkına varırsak yaşadığımız ailenin, toplumun ve devletin de farkına varırız. Kırmadan, dökmeden çocuklarımıza, arkadaşlarımıza ve yoldaşlarımıza nasıl destek olup yeni bir aile ve toplum inşa edeceğimiz bizim elimizdedir. Biz kadınlardan korkmayın, politik kadınlardan korkmayın. Unutmayın ki bu ülkede siz erkekleri de yaşatan, emek veren ve büyüten biz kadınlarız. Bizim adaletimize, bizim inancımıza güvenin. Eğer bizimle yol alırsanız biz ailemizi de düzeltiriz, kentimizi de düzeltiriz” dedi.







